Hallederiz Düşüncesi ve Alman Usulü

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Kelimeler ve tarzlar vardır insanları tanımaya yarayan. Ve sadece insanları değil, sosyal grupları ve toplumu.

Kullanılan kelimeler kişinin hayata bakışını yansıtır. Olumlu mu, olumsuz mu bakar hayata.

Kelimeler vardır, insanların hayattaki stilini sergileyen.

Türkiye’de de yıllardır bilinen bir söz vardır: ‘Alman usulü’.

Öğrenciler arasında yaygındır sanırım genelde. Yeterli paraya sahip olmadıklarından dolayı, sadece kendi hesaplarını ödemek istedikleri için derler: ‘Alman usulü olsun’.

Birçok insanımız merak ediyor olabilir, gerçekten Almanya’da böyle midir, Alman usulü var mıdır diye.

Evet, insanlara sorulduğunda ‘getrennt oder zusammen’ diye, genelde getrennt=ayrı denerek hesaplar ödenir.

Bu usulün Almanya’dan mı yoksa Hollanda’dan mı kaynaklandığı tam olarak bilinmemektedir. Önemli olan; bu şeklin sosyolojik tahlili ve bizim toplumu tanımamızda yardımcı olması noktasıdır.

Almanlar bildiğiniz gibi programlı, makinalaşmış bir hayat içinde yaşayan, bir centi bile düşünen (İkinci dünya savaşı ve sonrasında çekilen yokluğa dayanan bir durumdur), duygularını çok ifade edemeyen bir toplumdur. Yakın çevremdeki dostlarıma da ifade etmişimdir. ‘Kapalı kutu’ gibisiniz diye. O kutuyu açmak ve kendilerini dışa vurmaktan çekinirler her zaman. Bu özellikler, tabii bizim toplumumuza çok farklı ve yabancı gelmektedir. Bundan dolayı da avrupadaki ve Almanya’daki Türkler çoğu zaman biraz da olumsuz tarzda konuşarak eleştirmiştirlerdir bu durumu.

Alman usulü dendiğinde; bireysel hayat tarzını, aşırı tutumlu olmayı, küsuratlı zaman birimlerini düşünürüz.

13.42 yada 13.19’da hareket eden trenler, hoş karşılanmasa da kabullenilen onbeş dakikalık akademik gecikmeler, randevulaşmada kimlerin gelip, neler hazırlanacağının en ince ayrıntısına kadar ayarlanması gibi ve benzeri birçok örnekler.

Eğer siz de böyle ayrıntıları, programlı olmayı seviyorsanız, tabii ki sizin için de çok güzel bir yaşam tarzı haline geliyor.

Toplumun bu özelliği doğal olarak devlet yapılanmasına ve resmi kurumlara da etki ettiği için, devletteki çalışan sistem de bütün olarak programlı ve kurallarla oluyor.

Hangi parti iktidara gelirse gelsin, aslında çok da aşırı farklılaşmalar olmuyor. Bazı küçük içtihat farklılıkları olsa da, devlet ve yönetim sistemi doğal rayında devam edip gidiyor. Anormal durumlarla karşılaşıldığında hızlı manevra yapma yeteneği yapamama gibi olumsuzluklar olsa da, insanlar sistemden memnun oldukları için, seçimlere katılım da Türkiye’ye nazaran daha düşük sayılarda.

Böyle bir yapıda ve sistemde yaşayan biri olarak, Türkiye’ye bakınca çok farklı bir manzarayla karşılaşıyor insan.

Üç-dört yıl aradan sonra ailemle Türkiye’ye tatile gittiğimizde bunu daha iyi anlamıştık. Daha sınır kapısından girdiğimizde duymuştuk aslında meşhurlaşmış ama bizim için yabancı olan ifadeyi: ‘Hallederiz abi’

Aracınızı çekin, evraklar ve diğer işlemleri hallederiz… Kaç dakika sonra, nasıl ve diğer sorular zihnimizde, beklemeye başlamıştık.

Daha sonra yüzlerce kere duymuştuk aynı ifadeyi.

‘Hallederiz abi, sorun yok. Hallederiz abi, sıkıntı yok. Hallederiz abi…

Almanya gibi makinalaşmış bir yapıdan sonra bu ifade, bizim için korkunç birşeydi. Çünkü belirsizliğin belirsizliği…

Bu tatil tecrübesinden sonra şimdi daha iyi anlıyorum gazetecilerin neden sevilmediğini. Gazetecilerin neden soru sormasından rahatsız olunduğunu.

5N kuralı zihinlerde olunca, hallederiz mantığı sanıyorum gazeteciler için de korkunç bir durumdur. Bu yüzden gazetecileri susturmak için çabalar harcanıyor diye düşünüyorum. Ve ne yazık ki, özellikle şu günlerde..

Cumhuriyet dediğimiz ülkenin yönetim şeklinin değiştirilmek istendiği bir zamanda Meclis TV’nin kapalı olması da garip bir durum.

Hallederiz mantığıyla oluşturulan bir sistem değişikliği olduğu aşikar iken, hala bu inatlaşmayı anlamak da mümkün değil.

Akplilerin ve sayın Erdoğan’ın ve çevresindekilerin gözden geçirmesi gereken birkaç konu mevcut.

