Eleştiri Kültürü

2

Eleştiri Kültürü

Eleştiri Kültürü

Geçen yıl Aziz Sancar’ın Kimya alanında aldığı Nobel ödülü günlerce ülkemizde büyük sevince neden oldu. Akademik olarak övünülecek bir başarıydı.

Peki Şikago Üniversitesinde sadece Nobel ödüllü hocaların arabalarını park ettikleri bir yer olduğunu duydunuz mu? Üniversitenin o kadar çok Nobel ödülü alan hocası var ki onlar için ayrı bir park yeri tahsis etmişler. Bakın ABD’den bahsetmiyorum, ABD’deki kaliteli 10, hatta 15 üniversitenin sadece birinden bahsediyorum.

Neden peki biz de bir kişinin aldığı ödüle sevinmek için, ki bu profesörümüz de ABD’de yaşıyor, yıllarca beklenilirken, ABD’de ve Avrupa’da bu tür başarılar artık yaşamın bir parçası haline geldi?

Libya’dan ve Suriye’den yüzlerce hatta binlerce insan ölme ihtimallerinin çok yüksek olduğu bir deniz yolculuğuyla Avrupa’ya geçmeye çalışıyorlar. Ve bir çoğu da maalesef ölüyorlar. Neden ölme pahasına Avrupa’ya geçmeye çalışıyor bu insanlar? Ölüm pahasına bile olsa Avrupa’ya geçmek daha mı iyi Libya’da ve Suriye’de yaşamaktan?

Ülkesinde ABD konsolosluğu olmayan İran vatandaşları Amerika’nın Ankara ve İstanbul konsolosluklarında aylar öncesinden ABD’ye vize alabilmek için sıraya giriyorlar. Büyük şeytan deyip, her fırsatta bayrağını yaktıkları bir ülkeye girebilmek için aylar öncesinden vize mücadelesi. Neden bu insanlar beğenmedikleri bir ülkeye gidebilmenin gayretindeler? Niçin yaktıkları bayrağın gölgesinde yaşamak için gün sayan binlerce İran vatandaşı var?

Bu tür soruların sayısını arttırabilmemiz pekala mümkün.

Peki cevabı ne bu soruların. Amerika’nın ve Avrupa’nın sosyal ve ekonomik refah seviyelerinin yüksek olması, yaşam standartlarının, eğitim kalitesinin, sağlık hizmetlerinin, güvenli yaşam imkanının dünya standartlarının  üstünde olması… ve daha bir çok neden.

Asıl sorulması gereken soru ise neden bu seviyeye diğer ülkelerin ulaşmakta sıkıntı çektikleri.

Sorun çok çetrefilli ve bir çok yönden derinden incelenmesi gerekirken ben en önemli sıkıntılardan birine işaret etmek istiyorum: Eleştiri kültürü.

Eleştiri kültürü bir toplumun en küçük ferdinden, en büyük ferdine kadar karşısındakini dinleyebilme, duymak istemediklerini duyabilme yeteneğini sergileye bilmesidir. Diğer bir ifadeyle, kendisiyle aynı fikirde olmayan, veya farklı yönleriyle olayı değerlendirmek isteyenlerinde kendisiyle beraber yaşama hakkına sahip olduğunu kavrayabilmesidir.

İlk aşaması olan dinleyebilme yetisinin yanında, ikinci aşaması da muhatabının söylediklerini herhangi bir art niyet aramadan gerçek manasıyla değerlendirebilmedir. Yaptığınız iş sizin için mükemmel görünebilir fakat başka birinin işinize bakıp eksik veya uygun olmadığına inandığı şeyleri söyleyebilmesi sizin için bir değerdir. İşte bu aşamada muhatabın eleştirilerini işindeki eksiklikleri ortadan kaldırmaya yarayacak bir fırsat olarak görüp en ince ayrıntısına kadar değerlendirmek eleştiri kültürünün diğer bir aşamasıdır.

Eleştiri kültürünün oturduğu modern toplumlarda sizi eleştirenin her söylediğini doğru kabul etmeniz gerekir diye bir kural yoktur. Fakat sizi eleştirenlerin görüşlerini dinlemeniz ve de işinizin kalitesini arttıracaksa değerlendirmeniz gerektiği yazılı olmayan bir kural haline gelmiştir. Başarının yolunun, eleştirilere kapalı olmaktan değil tam tersi en doğru şekilde değerlendirebilmekten geçtiğine inanılır.

