Gazetecilik kuşku duyulduğu anda başlar

8

Eski gazeteciler, yeni yetmelere, sıkı sıkıya, “Aman oğlum/kızım, sana devletin/kurumun/şirketin gönderdiği basın bültenlerini olduğu gibi habere dönüştürme; gazeteciliğin temeli 5N1K ilkesine dayanır; o bültende yer alan her iddiayı ‘Acaba’ kuşkuculuğuyla değerlendir” tembihinde bulunurlardı.

5N1K “Ne, ne zaman, nerede, nasıl, neden ve kim” sorularının sorulmasına yöneliktir.

“Basın bültenleri gazetelerin reklâmcılarını ilgilendirir evlâdım” diye eklemeyi de unutmazlardı…

Şimdilerde farklı bir gazetecilik anlayışı hâkim hale geldi: Kuşku duyana ters bakılıyor

O zaman gazetelere ne gerek var?

Devlet birimlerinin kamuoyuna aktarmak istedikleri için çeşitli birimleri bulunuyor…

Elbette, yürekleri yakan bir kanlı eylemin yaşandığı ortamlarda hassasiyet şarttır. Bağrı yanık insanları rencide etmekten kaçınmak insanlık gereğidir.

Ancak, terörü lânetleyip, kim yaparsa yapsın terörün her çeşidine karşı çıktıktan ve hedef alınan kişilerin hayatlarına kast edenleri kınadıktan sonra, eylem üzerinde durmakta ve kâtillerin kim/ler olabileceğine dair görüşler açıklamakta ne mahzur var?

Kan, ancak böyle yapılır ve sonuç alınırsa, yerde kalmaz.

“Böyle de soru olur mu?” demeyin, çünkü artık bu da yapılıyor…

Geçmişte.. diyelim 1980’ler ve 1990’larda.. birbiri ardına işlenen siyasi suikastlarda.. devlette yönetici konumunda olanlar, kanaat önderliğine soyunanlar, gazeteciler.. hep bir ağızdan dindar kesimi suçlarlardı…

Prof. Muammer Aksoy.. Doç. Bahriye Üçok.. Uğur Mumcu.. Prof. Ahmet Taner Kışlalı

Arada ve sonra başkaları da var, ama bu insanlar bir kesim için simge isimler…

Ben o zaman da “Acaba?” sorusu eşliğinde, başka ülkelerde olup bitenlerle de mukayese ederek, farklı bir istikamete işaret ederdim…

En naziği “Öküzün altında buzağı aramışsın yine” olan ‘taktirsizliklere’ aldırmadan…

‘Susurluk’ kazası oldu ve devletin kirli çamaşırları ortaya döküldü.

Herkes o zaman ‘fâili meçhul’ bilinen eylemlerin aslında fâillerinin hiç de meçhul olmadığını öğrendi.

Bazı kitlesel eylemlerin de devlet adına hareket eden birileri müsaade ettiği için meydana gelebildiği düşünülmeye başladı.

Aferin mi bekledim? Hayır.

Görevimi yaptığımı düşündüm.

Kuşku, gerçeğe giden yolun taşlarını döşemeye yarar; gazetecinin görevi de gerçeklere ulaşılmasını sağlamaktır…

‘Devletin âli menfaatları’ diye bir kavram var; hemen her dilde karşılığı bulunan bir kavramdır bu. Eskiler onu ‘hikmet-i hükümet’ (‘raison d’etat’) diye formüle kavuşturmuşlardı.

Eh, hikmetinden sual olunmaz bir büyük güçtür tabii devlet…

Ancak o gücü kullananlar bazen yanlışlar yapabilirler… Gazetecilik de o zaman devreye girer…

Gazetecinin görevi: 1. O yanlışların yapılmasını engellemek için gözlemciliktir (İngilizcede bunun karşılığı olarak ‘watchdog’ sıfatı kullanılıyor)… 2. Gözlendiklerini bildikleri halde yine de yanlış yapmaktan çekinmeyenlerin yanlışını ortaya çıkarmaktır (buna da İngilizce ‘muckraker’ deniliyor)…

Bunun dışında yapılan işin başka ve çok da özendirici adları olabilir; ama ona ‘gazetecilik’ denemez…

Eskiden gazetelerde hikâye, roman, şiir alanında şöhret yapmış ediplere köşe verilirdi. Bugün bile zevkle okunan muhteşem yazı örnekleri vardır o dönemlere ait. Onlara ‘fıkra’ denilirdi ve ‘fıkra yazarları’ keyifle okunan yazılarıyla okuma-yazmayı özendirmişlerdir de bu ülkede…

‘Fıkra yazarlığı’ gazetecilik değildir.

