Güvenin vazgeçilmez değeri

0

Ülkesi olmayan ülküler bedeni olmayan ruh gibidir. İdealler toprak dediğimiz vatana öz ve değer katarlar. Yani aslında ülkü bir milletin var olma nedenidir.

Güven ise toplumları basit bir halk kalabalığı olmaktan çıkarıp var olan ideallerin etrafında toplanıp ortak hareket etmeyi sağlayan gönül tutkalıdır. Gönülleri toplayan, aynı amaç etrafında toparlayan, farklı atan kalpleri aynı yöne doğru sevk eden, onları beraber hareket etmenin getireceği başarıya tutsak eden iksirdir.

Mayası güven olan toplumlar ben değil biz eksenli yaşarlar. Güvenin inşa edilemediği toplumlar ise her ferdin tek başına hareket ettiği, ormanı değil yalnızlığı seçen bir ağacın tek başına varlık göstermesi gibidir. Bir ağacın, bir orman yanında bir ehemmiyeti olabilir mi?

Tek iseniz, bizi değil beni seçmişseniz eğer önce bir meltem eser ve bir kaç yaprağınızı alır sizden götürür. Sonra daha şiddetli bir rüzgar eser bir kaç dalınızı kırar. Sonrada şiddetli bir fırtına sizi kökünüzden, hayata bağlayan damarlarınızdan söker koparır. Birin değil bizin sembolü olan ormanlarda bunların yaşanma ihtimali nedir?

Bireyler arası ve devlete olan güven

Güven öncelikle bireyler arasında olur. Yatay düzlemde karşılıklı ve tecrübe endeksli olan bu güven bir olan bireylerin binler olması için hayati öneme sahiptir. Şah damarı güvendir dersek kuru kalabalıkları bir millet yapan şey yanılmış olmayız.

Öncelikle beraber hareket eden biz ruhu sorunları büyüten değil eriten bir etkiye sahip olur. Sorunlar karşısında sarsılmadan ayakta kalabilmenin iksiridir güven. Fertlerin birbirlerine güven duydukları toplumlar ilerlerken güvensiz toplumlar ise teklerler.

Her bir fert inşa ettiği modern medeniyetin bir taşı gibiyse, bunları bir arada tutan bağlayıcı, birleştirici güç ise güvendir.

Güvenin bir diğer yönü ise devlete olan güvendir. Bu dikey olarak yönetilenlerin yönetenlere ve tabi ki yönetenlerinde yönettikleri zümreye karşı güven duymasıdır. Fakat kritik nokta halk kendi arasında güven ikliminde kenetlenirken, devlete karşı kontrollü bir güven duymak zorundadır. Yani yöneticilerine karşı güvensizlik değil, tam tersi güvendikleri ümeralara karşı kontrolü elden bırakmaz ki doğan boşlukta güvenilir emirler boşluğa düşüpte güvensizlik ikliminden soluk almasınlar. Yönetenlerin kontrol edilmesi, halkın isyan etmesi veya kendisine amirlik yapanları yok sayması demek değildir. Tam tersi güvenin güçlenerek devam etmesi için doğru istikamette devam etmenin güdüleyicisidir.

Güvendiği devletini kontrol edebilmesi için toplumun elindeki en güzel araç sorgulayarak uygulamasıdır uygulaması gereken şeyleri. Yani kendisinden talep edilenleri sindirmelidir ki halk, ilk sürüncemede arkasını dönmesin kendisini yönetenlere ve onların ilkelerine.

İşte bireyler kendi aralarında inşa ettikleri güvenle kendilerine idarecilik yapanlara karşı kontrol ve denge eksenli bir itimat beslerler.

1730’de bir hamam tellağı olan Patrona Halil’in peşine takılıp isyan çıkaran Osmanlı halkında olan eksiklik Sadrazamına karşı olan güvendi.

1979’da İran’da milyonları sokaklara döküp Humeyni devrimine giden yolu açanda İran halkının Şah’a karşı olan güvensizliğiydi.

2011’de Hüsnü Mübarek’i deviren de Mısır halkının kendisine karşı duyduğu güvensizlikti.

2013 yılında Mısır Ordusu’nun Mursi’ye karşı darbe yapmasındaki ana nedende yine Mısır halkının askere karşı duyduğu güvendi.

