Ölmedik diye, sağ mı sanıyonuz?

2

Bugün yaralıyım dostlar, kalbim kanıyor. Kalemimden kan damlayabilir. Kan tutanlar gözünü yumsun ayrılsın, vedâlaşalım.

Dün gece yarısına yaklaşırken İstanbul’ da Vodafone Arena yakını ve Maçka Parkı civarında meydana gelen iki kalleş patlama sonrası 44 vatandaşımız hayata gözlerini yumdu, yüzlerce vatandaşımız yaralandı. (Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim)

Patlama haberlerini duyar duymaz neler olup bittiğini öğrenmek için hemen CNN Türk’ü açtım. Gözüm telefonumda, bir yandan Twitter ‘da yazılanları tarıyor, beri taraftan kulağımı kabartmış televizyondan olayı anlamaya çalışıyordum.

Bu sırada canlı yayında açıklama yapmakta olan bir araştırma şirketi sahibinin henüz daha mel’un saldırıda ölen insanlarımız son nefesini vermemişken; olayı fütursuzca bir yerlere bağlamaya çalıştığına şahit oldum. Yaşanılan vahşet karşısında bir insanın ne denli duyarsızlaşabileceğinin güzel bir örneği olduğu için kendisini yürekten tebrik ederim!! Bir sürü canımızın acı kaybının kesin olduğu bir zamanda kişi; hiçbir acı, sızı, keder ve elem hissetmeden biteviye nasıl propagandaya girişir, şaşılası. Ses renginde en ufak bir değişim yaşamadan robotekleşmiş bir şekilde nasıl dünyadan uzaklaşır. Bu kontrollü davranışı için yakasına nişâne mişâne hepsi takılmalı. En azından ben taktım!

Ardından, bir yıl içinde 372 vatandaşımızın yaşamını elinden alan 17 bombalı saldırının gerçekleştiği 1837 canımızın yaralandığı canım Türkiye’min bu konulardan da sorumlu bakanı yutkunarak, yumruğunu sıkarak ‘intikamının alınacağını’ açıkladı. EYY! Sayın Bakan, biz bir yıldır milletçe yandık, bittik, kül olduk. İntikam istemiyoruz, beraberce dostça – kardeşçe yaşamayı diliyoruz. İntikam almadan önce canımızın alınmamasını sağlasanız nasıl olur? Siz sağlayamıyorsanız görevinizi sağlayan birilerine bıraksanız.

Kalleşler ve hainler bizi bombayla vurmuşken bazıları da attığı tivitlerle vatandaşını evinde, yurdunda sinirden adeta patlatmakta gecikmedi. Örnekse;

Sosyal medyaya düşen haberler ciğerimizi yakarken, insanlar yakınlarının fotoğrafını paylaşıp bulunması için çabalarken, sirenler çalar hastanelerde can pazarı yaşanırken önüme profesör de olan bir milletvekilinin iki tane tiviti düştü:

İlki 11.12.2016 saat 00:53 ‘de:

‘Beşiktaş’ta meydana gelen patlamanın zamanlaması bizce manidar. Tam da sabır, metanet, birlik ve mücadele günü. Dünya savaşının bir parçası bu.’

İkincisi 11.12.2016 saat 01:00 ’de:

‘Türkiye ’yi ömür boyu istikrara kavuşturacak ve Ülkemizin geleceğinin teminatı olan Başkanlık Sistemi Meclise sunuldu. Hayırlı olsun.’

Soruyorum şimdi: Elinizi vicdanınıza koyun, Kuran-ı Kerim ‘e basın, Allah’ın adıyla başlayın. Olaydan birkaç saat önce hayata dair umutları, hayâlleri, ideâlleri, yarınları kısacası bir insan olarak en tabii hakkı olan yaşama hakkına sahipken; şu an lime lime olmuş, yanarak tanınmayacak hâle gelmiş, parçaları stadın çatısından toplanan onca vatandaşın varken bir ‘insan’ sistemi, başkanlığı, mücadeleyi nasıl düşünür ve telâffuz eder?

O ağzından ‘hayırlı’ kelimesi nasıl dökülür. Halkın oylarıyla oraya gelen bir devlet görevlisi vatandaşından fersah fersah uzaklaşırken; kime neden, niye, nasıl hangi zihniyetle bu derece sarmaşıklaşır?