Bugün de ‘fıkra’ tadında yazılarla okur karşısına çıkanlar var; çoğuna özeniyorum ben de…

Ancak ‘gazetecilik’ yapmayı tercih ediyor ve yazılarımda kimseyi incitmeden yanlışlar yapılmasını önlemeye, yanlış yapıldığını gördüğümde de eleştirmeye önem veriyorum.

Dokuzuncu köydeyim ve bu da zaten kendi köyüm…

Neden bu yazı?

Şundan: İstanbul’da Vodafon-Arena’da meydana gelen ve ülkemizi derinden sarsıp yasa boğan terör olayının, fâil olarak “PKK’dır” aceleciliğine kurban edilmek üzere olduğunu görünce, bazı olguları yanyana dizip, “PKK olduğundan emin misiniz?” diye soran bir mesaj göndermiştim takipçilerime…

Bugün bir gazetede –ben gazetenin internet sitesinde gördüm– kocaman bir fotoğrafım eşliğinde “Mesajı tepkiyle karşılandı” haberiyle karşılaştım.

Tepki görsem herhalde fark ederdim.

Sonra tepki çekecek ne var?

O saate kadar TAK üstlenmemiş… Resmi çevreler, yarım ağızla “PKK” diyorlar ve ben de “Emin misiniz?” diye soruyorum…

Geçmişte benzer sorular sordum, tepki çektim de ne oldu?

Biz burada (ocakmedya.com’da ve fehmikoru.com’da) gazetecilik yapıyoruz.

Tepki çekmek de gazeteciliğin kuşkucu damarının doğal bir sonucudur.

Mâruzatım bundan ibarettir efendim.

§§§§

8 YORUMLAR

  1. Fehmi abi aman dikkat
    Dükkanı mı kapattırnak istiyorsun. ?

    Vicdanlı harbi korkusuz bir sen kaldın elimizde. Sen ve ocak medya bizim sesimiz soluğumuzsun

    Gözünü seveyim. Bizi senden mahrum etme

  2. Şüphe insanı huzursuz ederse de,tehlikelerden de korurmuş.Kontrollü şüphe bazı konularda vazgeçilmezdir.
    Mesela,”kontrollü darbe kalkışması”iddiası ve içeriği bağlamında!.. Öyle vakıalar var ki nasıl şüphelenilmez? Şüphe iki tarafı keskin kılıçtır,bir tarafı kullanılışlıdır,işe yarar,öbür tarafı taşıyanı yaralayabilir:Vesvese ve paranoya boyutuyla ruh sağlığını bozar.Bu kadar ahkam kesmek yeter.Bir hatıramı paylaşarak bitireyim.
    MC iktidarı döneminde,yurtdışına gönderilecek öğretmenlerin mülakatındayım.Masonik ağırlıklı olduğunu sonradan öğrendiğim komisyonun başkanı,”şüphe insanı nura götüren yoldur” sözün yorumlamamı istedi.
    Aklımın erdiği,dilimin döndüğü,gençliğin elverdiği ölçüde birşeyler söylemeğe çalıştım.
    Bu söylem bir kaide ise,istisnaların kaideyi bozmayacağı da bir başka kaidedir dedim.Başkan,”mesela?”diyerek misal isteyince,demiştim ki:Mesela,bir müslüman için,kelime-i şehadet …
    Ardından bu bağlamda,”şüpheli gönül cennete gitmez” demiş “şeriatçı”damgasıyla veto edilmiştim.

  3. Fehmi Bey, keske bu kuskuculugunuzu 15 Temmuz darbesi icin de kullanabilseniz. O kadar cok soru isareti var ki (cogunu sizden ogrendik) ama o sorulara cevap yok. Arastiran kimse de yok. yuzlerce masum insan hayatini kaybetti. Binlerce masum insan hapislerde, binlercesi isini gucunu kaybetti. Sabahtan aksama kadar tv de ayni analizleri yapan insanlar… Halk olarak biz ne yaptik da bunlar basimiza geldi acaba? Selamlar

  4. BEŞİKTAŞ SALDIRISININ SEBEBİ MENBİÇ Mİ?

    Tecrübeli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak terörün sadece terör olmadığını her bir terör saldırısının içinde saklı mesajlar olduğunu ne yazık ki öğrenmiş bulunmaktayım. Bu minvalde yüreğimizi yakan, şimdilik 44 canımızı bizden alan (şehit ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilerim) Beşiktaş saldırısını soğukkanlılıkla ele aldığımda kafamda cevabını bulamadığım ama sormadan da edemediğim birkaç soru var. Bu soruları sizinle ve değerli okuyucularınızla da paylaşmak isterim.

