Kimse Kızmasın, Referandum Üzerine Yazdım…

5
1990 yılında İzmir'de doğdu. Lisans ve yüksek lisansını ekonomi alanında Sabancı Üniversitesi'nde tamamladı. Şu anda UPenn'de doktora çalışmasına devam etmektedir.

Ekonomi biliminin amaçlarından bir tanesi geçmiş gözlemlere bakarak ilerisi hakkında tahminde bulunmaktır. Mesela cep telefonu satışlarının önemli bir kısmının taksitli olarak satıldığı görülüyor. Bu veriye dayanarak cari açığın ve kredi kartı borçlarının önüne geçmek isteyen devlet ise bir kaç yıl önce çözümü taksitli cep telefonu satışını yasaklamakta buldu. Peki sonucunda ne oldu? Vatandaş belki kredi kartı ile taksitli cep telefonu alamadı, ama onun yerine taksitle hediye kartı aldı ve onu kullanarak cebine son model bir telefon koydu.

Buradaki sorun devletin vatandaşları değişmez kabul etmesinde. Halbuki geçmişteki davranışlar o günün kanunlarına, çevresine, hayat şartlarına uygun olacak şekilde verildi. Eğer bunlardan bir tanesinde değişiklik yapacak olursanız insanların davranışlarında da değişikliğe neden olursunuz. Dolayısı ile artık eski gözlemleriniz geçersizdir. Devlet kredi kartı ile taksitli cep telefonunu yasakladı diye insanlar iPhone almaktan vazgeçmezler, bir yolunu bulur yine o telefonu alırlar.

Bunun ekonomi literatüründeki adı Lucas’ın eleştirisidir. 1970’lere kadar ekonomik politika tavsiyesi veren insanlar bir değişkenin değişmesi ile birlikte bireylerin de karar verme şeklinin değişeceğini hesaba katmıyorlardı. Bireylerin hayatlarına aynı şekilde devam edeceklerini varsayıyorlardı. Ekonomi Nobel ödüllü Robert Lucas bu yöntemi eleştirerek yerine alternatif bir model öne sürdü: rasyonel beklentiler kuramı. Bu kurama göre bireyler bu değişimin nelere etki edeceğini hesaba katarlar ve ona göre davranışlarını da değiştirirler.

Türkiye bir değişimin eşiğinde, yaklaşık 20 gün sonra referandumda Türkiye’nin yönetim sisteminin değişmesini oylayacağız. Cumhurbaşkanlığına geçelim mi, geçmeyelim mi?

Cumhurbaşkanlığını savunan kişilerin açıklamalarını olabildiğince takip etmeye çalıştım. Fark ettiğim hep benzer noktalar üzerine kurulu argümanlar: var olan sistemdeki koalisyon dönemlerinin kötülüğü, hızlı karar alamama, darbeler, koalisyonlar, bunun karşısında yeni sistemin getireceği istikrar, ekonomik büyüme ve ülkemiz üzerine oynanan oyunların, terörün cumhurbaşkanlığı ile birlikte son bulması.

Bunları duyunca insanın evet diyesi geliyor tabii ki. Kim kavgasız gürültüsüz, her işin düzgün gittiği, refahın arttığı, çatışmanın olmadığı, hiç şehit vermediğimiz bir düzen istemez ki? Bunları duyunca ben de heyecanlanıyorum tabii. Ama biraz daha bakınca bunun nasıl olacağına dair hiç bir şey göremiyorum, bu da beni kuşkuya düşürüyor.

Sanıyoruz ki biz bugünkü yapılan yanlışların önünü kapatırsak başka yanlışlar olmaz. Evet, bugüne kadar yaşadığımız olayları bazı önlemler alarak engellememiz mümkündür; ama asıl yapmamız gereken bugüne kadar yaşanan olaylara göre bir sistem kurmak değil, bundan sonra yaşanabilecek olaylara göre bir sistem kurmaktır. Mesela bugün dış mihrakların ülkemizde oynadığı oyunlardan muzdaribiz. Belki yeni sistem ile bugünkü oyunları durdurabiliriz. Ama bunun etkisi birkaç yıl sürer, sonrasında yeni sistemin açıkları bulunur ve yeni oyunlar kurulur.

