Kuantum Düşüncesi ve Islam

4
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Yazımın en başında, İstanbul’da, Kayseri’de, Berlin’de, Ankara’da ve dünyanın her noktasında silahlı terör sebebiyle vefat eden dünya insanlarına Allah’tan rahmet diliyorum.

Aynı zamanda silahsız terör yaparak, Ocakmedya’nın engellenmeye çalışılmasını da şiddetle kınıyorum.

Anlamak, anlayabilmek, anlatmak ve anlatabilmek çok önemli konular.

Kelimelere sizin verdiğiniz anlamlar ve karşınızdakinin onu anlaması.

Bu yüzden de meşhurdur ya: ‘Anlatabildiğin, karşındakinin anladığı kadardır’ cümlesi.

Bazı şeyleri tarif edebilmek, anlatabilmek o kadar zordur ki.

Öyle ki, roman çalışmamı yaparken, hepimizin bildiği patates kızartması kokusunu tarif edebilmek için saatlerce düşünmüştüm. Hiç bu kokuyu tanımayan birisine kelimelerle tasvir edebilmek…

Sizin bile şu an burnunuza gelmiştir o koku.

Evet, işte o kokuyu tasvir etmek.

Ya da zeytinyağlı taze fasulyenin ağızda bıraktığı o tat. Ne kadar zordur o tadı anlatmak.

Bu tat ve bu kokuyu anlatmanın, tarif etmenin zorluğunu siz de bir düşünün.

Ve diğer tarafta 23 yılda tamamlanan, tarım toplumunda gelen, en son, ekmel din dediğimiz İslam’ın ve Kuran’ın anlatılmasını tahayyül edelim.

Ne kadar zor.

Beş dakikada İslam’ı anlatırım diyen şarlatanları da duyunca, bu kadar mı diyor insan.

Bu kadar mı hafife alınabilir, bu kadar mı basitleştirilir?

Kuantum çalışmalarını bilirsiniz sizler de.

Eski fizik ve yeni fizik.

Işığın hareketlerı, dalga mı, parçacık mı.

Işık ışınlarının özgür, kendi keyfiyetine göre hareket etmesinin, bilim dünyasını şaşırtmasını.

Max Planck, Heisenberg, Niels, Bohr ve Schrödinger’in deneylerini.

Makro – mikro alem ve Kuantumun mikro alemde olması konusunu.

Einstein’in izafiyet teorisi ve ‘Tanrı, zar atmaz’ sözünü.

Kuantum araştırmaları ve yeni düşünce, Mistisizme ve insanların düşüncelerinin ne kadar önemli olduğuna, farklı bakışaçılarına, düşüncenin gücüne özgürlük kapılarını açtı.

Sebep-sonuç ilişkisini ortadan kaldıran durumlar, mucizenin mümkünlüğü konuları da bilimsel olarak açıklanabildi.

Din ve inanç bilimsel açıklanmalı mı?

Din deyince ne anladığımıza bağlı.

Ne anlıyoruz din deyince.

Bu, o kadar değişken bir terim ki…

Kimimiz inancı, imanı anlıyor.

Kimimiz ezoterik ve mistik hislerini din sanıyor.

Kimimiz sadece ahlak olarak algılıyor.

Kimimiz cennet ve cehennemi kazanmak için bir imtihan olarak görüyor.

Kimimiz insanların özgürlüğünü kısıtlayan kavram sanıyor.

Din kelimesi Kuran’da 92 yerde geçmektedir, üç ayette de çeşitli türevleriyle geçer.

Genel düşüncenin tersine, bu kelime çeşitli alimlerin ele aldığı gibi ‘DYN’dir.

Anlamları da; itaat, borçlanma, ceza, hüküm, örf, adet anlamlarına gelir.

Anlaşıldığı gibi deyn dediğimiz bu kelime daha çok hukuksal bir terimdir ve hukuka delalet eder.

Gerçek olan İslam’ı; objektif, öğrenmeye çalışan, ne olduğu hakkında fikir sahibi olup anlamaya çalışan birisine anlatabilmek çok daha rahat tabii ki.