    Yitirilen 44 cana ve onca yaralıya rağmen bu saldırıda terör örgütü açısından hedeflenen 3 haneli ölüm rakamlarına ulaşılamadığı için bence şükretmeliyiz. Saldırıyı detaylı bir şekilde incelersek 2 patlamayla aslında çok daha büyük şeylerin hedeflendiği, ne kadar çok insan ölürse kardır mantığıyla saldırının organize edildiği son derece açık bir şekilde görülüyor.

    Bu saldırının sebebinin şuursuzca kan akıtmak olmadığını deneyimli her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı anlamıştır diye tahmin ediyorum. Peki o zaman sebebi neydi bu katliamın gelin biraz fikir jimnastiği yapalım.

    Son gelişmeleri sıraladığımızda görüyoruz ki uluslararası basından anladığımız kadarıyla batı Rusya-Türkiye iş birliğinden son derece rahatsız. Rusya ve Türkiye’nin Suriye’de 5bin metrekarelik bir alanda güvenli bölge için anlaştığını çokça yazıp çizdiler.

    Türkiye El Bab operasyonuna başladığında Suriye tarafından Suriye havası bir süreliğine Türk jetlerine kapatıldı. Sonra Rusya bir şekilde devreye sokularak sorun aşıldı.

    Bu sorunları biz aşmaya çalışırken artık Esad için mi ABD için mi bilinmez YPG’li teröristler Afrin ve Menbiç’ten harekete geçerek El Bab’a yaklaştı. Türkiye hiç çekinmeden gerek jetlerini kullanarak gerek topçu birliklerini devreye sokarak gerekse sahadaki ÖSO güçlerini kullanarak YPG’li teröristlere ve arkasındaki güçlere El Bab’a dokundurtmayacağının mesajını net bir şekilde verdi. Tolga Tanış’ın pazar günü Hürriyet gazetesinde yazmış olduğu “İki müttefik El Bab’da kilitlendi” başlıklı yazısını dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

    Her şeye rağmen Türkiye destekli ÖSO güçleri El Bab için ciddi bir saldırı operasyonuna başladığı anda Türk askerlerinin bulunduğu karargâha şaibeli bir hava saldırısı düzenlendi. Devreye yine Türkiye ve Rusya arasındaki diyalog kanalı sokularak bu sorunun da üstesinden gelindi. Fakat ortada 3 Türk askerinin şehit olması ve onlarca askerimizin yaralandığı gibi bir gerçek bulunmakta ve Ankara tarafından konunun araştırıldığı ve peşinin de bırakılmayacağı görülüyor.

    Onca zamandır muhaliflerin elinde olan Halep’in bir kısmı artık tamamen Esad’ın eline geçti, Esad’ın zaferiyle ilgili kısmı dilerseniz Sputnik’ten okuyabilirsiniz. Mideniz kaldırırsa yapılacak olan katliamı da Anadolu Ajansından takip edebilirsiniz. Size anlatmış olduğum tüm bu El Bab operasyonu yolu boyunca Halep mahalle mahalle düştü. Şimdi bakmayın siz Diyanet İşleri Başkanlığının Halep için kampanya yaptığına, Türkiye anlaşılıyor ki masada El Bab için Halep’ten vazgeçti. Yine de emin olmamak lazım paket El Bab’la mı sınırlı yoksa içinde Menbiç ve Rakka da var mı şu anda bilmiyoruz. Halep gibi bir şehri sadece El Bab ve güvenli bölge karşılığında vermek pek de karlı bir anlaşma olarak görünmüyor çünkü. Kalan El Nusra kırıntıları ne tarafa savrulacak birkaç güne göreceğiz bakalım.