Ben kendimi bildim bileli iktidarda AK Parti’nin olduğu söylenebilir. Dolayısı ile ondan öncesi, koalisyon hükümetleri hakkında pek bir fikrim yok, sadece okuduklarımdan öğrendiklerim var. Hükümetin kurulup kurulamayacağı belirsizliğinin hiç şüphesiz ki çok büyük maliyeti vardır. Ama Cumhurbaşkanını biz seçtiğimizde ve hükümeti de o kurduğunda bütün bu sorunlardan kurtulacak mıyız?

Öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi ülkenin yarısından çoğunun desteğini alacak başka bir kişinin gelmesini beklemek zor. Dolayısı ile daha sonraki seçimlerde ilk turda birisinin seçilmeme ihtimali yüksek. Böyle bir durumda iki seçenek var, ya partiler anlaşıp bir aday üzerinde yoğunlaşacaklar, ya da her parti kendi adayını gösterecek. İkinci seçenekte ortalama olarak en yüksek oy alan partinin oy oranının yüzde otuzlarda olduğunu düşünürsek ilk turda kimse seçilemeyecek, ve ikici turda da en iyi ihtimalle yüzde 30 oy almış bir kişi cumhurbaşkanı olacak demektir. Örnek olarak Fransa seçimlerine bakalım. Şu anki cumhurbaşkanının ilk tur oy oranı ne dersiniz: %28. Peki ondan önceki cumhurbaşkanı Sarkozy’nin: %31. Daha önceki cumhurbaşkanlarının durumu daha da iyi değil. Böyle bir durumda yüzde 30 oyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı bütün hükümeti tek başına kuracak demektir. İlk durumda, yani partilerin bir adayda anlaştığı durumda, ilk turda yüzde 50 üstüne çıkma ihtimali var, ama bu durumda da kurulacak hükümetin koalisyondan farkı ne olacaktır bilmiyorum. Seçilen cumhurbaşkanının hükümeti kendisini destekleyen partilerden kurması gerekiyor, aksi taktirde halkı kandırmış olacağı için meşruiyeti de tartışmalı olacaktır. Koalisyonların bitip halkın seçtiği hükümet fikri çok güzel de, gerçekte bu olacak mı, soru işareti…

Bu değişikliğin nasıl olacak da bir anda ekonomiyi uçuracağını da anlayabilmiş değilim. Yatırımcılar yönetim şekillerine bakmazlar, nerede yüksek getiri varsa oraya yatırım yapmak isterler. Cumhurbaşkanlığının bize getireceği şey belirsizliği ortadan kaldırması olabilir. Ama zaten Türkiye’de 15 yıldır tek başına iktidar var ve hükümetin en çok vurguladığı noktada ülkeye getirdiği istikrar. Hiç şüphesiz ki Türkiye bu yıllarda çok gelişti, ama şunu da kabul etmek gerekir ki son 5 yıldır ekonomik olarak tıkandık. Artık istikrar tek başına yetmiyor, başka şeyler yanında gerekiyor. Dolayısı ile istikrarın devam edeceğini söylemek tek başına ekonominin uçması için yeterli değil.

Son olarak da seçilme yaşına değinmek istiyorum: yeni anayasa ile birlikte 18 yaşındakiler de milletvekili seçilebilecek. Maddeyi hazırlayanlar büyük ihtimalle 18 yaşlarındaki hallerini hatırlamıyorlar, ya da yeni nesli pek bilmiyorlar. Ama benim için birkaç yıl öncesi gibi. Ve emin olun 18 yaşındakilere yasama hakkı vermek istemezsiniz, kendimden ve çevremden biliyorum. 18 yaşındaki bir insanın yolu yasalarla kesişmiş midir ki yasama yapacak seviyede olsun? Ben ilk kontratıma herhalde üniversiteyi bitirdikten sonra ev kiraladığımda imza attım. Ondan önce bir mukavele ne zaman okudum, hatırlamıyorum. Doğru düzgün yasa bile okumamış ben herhalde nasıl yasa yapılacağını da bilemezdim. Bu maddeyi savunanlar ise 18 yaşındakilerin seçmen olmasında sorun olmadığına göre seçile de bileceğini söylüyorlar. Seçmek ve seçilmek aynı değildir. Seçerken verdiğiniz kararın ağırlığı 50 milyonda 1 iken seçildikten sonra vereceğiniz kararın ağırlığı 600’de 1’dir (yeni anayasa ile birlikte). Seçmen ile seçilenin verdiği kararın ülke üzerine etkisi eşit değildir. Dolayısı ile bu ikisini bir göstermek mantıklı değil.

