Mecâz-ı Mürselimi Nasıl Nâkledeyim

2
kaynak: magnumphotos

Çocukluğumdan beri dayatılan hiçbir şeye boyun eğmeyen özgürlükçü bir yapıya sahibim. Bunu yapma dendiğinde inadına yaparım. Zuhur eden durum veya konuyu kavramak için mutlaka madalyonun diğer tarafını çevirir, bakarım. Bu tabiâtım yüzünden hiç kaybetmedim. Aksine, farklı bakış açıları geliştirmeme neden olduğundan, kaybetsem bile kazandım. Geçmişte eski bir arkadaşım bana ‘bir şeyinde normal olsun’ demişti. Bakın, bu hakkımda bugüne kadar söylenen en doğru tespitti. Kitap okurken dahi ilk olarak son sayfasını merâk eden az sayıda kişiden biri, o benim. Ne yapıcan arkadaşlar, işte bunlar hep orijinâllik!

weheartit.com

Kadın ve erkek bir ömür boyu empoze olan kurallar silsilesiyle örülü dünya düzeni içinde kendini var etmeye çalışır. Kurallara alerjimse ilkokul hayatımın başlamasıyla rakamlar yüzünden oldu. İlkokulda öğretmenimiz tahtada matematik dersi anlatırken; ben onu zihnimde karikatürize eder paraşüt takar, yamaçlardan aşağı atlatır, birlikte el ele yüzerken denizin dibindeki balıklara göz kırptırırdım. Ee tabii üçüncü tekrarda duyabildiğim soru geldiğinde sınıfta mıydım değil miydim, nasıl izah edeyim.

Geçen hafta Ocak Medya’da görevli bir arkadaşım bana sayfamı ziyaret eden kişi sayısı, cinsiyeti ve yaş aralığı ile ilgili bilgiler aktardı. ‘Doğal olarak’ nereden bilsin benim rakamlarla ve üstüne üstlük cinsiyetle ilgili nahoş münâsebetimi. Ayrıca, muhtemelen kafada tahtası atmış, tersini çevirip yerine kendi çakmış biriyle belki de hiç tanışmadı ki. Öğrendiğim raporla, elime okur kitlemizin yaş aralığının biraz yüksek olduğu ve çoğunluğu erkeklerin oluşturduğu bilgisi de geçince. Genellikle EQ ile hareket eden bendenizi tatlı bir dert aldı. Ne yapmalı, ne etmeli okuyucuma mecâz-ı mürselimi nasıl nâkletmeli…

fubiz.net

Birinci derdim: Henüz çaylak bir yazar özentisi olduğumdan, beni dikkatle izleyen gözlerin olduğunu hissettiğim an kasılıp kalıyor ve diyeceğim lafı öyle geveliyorum ki yavan, hiç hoşuma gitmeyen tatsız tuzsuz bir şey oluyor. Durumumu; konuşurken kekeleyen, şarkı söylerken bülbül kesilen ama ‘burada şair ne demek istemiş’ desen A bile diyemeyen biri olarak izâh edebilirim. Mazur görünüz efendim, büyüyüp serpilicem.

İkinci derdim: Yazar dediğin kişi; okurunu olduğu yaş ve ândan alır isterse geçmişe, gözü yerse taa üç yüzyıl öteye götürür. Diler, içli bir şansonun köşesinde dansa kaldırır başını pervâne dibi döndürür. Dilerse; üzerinden tufanlar kasırgalar estirir, kenara nazikçe bırakır. Baktı ki iyice yordu, ılık bir yaz gecesi arzu eder limonata, bir tık yüklenir beyaz şarap eşliğinde kumsala uzanıp, mehtâbı seyre daldırır. Keyfim ister; erkeğin içinde var olan diğer kromozomuna seslenir dişil hücrelerini harekete geçiririm, hedefim kadınsa dünyaya eril duygularla bakmasını sağlamaya çalışırım. İşte ben, okuruma anlatımımı tam olarak bunun üzerine kurarım.