Birincisi; dini söylem ve dini temalardan rant elde ediyor iseniz, o dinin sistem düşüncesini, hukuk mantığını, istişare müessesesini kale almanız gerekmektedir. Aksi takdirde Avrupa’da konuşulduğu şekliyle dini kullanan siyasetçi konumuna düşersiniz.

İkincisi; çok daha iyi sistem diye anlattığınız başkanlık sistemini aldığınız oya dayanarak bir akp sistemi olarak halka sunamazsınız. Bunun karşısında muhalefet edenler bu kadar çok ise, demek ki siz karşınızdakilere birşeyleri anlatamamışsınızdır. Bunu yapamazken, nasıl bir sistemi kabul ettirme çabası içindesiniz.

Üçüncüsü; dövizin artışında ifade edilen sözleriniz ‘milletimizin duasıyla bu sorunu da aşarız’ gibi, sonuç getirmediğini farketmişsinizdir. Duayla, sert söylemlerle çözümler bulmak mümkün değildir. Belki halk bu davranış şeklinizi beğeniyor olabilir. Ama başkanlık geldikten sonra da, Avrupa ve dünya ile birlikte çalışma yapmak zorunda kalacaksınız. Bugün itibariyle dolar tekrar fırlamış durumda. İnatlaşmanın ne Türkiye’ye, ne Ortadoğu’ya ve dünyaya fayda getirmeyeceğinin farkına varın artık  lütfen.

Başkanlık sistemi ve başkanlığın kendisi sihirli bir değnek değildir. Toplumdaki kaç akpli ocakmedyayı objektif kalarak okur bilemem, ama başkanlık geldikten sonra bu akpli vatandaşlarımız hayal kırıklığına uğrarlarsa hiç şaşırmasınlar.

Başkanlık geldikten sonra da terör olacak, dolar yükselecek, işsizlik ve enflasyon olacak, toplumda güller açmayacak.

O yüzden çok iyi düşünülerek, toplumun her kesiminin katılımı sağlanarak bir sistem değişikliği hem daha mantıklı ve hem daha geleceğe dönük olacaktır.

Almanya Osmanlı’dan mı almıştır eyaletlerle yönetimi tam bilemiyoruz ama çok güzel çalıştığı aşikar. Madem sistem değişikliği olması için uğraşılıyor; gelin eskiden olduğu gibi tekrar eyalet sistemine geçilsin ve yerinden yönetimi yeni sisteme eklensin.

Ama ne yazık ki; bunları objektif olarak, düşünceye dayalı tarzda, karşıdakini damgalamadan konuşamıyor insanlar.

Bir tarafta; sonuna kadar sorgulamasız destekleyen, başkanlığı savunan akp. Diğer tarafta; tamamiyle karşı çıkan ve çözüm ve teklif sunmayan, düşünmeden ve fevri davranan chp. İkisi arasında da; devlette yerleşmeye çalışan ve yerleşen, kadrolaşan, durumu çok kurnazca kullanan bir mhp.

Buradan bakınca insan gerçekten çok şaşıyor. Hayret ediyor. Uğultu halinde, birbirini dinlemeden tartışma yapan iki büyük grup ve geleceği oluşturacak bir sistem değişikliği süreci.

Sizlere de garip gelmiyor mu, biraz üzerine düşündüğünüzde.

Başkanlık adaylığı maddesine bakınca; kırk yaşını doldurmuş olmak, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmak ve yüksek öğrenim yapmış olmak dışında başka bir şart yok.

Merak ediyorum!  Akpnin kurucu ‘anavatan ruhunu canlandırmış’ kadroları bu yeni süreçte neler düşünüyorlar?

Sayın Gül çok uygun birisi olarak ofisinde çalışma içerisinde.

Acaba benim aklıma gelenler, sizlerin de, ya da başka insanların da aklına geliyor mu?

Sevgiyle ve bilgiyle kalın…

2 YORUMLAR

  1. Alman usulünü izninizle biraz açmak istiyorum. Alman usulü sık yaşadığım bir durum. Bu usul insanların bir araya gelmesini kolaylaştırıyor. Herkes kendi hesabını ödediği için tanıdıkların, arkadaşların buluşmalarına katılım da yüksek. Buluşmalarda veya davetlerde, birisi masrafları ödemek istiyorsa, bunu önceden belli eder. Örneğin: Filan lokantaya yemeğe gidelim mi veya orada buluşalım mı sorusu, herkes hesabını kendi ödeyecek anlamındadır. Ama sizi orada yemeğe davet ediyorum, denirse, hesabı davet eden ödeyecekir anlamına geliyor.

  2. Hüseyin beyin belirttiği gibi Alman usulu güzel bir usul.
    Hallederiz e gelince.
    Bizde insanlar kendi haklarının neler olduğunu dahi bilmiyorlar.Kendilerine hizmet etmesi gereken hatta vazifesi hızmet olan meslek erbaplarına karşi adete kendilerin köleleştirerek onu yüceltiyorlar. Bu da Türkiyedeki geneliklede politikacılar tarafından istismar ediliyor.Seçmenlerini halederizle oyalayıp rahatlarına bakiyorlar.

CEVAP VER