2016 Brexit referandumuyla İngiltere’yi AB’den çıkmaya iten nedende İngiliz halkının AB’ye karşı duyduğu güven eksikliğiydi.

Son ABD Başkanlık seçimlerinde kimsenin beklemediği sonuçta seçmenin Trump’a karşı duyduğu güvenden çok Clinton’a karşı duyduğu güvensizliğin ürünüydü.

Tek sesli mi olalım?

Güven demek tabi ki tek seslilik demek değildir. Fikir tekelinin kurulması güvenin değil tam tersi güvensizliğin emaresidir. Çünkü siz farklı düşünenlerin sizin gibi düşünmesini istiyorsanız bu kendi fikirlerinize güvenirken, sizden olmayan fikirlere ise güvenmediğinizi gösterir.

Devletlerin halklarına güvenmedikleri yerlerde, hakim güç halkın kendisini seçmesinin bir tercih değil tam tersi bir zorunluluk olduğunu düşünür. Çünkü onlara göre halk yanlış, onlar ise doğrunun adıdırlar. Bu yüzden demokrasinin olmadığı, tek partili devlet sistemleri devletin yönettiği zümreye güvenmediğinin açık işaretidir. Bu tür devletlerde tabi ki halkta kendisine güven duymayan devlet yöneticilerine aynı şekilde güven duymaz ve ilk fırsatta gitmesi için harekete geçer. Yakın zamanda meydana gelen Arap Baharı bunun en güzel örneklerinden biridir.

Tek seslilikten çok güven aynı yüke aynı anda omuz verebilmek demektir. Güven yüklendiğimiz yükü aynı yöne taşıyabilme, aynı hedeflerde buluşabilme becerisidir. Güven ülkenin milli çıkarları için ortak paydalarda hareket edebilme yeteneği gösterebilmektir. Bu tek seslilik değil farkı seslerin ahenk içinde hareket edebilmesidir. Bu ahengi sağlayan unsur ise güvendir.

Fukuyama ve İbn-i Haldun’da güven

Tarihin Sonu teziyle bildiğimiz Francis Fukuyama “Güven (Trust)” adlı meşhur kitabında güveni şöyle açıklar, “İnsanların ortak amaçlar için gruplar halinde ve organizasyonlarda birlikte çalışabilme becerisidir.” Fukuyama’ya göre güvenin yüksek olduğu toplumlarda insanlar kendisiyle akrabalık bağı olmayanlarla da iş yapabilme ve bunun sonucu olarakta global çapta ekonomik güç olabilme başarısı gösterirler. Fukuyama’nın bu tezine gösterdiği örnekler ise ABD, Japonya ve Almanya.

İbn-i Haldun meşhur eseri Mukaddime’de açıkladığı teorisi Asabiyet de aslında güven üzerine kurulmuş bir teoridir. İbn-i Haldun’a göre asabiyet, “herkesin nesebine ve asabiyetine (aslına) bağlılığıdır. Allah’ın kullarının kalplerine yerleştirdiği soyundan geldiklerine ve yakınlarına şefkat ve bağlılık tabiatlarında vardır. Bunun sayesinde dayanışma ve yardımlaşma olur.” Kolektif yaşam, kolektif şuur diye de yorumlanan asabiyet kuramı İbn-i Haldun’a göre bu toplumlara güç ve üstünlük sağlar. Fakat birbirine güvenmeyen insanların kolektif şuur oluşturabilmeleri mümkün müdür? Veya devletin topluma, toplumun da devlete güvenmediği bir sistemde kolektif yaşam imkan dahilinde midir?

Güvenin özellikle Müslüman toplumlar da ifade ettiği önemi açıklamak için son peygamber Hz. Muhammed’in peygamberlik gelmeden önce bile sıfatının El-Emin yanı güvenilen insan olduğunu bilmemiz sanırım yeterli olur. Bu güvenin ve sonrasında etrafında oluşan güven halkasının İslamiyet’in dirilişin tohumlarını dünyanın dört bir tarafına serptiği asrı-saadete sebepler dairesinde kaynaklık ettiği ise diğer bir gerçek.

Kısacası, güven yürüdüğünüz yolda yolunuzu aydınlatan fener gibidir. Işıksız bir gözün mahiyeti neyse, güvensiz bir toplumun varlığı da budur.

CEVAP VER