Yazdığım satırlarda gezinmeyi seven kişi, istediği yaşa bürünebilir. Penceresini açıp bir kadının gözüyle dünyaya bakmayı deneyimleyebilir. İsterse o gün ‘dünya yaşını’ 17, 51, 63 ya da 91 seçer. Bu benim değil. Onun derdidir. Yine de ‘pek terbiyeli bir Türk kızı’ olarak peşin peşin söyleyeyim; arada ağzımdan argolar, ayıplı sözcükler, kaba saba seslenişler çıktığında benden yaşça hayli büyük olanlar lütfen bunu saygısızlık olarak algılamasın. ‘Delidir ne yapsa yeridir’ deyip geçsin, ehemmiyetle rica ederim. Bu anlayışlarından ötürü şimdiden kendilerinin ellerinden hürmetle öperim.

Üçüncü derdim: Yaş otuz beşi geçtiğinden midir nedir. Merdivenleri çıkıp inmekle ilgili son günlerde biraz fazla düşünmekteyim. Tam yeri gelmişken aç parantez yapıp, izninizle iki çift laf daha edeyim.

Geçen gün yirmili yaşlarını süren bir hanım kızımız tivitırda beni takip etti. Hesabına şöyle bi’ baktım, takibe takip yaptım. İtiraf ediyorum, ondan önce de market çalışanı çam yarması bir oğlanın bana ‘teyze’ demesiyle sarsılan benliğimi tamir için bu satırları çızıktırmaktayım. Aslında o an pek takmamıştım ama.. sanırım yanılmışım. Neydi, tivitır hiti hanım kızımız, benim onu takip ettiğimi görür görmez hemen nasıl bir paylaşım yapsa beğenirsin: ’Kırkından sonra da güzelliğinizi korumak elinizde!’

twitter.com

İşte Sevgili Dostlarım, kapitalist sistemin köle jargonundan inci boncuk taneleri. Genç nesil, sistemin elinde oyuncak olup güzelce parlatılan beyniyle varsın kırk yaşı, yaş almayı, yaşlanmayı hiç gitmeyeceği ama hep merak edilen o köy sansın. Bizi, kendi krallığımıza güllerin arasına bıraksın.

Mademki ordan bakınca bayağı bir olgunlaşmışım. O hâlde çifte kavrulmuş aforizmamı bi’ güzel ortaya karışık yapayım. Kırklar, elliler, altmışlar… Hem kadın hem de erkek için yaşamın lâyıkıyla yaşanacağı, eskiye nazaran kâinatı daha kolay kavradığın, toyluğun verdiği o ucuz komplekslerin – gelgitlerin en aza indiği insanın ne istediğini tam olarak bildiği muhteşem yaşlardır. Ayrıca, yaşımdan da hiç gocunup saklamam. Teneffüs ettiğim racona aykırı. Tepkim, sığlıktan ölen delikanlı ve lolitacıklaraydı.

Yaş almanın bir faydası da; kim ne dayatıyorsa hepsini teker teker sırtından eskisinden daha kolay atman. Sistemin gereksiz öğretilerine ölene dek hamallık yapmaya ne niyetli, ne de hevesli olmayı bıraktım. Mottom: İsteyen istediğini buyursun alsın. Çok da fifi. Bu lâfız çok uzadı, buradan eğitime hafif bir sıçrama yapalım.

Sistemin değil, kendi sevdiğim şeyleri söyleyebilmeyi seviyorum.

Geçen hafta açıklanan PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) ile eğitim sistemimizin içler acısı hali ortaya saçıldı. Bundan otuz beş yıl önce ilkokuldayken beni rakamlardan nefret ettiren, dolayısıyla kafamın matematiğe çalışmadığına inanmamı sağlayan çapraşık ve karmaşık sistemde görünen o ki hâlâ bir arpa boyu bile yol alınmamıştı. Şimdi sorsanız, çocukların çoğu benimle aynı fikirde. Niye peki? Sorun çocukta mı? Değil, sorun bilgiyi öğretim biçiminde.