Ben aslında siyaset ile ilgili yazı yazmıyorum, alanım ekonomi. Ama bu normal bir siyasi olay değil. Türkiye’nin geleceğini tartışıyoruz. Dolayısı ile kendi fikrimi beyan etmem gerektiğini düşünüyorum.

Bu sadece bizi etkileyecek bir oylama değil; çocuklarımızı, torunlarımızı, bizden sonraki bütün kuşakları etkileyecek bir referandum. O yüzden sadece düne bugüne bakarak karar veremeyiz, gelecekte oluşabilecek olayları da göz önünde bulundurmamız gerekir. Unutmayalım ki bugünkü iki başlılığı yaratan durumu 2007’de referanduma sunan AK Parti ve onu onaylayan da yine bugünkü insanlar, bizlerdik. Üstünden 10 yıl bile geçmeden o yasanın çift başlılık yarattığı ortaya çıktı. İyi ama yasa tasarlanırken bu düşünülemez miydi? Bu kadar öngörülebilir bir şeyi bile ıskaladıktan sonra bugünkü köklü değişimin neleri ıskalamadığını nereden bileceğiz? Belki bir kaç sene rahat edeceğiz, ama sonra insanlar sistemin açıklarına kendilerini adapte edecekler ve belki de başladığımız yerin de daha gerisine gideceğiz.

Duam ülkemiz için en hayırlısı ne ise onun olmasıdır (buradaki hayır ‘hayr’ manasındadır).

5 YORUMLAR

  1. Bugün herkes bilir ki; hangi devlette, hangi toplulukta olursa olsun, her iş için belli bir eğitim seviyesi ve belli miktarda deneyim aranır. İş ilanlarına baktığınızda bunu hemen görürsünüz. Mesela “üniversite mezunu ve en az 5 yıl deneyimli”, “lise mezunu ve 3 yıl deneyimli” gibi.
    Milletvekilleri “yasa ve anayasayı” yapacak kimselerdir. Meclisin ana görevi “yasama” görevidir. Elbette başka görevleri de vardır ama yasama öncelikli görevidir.
    18 yaşındaki bir insan olağanüstü akıl ve yetenekleri yoksa hangi hukuk bilgisine ve kollektif çalışma deneyimine sahip olabilir ki?
    Teorik olarak (benim görüşüm olarak) söylüyorum; en az, insanın okuduğu süre kadar da uygulama yapması halinde o konuda yetkin bir konuma ulaşabilir.
    Yasa yapma görevi en az doktora seviyesi, anayasa yapma görevi de en az profesörlük seviyesi gerektirir. Bunlar da yaş olarak 25 ve 31 yaşlardır. Eğer okurken fiilen çalışmamışsa, -inanın bana- onun bilgisi de denenmiş ve kesinleşmiş değildir.
    Referandum maddeleri arasına konulan 18 seçilme yaşı anlaşılmaz, anlamsız, garip bir durumdur. Bunu akıl tutulması olarak görüyorum.
    Saygılarımla.
    H.Kayahan