    Şu anda El Bab şehri kuzey, güney ve batı cephesinden kuşatılmış durumda. Doğu kısmı kaçmaları için açık mı bırakılacak yoksa o kısmı da kapatıp tam bir çember politikası mı uygulanacak göreceğiz. Fakat şunu iyi bilin ki IŞİD ne kadar direnirse dirensin burası onlar için kaybedilmeye mahkûm bir yer, yakın zamanda TSK destekli ÖSO güçlerinin şehri ele geçirdiğini medyadan öğrenirsiniz.

    İşin ilginç yanı 10 Aralık’ta uzman askerlerden oluşan bir TSK heyeti Menbiç’e Amerikan Özel kuvvetleri eşliğinde girdi ve YPG’li teröristlerin şehri ne derece terk ettiği ile ilgili incelemelerde bulundu. Bunun YPG-ABD ittifakı üzerinde ne derece etkileri olacak yakın zamanda görürüz diye umuyorum. Hali hazırda El Bab’ın Türkiye tarafından alınacak olmasının YPG cenahında yarattığı rahatsızlık ve bunun Rakka operasyonuna olumsuz etkileriyle ilgili açıklamalar ABD’li yetkililerce peşi peşine gelmeye başladı zaten.

    Tüm bu veriler eşliğinde yazının başındaki sorumuza dönersek ortada büyükçe kaybeden bir PKK görülmekte ve bu PKK Beşiktaş katliamıyla bize ve diğer aktörlere mesajlar vermekte.

    PKK bu saldırıyla kendi adına ya da Esad adına (Halep takasının olmadığını varsayarsak) El Bab’ın intikamını mı aldı acaba?

    Yoksa El Bab sonrası Menbiç’e yöneleceğini açıklayan Türkiye Cumhuriyeti’ne ayağınızı denk alın, Menbiç’e ilişmeyin yoksa büyük şehirlerinizi kana bularız, yeni bir terör dalgası başlatırız tehdidi mi yapıldı?

    Bu saldırıyla Esad’a, İran’a ya da bazı küresel güçlere ben hala aktif bir örgütüm, Türkiye’nin her yerini istediğim şekilde kana bulayabilirim ve emrinize amadeyim mesajı mı verildi?

    Şimdilik soru sayısını 3’te bırakalım ama bu yazıyı okurken şu yeni bilgileri de göz ardı etmemenizi rica ederim. Uzunca bir süredir kaybedenleri oynayan IŞİD ne hikmetse Palmira kentini tekrar ele geçirdi ve şu saatlerde de Esad’ın sahip olduğu Tiyas hava üssünü ele geçirmekle meşgul. Türk güvenlik otoritelerine dayandırılan bir habere göre IŞİD Esad ordusunun geride bıraktığı çok sayıda Manpads’i ele geçirdi. Bu denklem değiştirme gücüne sahip olan omuzdan havaya füzeye sisteminin yüklüce miktarda IŞİD’in eline geçtiğinin haberini bize veriyor. IŞİD sizce bunu Rus jetlerine karşı mı kullanacak yoksa Türk jetlerine karşı mı?

    Suriye savaşı denkleminde aktörler yeni pozisyonlar alıyor gibi görünüyor. Bakalım ne olcak…

  5. “Üzeyir Garih’in ölümü bu kadar basit izah edilemez. Bu işin altında büyük işler yatıyor, sorgulanmalı” ısrarımı sürdürdüğüm için o dönemde çalıştığım gazeteden refüze edilmem için büyük çaba harcayanların hepsi bugün gazete yönetiyor. Manşet kuruyor, hedefler seçip, birbiriyle çelişen senaryolarla tek bir değirmene su taşıma gayretkeşliğini gösteriyor. Sizin kuşkunuza “tepki çekti” diye haber yapanların kaynağı ve vücuda gelişleri o kadar kuşku dolu ki!..
    Bizim köyün ekmeği yavan ama vicdanı huzurla doludur. Ama dokuzuncu köyde nüfusumuz hızla artıyor, işte asıl mesele bu.

  6. suikastların arkasında birilerini aramak elbette doğru bir yaklaşımdır. Ancak bunu yaparken tetikçiyi ve bağlı olduğu örgütü inkar etmek ise teröristleri aklamak için yapılmış başka bir eylemdir. ve bu aklama eyleminin arkasında da başka birileri vardır.
    Fehmi koru durduk yere alenen PKK’nın yapmış olduğu eylem için PKK’yı aklamaya çalışmıyordur. veya FETÖ örgütünün işlediği suçlar için hedef saptırma yaptırmıyordur elbette! biz de bunun nedenlerini sorguluyoruz!

CEVAP VER