Siz eleştirilmeyi bir eksiklik olarak değil tam tersi işinizi mükemmelleştirecek bir fırsat olarak görür, insanların işinize bakıp fikirlerini söylemeleri için nerdeyse yalvarırsınız. Evet yanlış değil, insanlar eleştirilmek için imkan yaratırlar.

Böyle bir eleştiri kültürünün temelinde ki mantık eleştirilerin insanların kişiliklerine, dini aidiyetlerine, siyasi görüşlerine veya etnisitelerine yönelik değil sadece yaptıkları işlerine yönelik olmasıdır. Yani siz muhatabınızın eline değil elindekine bakar ona göre fikrinizi ifade edersiniz. Daha açık bir ifadeyle işi yapana değil, yapılan işe eleştiriler yöneltilir. Bu hem eleştiriyi yapan için, hem de eleştirilen için kişisel kısır döngülerden kurtulup, rasyonel ve kaliteyi arttırıcı değerlendirmelerin ortaya çıkmasına neden olur.

Yapıcı eleştiri olmalı, yıkıcı değil   

Eleştiri kültürünün yerleştiği modern toplumlarda gözlemlenen diğer bir noktada eleştirilerin yıkıcı değil yapıcı olmalarıdır. Yaptığınız bir eleştiri varsa bir eksikliği dile getirip, işin daha iyi olmasını sağlamak içindir. Yıkıcı eleştiri ise kişisel veya art niyetli, muhatabınızı motivasyon ve iş yeteneği olarak bitirmek amaçlı yapılan sübjektif eleştiridir. Bu tür eleştiriler pek dikkate alınmadığı ve takdir edilmediği için modern toplumlarda hoş karşılanmazlar.

Bu sert eleştiri yoktur anlamına gelmez. Fakat eleştirinin belli bir dozunun olduğu ve görülen en büyük hataların bile dile getirildikten sonra nasıl çözülebileceğine dair bir yol haritası sunulduğudur. Görülen yanlışları veya noksanlıkları ifade etmek ne kadar büyük bir marifetse, yardımcı olabilecek yolları sunabilmekte en az o kadar marifetli bir iştir.

İşte bu yüzden gelişmiş toplumlarda başka birinin işini eleştirmek ve eleştirilmek beklenilen ve istenilen bir yoldur. Bu hem sizi hem de karışınızdakini daha iyi olmaya götüren bir yoldur.

Fakat gelişmekte olan ülkelerde en küçük eleştiri bile hakaret olarak algılanıp, hem eleştiren hem de eleştirilen olayı kişiselleştirip, eleştirilere kulak tıkamayı tercih ederler.  En çok takdir edilen daima övülmektir.

Unutulan nokta ise herkesin işlerinizi övmesi sizin için bir iyilik değil tam tersi kötülüktür. Çünkü sizin işinizin kalitesini arttırmanız aynı şeyleri tekrar etmenize değil her seferinde daha iyisini yapabilmenize bağlıdır. İşte buda sizin göremediğinizi görenlerinde fikirlerini dikkate alıp, onlara kulak vermenize bağlıdır.

Sözün özü eleştiri kültürü modernleşmenin olmazsa olmaz şartlarından biridir.

 

2 YORUMLAR

  1. Eleştiriden vazgeçtik, fikirlerini, düşündüklerini paylaşan insanlarda azaldı. Sizin yazınız gibi Ocak Medya’da çok değerli yazılar var. Okuyucu yorumları yok denecek kadar az. Benzer yazılar Alman gazetelerinde olsa yüzlerce okuyucu yorum yazar.

  2. Guzel dusunceler ama gercekci degil. Elestiri Kulturunden once “toplum” olmak gerekir. Bunun ana sarti da “ortak payda”dir. Ana dunya gorusu benzer olan insanlar toplum olabilir. Boyle bir grubun icindeki elestiriler de asiri uclara kacmaz ve karsilikli olarak kabul gorur.
    Ufak bir test sorusu: “Koalisyon” dusuncesinin ocu olarak goruldugu bir yerde tek bir toplum var diyebilir miyiz?

CEVAP VER