O yetmedi, beraberinde koruma ordusuyla dolaşanlardan biri ‘şehadet makamının en güzel hediye’ olduğunu söyledikten sonra, ‘bize bir şey olmaması Allah’ın himâyesinde olduğumuz içindir’ dedi ve ekledi ‘daha binlerce şehit verebiliriz, buna kimse ses çıkartmasın’ diye de altını bir güzel kalın kalın çizdi. Yüce Mevlâ’m kendisini korurken, 19 yaşında üniversite öğrencisi pırıl pırıl bir genci neden korumuyor, hiç anlamıyorum! Yoksa bunu da mı Gezi’ye bağlayacaklar. Artık söyledikleri hiçbir şeye şaşırmam, onu da söyleyebilir.

Ülkemizde yaşanan her katliam karşısında ciğerlerimiz cayır cayır yanarken, gözlerimizden yaşlar süzülürken, siyasetçilerin bizden bu kadar ayrışmış olması acılarımıza tuz biber ekmekle kalmıyor, dalga geçiliyor hissi de yaşatıyor. Ayrıca sorumluluğu sırtından atmak için sürekli ‘şehit’ kavramına sığınılmasını da kesinlikle tasvip etmiyorum. Ayıplıyorum.

Bunlar yetmezmiş gibi sabah çıkan özellikle ‘bir kısım’ gazete manşetleri gece yarısına doğru başımıza gelenlerden bir o kadar uzakta, sağduyudan bihaber, tuhaf bir kutlama halindeydi ki sorma. Bu akıl tutulması yüzünden tutulan nutkumuz neyin delice kutlandığını anlamamıza engel olurken; canım milletime TV’de bir günlük ulusal yas ilân edildiği okunuyordu. Ben utanıyorum. Gerçekten, insan olarak utanıyorum hem ölenlerden hem ailelerinden. Siz, neden utanmıyorsunuz merak etmiyor musunuz? Çok merak ediyorum, neden utanmıyorsunuz?

Çok çok üzgünüm. İnanın çok üzgünüm. Biz bunları hak edecek ne yaptık milletçe. Ne yaptık, ne?

Olayın bir yüzü böyleyken diğer bir grupsa sosyal medyada ha babam sağa sola saldırıyor. İçi öfke dolu bir cadı kazanı gibi fokur fokur kaynıyordu. Eline hangi görüntü geçtiyse düşünmeden paylaşıyor, ağzına ne geldiyse abuk subuk da olsa yazıyordu. Ne ölüp giden can, ne yakını, ne insan, ne varlık, ne toplum, etik metik gözetmeden zırvalıyordu. Artık aramızda katre kadar kalan saygı, sevgi, şefkati de yerin dibine gömüyor. Tekmeliyordu.

Yazımı bitirememekten korktuğum için bu bölümü en sona sakladım.

İnandığınız hangi din, ideoloji, düşünce sistemi. Savunduğunuz hangi değer, ne menem bi’ demokrasi, yönetim sistemi yahut oligarşi geri getirir bugüne değin yitirdiğimiz kişileri..

Her biri de bir anne evlâdıydı, emzirildi, büyüdü. Kuzu ya da aslan parçasıydı. Gelip aramıza karıştı. Canı yandı, sevdâlandı, sevişti, göbek attı, hüngür hüngür ağladı. Belki yanlışı vardı, yarın doğruyu bulacaktı. Ya da zaten örnek bir insandı. İngilizce öğrenmeye heves etti, ehliyetini de yeni almıştı. Belki iş bulamadı, gitti polis oldu. Hayat gailesi ya meret kirayı ödemek lazımdı. Sinek bile öldüremezken tuttu eline silah aldı. Ya da o sırada öylesine yahu! öylesine yoldan geçip gitmekteydi. Aslında ne yanık türkü yakar, efkâr bastı mı bi’ şarkı patlatırdı.

El kadar bebeğinin hiçbir şeyini göremeden devrildi bu yalan dünyadan. Artık bir daha kimse onun sevdiği gibi kızının saçını şefkatle okşayamadı. Karısının yüreği yalım aldı, ortasında hiç bitmeyen kor bir tohum kaldı. Anacığı başına katmer katmer kahırlı zifiri bir çember bağladı. Ocak söndü, heves gömüldü. Avlular mateme süpürüldü. Tatlı lokmalar kana bulandı, gülüşler cennete saklandı. Pabuçlar kapının önüne bırakıldı, şeytanı kovmak için evde tütsüler solutuldu. Mahâlleyi selâ sesleri kavurdu, el açıp Kuran-ı Kerim ayetleri göklere uçuruldu. Her şeyin hesabı mahşer-i devrana savruldu.

Kendimizi dağlara, taşlara, bozkırlara çalıyoruz. Ama inadına yaşıyoruz be şu kâhpe dünyada. İnadına yaşıyoruz.

Ölmedik diye sağ mı sanıyonuz?

 

2 YORUMLAR

CEVAP VER