Özellikle matematiğe bir türlü basmayan kafam yüzünden aptal olduğumu bile düşündüğüm için; çocukluğum boyunca zihnimde dur durak bilmeden çalan melodilerin esamisinden kimseye bahsetmedim. Sıradan bir gün evimizin önünde kaldırımda otururken, geçip giden insanlarla sessiz kısa filmler çeken hayâl oyunlarımı büyüklere anlatsam, gelecek tepkiyi artık buyurun siz seçin. Soluğuma halat atan kelimelerin dudaklarımdan içeri süzülüp yolculuğu ayak parmaklarımdan toprağa karıştığında sonlandırdığını söylesem, kesin beni tımarhaneye tıkarlardı. Ben de zaten anlamayacaklarından emindim, hepsini kendime saklayıp düş dünyamı genişlettim.

mflickr.com

Kim bize ezberletip, dayatıyor yapa yanlış bu kural yığınlarını. Kırk yaşında ağaran saçımızdan, gülünce beliren kaz ayaklarından, çocuk doğurduğumuz için sarkan göbeğimizden utanmayı. Yahut, birkaç kilo fazlamız var diye aynaya bakınca o harikûlâde bedenimizden tiksinip, saklamak için türlü çeşit hilelere başvurmayı. Hiç durmadan zaaflarımızın peşinde koşan ve karnını yakaladıklarıyla doyuran açgözlü yaratık ‘küresel sistem’ yeter artık düş üstümüzden!

Kendimize ve Dünya’ya Einstein’ın ‘Genel Görelilik’ kuramından hareketle bakarsak, biz hangi noktayı evrenin merkezi olarak kabul ediyorsak ‘big bang’ tam da o noktada gerçekleştiğine göre. Keşfetmeye önce kendimizden başlasak, ne çok vakit kaybetmedik mi?

Hayır, güzel arkadaşım hayır hayır. Sen çubuk adam bile çizemiyor değilsin. Beline değen o güzel saçlarına muhteşem bir şekilde lüle formu vermiş, ceylan gözlerinin üstüne hafif duman eklemiş, tenini görmeyi engel teşkil etmeyen dozda seçtiğin doğal renk pudrayla süsleyen akıllı bir kadın; bittabi resmetme yeteneğini sonuna kadar kullanmıştır. İşte buyur, kendini resmettin.

Bir ev hanımı; yoğurt mayalamak için sütü kaynama derecesine ulaştırır, ılınması için doğru zaman bırakır, kaliteli mayalanma için eklenecek gerekli gramajı dikkatle ayarlar. Ardından her iki malzemenin kaynaştırılmasında karıştırma hızı ve yönünü maksimum stabilize eder. Elde ettiği mayinin sarılması, uygun zaman dilimi sonrası yeniden açılması derken.. burun kıvırarak baktığımız yoğurt mayalama işinde bile fizik, kimya, biyoloji, matematik ve zekâ hepsini ama hepsini kullanmıştır.

twitter.com

Aslında insan; hem kendi bedeni hem de nefes alıp verdiği evrenin içerisine büyük bir ustalıkla gizlenmiş hâldeki matematik, fizik, kimya, edebiyat ve diğer bilimlerin hepsine yüce yaradılışı gereği vâkıf olduğundan; onları doğal olarak kullanmaktadır.

Ancak, bunları gizlendikleri noktadan çıkarıp aktarırken bizleri mahkûm ettikleri karmaşadan kurtaracak; aynı sadelikte, anlaşılır ve doğal bir biçimde bakirliğini koruyarak aktaracak parlak dimağlara ihtiyacımız vardır.

Yüzyıllardır aynı vâkur, asâlet ve tutarlılıkla onları anlamamızı bekleyen tüm varlık alemine selâm ve hürmetlerimle….

 

2 YORUMLAR

    • Yazımdan lezzet almanıza sevindim Erdinç Bey;
      Değindiğim konuları elimden geldiğince kısa tutmaya çalışıyorum. Siz de gayet iyi bilirsiniz ki her şey tecrübeyle sabit. Kulağıma küpe ettim daha fazla dikkat edeyim. Hayır duanızı teşekkürle aldım, kabul ettim. Bilmukabele Erdinç Bey. Ben de size sağlık ve esenlik dolu uzun bir ömür dilerim.

CEVAP VER