Ama zihninde ezber bilgileri olanlar, sorgulanmamış dogmalarla bakanlar, kafasındakilere Kuran’dan ayetler bulup delillendirenlerle aynı düzleme gelebilmek takdir edersiniz ki, bir hayli zor.

Ancak Kuantum çalışmaları ve oluşan düşünce, bize İslam’ı olduğu gibi anlatma noktasında çok faydalar sağlıyor.

Fizik ve determinizm kurallarının işlediği makro dünya dediğimiz alan, hukuk ve sistemin bulunduğu ayetler, hükümler.

Kuantum mekaniğinin çalıştığı alan, indeterminist olan mikro alan da, insanın kendi algısı ile İslam’a, Kuran’a baktığı, anladığı, anladığı kadar kendi islam anlayışını oluşturduğu alandır.

Kuran ve İslam’a baktığımızda; hukuku, yönetimi, ekonomiyi görürüz.

Din Devleti demiyorum, dikkatinizi özellikle çekmek isterim.

Hukuk, hukukun işlemesi ve hukuk sistemini ifade ediyorum.

Kuantum mekaniğinde olduğu gibi; insanın yani toplumdaki bireyin Kuran’ı okuması, anlaması ve kendi özel İslam algısını inşa etmesi.

Peki inanç dediğimiz alan nerede?

İşte kişinin kendi İslam’ını oluşturduğu alanın içinde. Bu yüzden kimse inancından dolayı hakir ya da üstün görülemez.

Bu nasıl oluşur?

Kendini düşünme ve farkındalıkla başlar. Bu yüzden inancın oluşması için ayetlerde ‘kainata bak, tefekkür et’ emri vardır.

Farkındalık, kendini, toplumu ve dünyayı algılama.

Ve inancı belirleme ve inanma.

Bu da Mekke’de 23 yılda tamamlanmıştır. Yani imanın şartı altıdır, bunları ezberle çocuğum mantığıyla değil.

Bunun en güzel örneği; Peygamber’e gelip, ‘ya Resulullah, aklımda sorular, şüpheler var’ diyen şahsa Peygamber’in verdiği cevaptır: İşte tam inanma budur.

Kendi İslam’ını oluşturma; kişinin kendi şartlarına uyan fıkhi sonuçlara ulaşmasıdır.

Bunun için okumak ve araştırmak gerekir. Kuran’ın ne dediğine bakmak gerekir.

Örnek: Bir kişi işinden dolayı orucunu tutmakta zorlanıyor. Azimet ve ruhsatı düşünür. Ya tutar ya tutmaz.

Hep kendime sormuşumdur; insanlar hac ibadeti yaparken namazları birleştirir, iş hayatında zorluk olmasın diye neden namazları birleştiremez?

Kendi İslam’ını oluşturma durumu, kuantum alanıdır. Determinizm kuralları yoktur.

Çünkü her an değişim vardır, farklı şartlar vardır ve genel geçer kurallar yerine, ‘din şartlardır’ kuralı mevcuttur.

Kuantum dünyasıdır burası.

Çünkü insan baktığı gözle kendine ait İslam algısını ortaya koyar. Yani deneyi yapan, deneyin sonucuna etki eder. Kişi kendi hayatından sorumlu olduğu için, kişinin hayatı kendi yaptığı deneyi gibidir.

Her birey kendi hayatında kendi İslam algısına göre fıkhi hükümleri çıkarır ve yaşar.

En küçük topluluk aileden itibaren din diye dayatılan İslam değil, HUKUK dediğimiz İSLAM başlar. Sistem ve hukuk anlayışı yani.

Daha sonra mahalle, şehir, ülke ve dünya.

Yani aileden itibaren bütün dünyayı kuşatan aslında; öbür dünya endeksli, cennet-cehennem sonuçlu, korkuya dayanan din değil.

Tamamiyle hak-görev dengesine dayalı bir hukuk sistemidir.