  2. Omer Faruk bey, bu siteyi surekli takip ediyorum ama, ilk defa bir yazara yorum yaziyorum. Yazilariniz cok guzel, muhakeme orgusu, sectiginiz ornekler, cok iyi bir analizci oldugunuzu gosteriyor. ilerde ulkemizin cok buyuk kalemlerinden biri olabileceginizi tahmin edebiliyorum. Sayin Fehmi beyin nesi oldugunuzu bilmiyorum, Fehmi beyde cok degerli bir yazar, insallah sitenin daha gelistigine okuyucu kitlesinin arttigina sahitlik ederiz, su anda sitenin, durdugu tarafsiz yer itibariyle ve maalesef ulkemizdeki toksik ortam nedeniyle bu mumkun olmasada, gelecegin hem ulkemiz hemde yazdiginiz site icin cok guzel gunlere gebe oldugunu dusunuyorum. Bu duygularla oncelikle yazilarinizdan dolayi tebrik, sonra bize bu guzel yazilarla ziyafet cektiginizden dolayi tesekkur ederim.

  3. Yasiniz kucuk ama masallah bilginiz oldukca buyuk, ellerinize saglik. Sizin tanitiminizda Burda ABD yasadiginiz yazili, bundan dolayi burdaki kutuphane (library) sisteminide iyi bildiginiz icin bir gorusumu sizinle paylasmak istiyorum.
    Ben Kanadada yasadim kutuphaneyi cok severim vede her zaman giderim. burada 19 yilimi bitirdim.
    Kanada ve Amerikada yasadigim mahalelerde oturan Turklerde var Kanadada daha fazlidi, tanimasam dahi sokakta her zaman bir Turkce konusanla karsilasirim.19 yildir gittigim bu kutuphanelerde 3 kez bir Turkle karsilastim seneler once Kanadaya yerlesmis tek basina yasayan bir Profosor neden oldugunu bilmem ama evlenmemis ve cocugu falan yoktu. Ben Buna inaniyorum eger arastirmaci ve okumayi(thasil)haricinde seven bir millet olsaidik herhalde su an bu durumda olmazdik.
    Alaninizin siyaset olmadigini yazdiginiz icin yukardaki bu ornegi sizinle paylasmak icin yazdim.Demekki insanlar yasamak icin sadece kendi meslekleri ile yetinmemesi gerek sizin yaptiginiz gibi yapmalari gerek. Siz arastirip okumus, ve ogrenmissiniz,Onun icinde o bilgilerinizide bizler ile cok acik ve net olarak surukleyici bir yazi ile paylasmisziniz.
    Saglikli, hayirli basarili bir hayat dileklerimle Allaha emanet olunuz.
    Bu guzel yaziniz icinde tesekurler.

  4. Bugün herkes bilir ki; hangi devlette, hangi toplulukta olursa olsun, her iş için belli bir eğitim seviyesi ve belli miktarda deneyim aranır. İş ilanlarına baktığınızda bunu hemen görürsünüz. Mesela “üniversite mezunu ve en az 5 yıl deneyimli”, “lise mezunu ve 3 yıl deneyimli” gibi.
    Milletvekilleri “yasa ve anayasayı” yapacak kimselerdir. Meclisin ana görevi “yasama” görevidir. Elbette başka görevleri de vardır ama yasama öncelikli görevidir.
    18 yaşındaki bir insan olağanüstü akıl ve yetenekleri yoksa hangi hukuk bilgisine ve kollektif çalışma deneyimine sahip olabilir ki?
    Teorik olarak (benim görüşüm olarak) söylüyorum; en az, insanın okuduğu süre kadar da uygulama yapması halinde o konuda yetkin bir konuma ulaşabilir.
    Yasa yapma görevi en az doktora seviyesi, anayasa yapma görevi de en az profesörlük seviyesi gerektirir. Bunlar da yaş olarak 25 ve 31 yaşlardır. Eğer okurken fiilen çalışmamışsa, -inanın bana- onun bilgisi de denenmiş ve kesinleşmiş değildir.
    Referandum maddeleri arasına konulan 18 seçilme yaşı anlaşılmaz, anlamsız, garip bir durumdur. Bunu akıl tutulması olarak görüyorum.
    Saygılarımla.
    H.Kayahan

  5. yazınız ve yorumunuz bana göre çok akılcı ve mantıklı ama yazı başlığınız hoşuma gitmedi, neden birilerinin kızmamasını istiyorsunuz, herkesin memnun olması hele bugünkü ortamda mümkün değil ki!

CEVAP VER