Bu yüzden İslam ve Kuran; genelin anladığı din anlayışını değil, bilimi ve hukuku sunmaktadır.

Pekala neden bu böyle anlaşılmıyor?

Neden farklı anlayışlar var, neden bunlar bilinmiyor?

Çünkü o derece gelişmişlikte değil müslümanlar ve dünya.

Ne der hadiste: ‘Neye layık iseniz, öyle idare edilirsiniz’.

Neye layık iseniz, onu yaşarsınız.

Şu an siyasi İslam dayatılıyor.

Siyasi islam diye sunulan aslında koca bir yalan.

Neden?

Çünkü dendiği gibi olsaydı; İslam’ın hukuk yönetim sisteminin tek teorisyeni, yazarımız Sn. S. Karagülle bu iktidar tarafından çoktan danışman ilan edilir ve kendisine bir araştırma merkezi tahsis edilirdi.

Neden olmadı?

Çünkü kendisi hukuku ve bilimi sunuyor. Siyasi İslam’ı değil.

İslam ve Kuran, hukuku ve bilimi sunar.

Şu an mevsim cahillikten yana. Okumadan uzak olmaktan yana. Duyduğuna inanmaktan yana. Anlamadan karalamaktan yana. Okumaya başlamadan nasıl cevap veririm diye düşünüp, okuduğunu anlamamaktan yana. Kendi çıkarlarını din gibi göstermekten yana. ‘Allah de yeter’ mantığı ile dünyaya bakmaktan yana.

Peki neden bu yazıyı kaleme alıyorsun diye soruyorsunuzdur.

Nasıl olsa öğrenme ve anlama gayreti yoksa eğer.

Yazıyorum.

Çünkü gerçek bu.

Çünkü normali bu.

Her geçen gün anormalleşen dünyada, normali yaşamak için.

Neden kaleme alıyorum.

Müslümanım diyenler için değil, dünyadaki iyi insanlar için, normali yaşamak isteyen insanlar için.

Pseudo insanlar, müslümanlar, örgütler, gündemlerle normali unutturup anormallik yaşatmaya çalışanlar bilsin diye yazıyorum.

Ey dünyalılar! Normali ve insanlığımızı yaşamak istiyoruz, anlıyorsunuz değil mi…

Sevgiyle kalın…

4 YORUMLAR

  1. Kaleminize sağlık. Yalnız aşağıdaki durumu merak ettim.
    “Bunun en güzel örneği; Peygamber’e gelip, ‘ya Resulullah, aklımda sorular, şüpheler var’ diyen şahsa Peygamber’in verdiği cevaptır: İşte tam inanma budur.”
    Kaynak rica edebilir miyim?

  2. Öngördüğünüz din, Protestan-İslam anlayışını yansıtıyor. Yüzyıllar önce İslam bilim çevrelerinde tartışılmış konular bunlar. Ancak bugün bir takım Batılı terminolojiyle süslenerek yeniden gündeme taşınıp, ilk defa keşfedilen bir fikir gibi sunulması Euro-İslam projesinin bir parçası olmalı. Zira burada bireysel İslam anlayışı ile din hücrelere hapsedilmekte, sosyal doku ve onun kontrolü bilinçli olarak kaybedilmektedir. Ortaya çıkan boşluğu da kimsenin itiraz edemeyeceği evrensel değerler (!) dolduracaktır. Hücre sadece kendi besinini ve işlevini düşünecek, ait olduğu dokunun bünyedeki fonksiyonundan habersiz yaşayacaktır. Bu şekilde dini beynine hapsolmuş bireyin kontrolü de daha kolay olacaktır. Sosyal, kültürel ve dini aidiyet bağlarını koparan, geleneği ortadan kaldıran sakat bir düşünce yapısı bu.

  3. Bırakın bu işleri siz hocam. Daha faydalı olabileceğiniz bir alan bulun. Bir de en azından kaynak göstererek paylaşımlarda bulunun ki muhabbet ekmek teknesi sohbetlerinden bir üst seviyede dursun. @Ahmet Biçen

CEVAP VER