Referandum, Türkiye’de demokrasi gelişiyor mu?

5
Adelina Sfishta
1987 yılında Kosova-Podujeva'da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV'de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.
Bosna'dan..

Referandum değerlendirmelerine ilişkin, Türk basınında katılmadığım önemli bir kanaat var.

Referandumda çok farklı siyasal görüşlerin bir araya gelebilmesi, demokrasi standartlarında bir gelişim ve buna bağlı olarak da yeni bir siyasi ittifak gibi sunuluyor. Sedat Ergin gibi çok tecrübeli bir gazetecinin bile bunu “Türk siyasetinde en ilginç ittifak” olarak yorumladığını görüyoruz.  Otoriterleşmeye karşı duruşun ve demokrasi kaygılarının bu muhalif grubu oluşturduğunu ifade ediyor Sedat Ergin.

Bunun gibi daha bir çok kıymetli gazetecide bu kanaat oluşmuş. Hatta sosyolojik yorumlarda da yer yer rastladım bu bakışa.

Ben bu görüşlere katılmıyorum. Herkesin kendine göre gerekçelerle referandum konumunu belirlediği bu tablodan “Alice harikalar diyarında” lezzetinde müthiş bir demokrasi gelişimi yorumuna ulaşmak doğru bir analiz olmaz, olsa olsa “arzular” olur. Okuduğunu anlamada dünya sonuncuları arasında olan, kitap okumayan, televizyonkolik olmuş bir toplumun demokrasi için adım atması pek mümkün değil. Türk toplumu demokrasi için bir şey yapmış değil. Demokrasiyi de anladığını zannetmem.

Şekli yönden baktığınızda, fikirleri birbirinden çok farklı grupların “hayır”ın ardında kümelenmiş olmalarının elbette bir anlamı var. Ama daha dikkatle bakmak gerektiğini düşünüyorum. Yapılacak yanlış değerlendirme, yarın meydana gelecek politik gelişmeleri önceden tahminde ve Türk siyasetinin evrilmesini anlamada bizi başarısızlığa götürebilir.

Referandumun anayasada meydana getireceği değişiklikleri ve ortaya çıkaracağı sonuçları, ne  Evet ne de Hayır  diyenlerin tam bildiklerini kabul edebilir misiniz? Siyasi organizasyonların konuyu anlatmaya çalıştıkları ve taraftarlarını belirli ölçüde bilgi sahibi yaptığı düşünülebilir. “Tek kişinin yönetimi olacağı”, “partili cumhurbaşkanı olacağı”, “daha güçlü Türkiye” gibi birkaç kavramın topluma etki ettiği görüldü. Ama kararların, bu gibi teknik veriler dışında oluştuğunu düşünüyorum. Tercihlerde bilgiye dayalılık yerine peşin hüküm veya partilerin menfaat analizleri daha ön plandaydı.

Hayır çalışmaları yapmış olanlar toplumun çok değişik politik alanlarından, bu doğru. Bu durum Türkiye’de demokrasinin gelişmesinin işareti olarak yorumlanıyor. Bence her grubun “hayır gerekçesi” farklı ve demokrasi adına “ortak kesişim alanları” oluştuğundan veya oluşabileceğinden emin değilim. Referandumda şeklen bir araya geldiği görülen grupların, bir başka konuda, hatta demokrasiyi doğrudan ilgilendiren bir konuda bile, tamamen farklı yönelimleri olabilecektir.

Söz gelimi “Kürt” meselesinin halli bir takım köklü demokratik adımların atılmasını gerektirebilir. AK Parti, partinin elde edeceği politik faydaları ve kendi desteklediği Kürt partilerinin avantajlı çıkması durumunu dikkate alacak ve meseleyi genel demokratik gelişim konteksinde değerlendirmeyecektir. CHP “Atatürkün askerleri kliği” yüzünden belki de yerinden kımıldayamayacak, MHP referandumdaki konumundan çok farklı bir yerde olacaktır.

Görüldüğü gibi referendum konumlanması partilerin kendileriyle ilgili bir değerlendirmeye dayanıyor. Konunun demokrasi ile alakası yok.

İzniniz olursa kendi düşüncelerimi söyleyeyim. Bu düşünceler genel için yapılmıştır. Demokrasi ve demokratlık adına referanduma yaklaşanlar elbette vardır, ama bunlar çok küçük gruplardır diye değerlendiriyorum. Evet de diyenin hayır da diyenin demokrasi ile bir alakası olduğunu zannetmiyorum. Keşke olsa milletimiz adına çok sevinirdim.

AK Partili olup da hayır diyenlere yakın duran gruba baktığımızda; partinin dini meselelere daha az önem verir hale gelmesinin ve dindarlıkla alakası hiç olmayan insanların lider etrafında kümelenmesinin etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. AK Partinin kuruluş yıllarındaki insanların partiden uzaklaştırılmış olmasının bir kırgınlık yarattığı da dikkate alınmalıdır. Yani kararları “Erdoğan”a karşı olmakla ilişkilidir.

AK Parti ile MHP ortaklığı, iki parti açısından da “faydacı” bir anlayışa dayanmaktadır. Demokrasi ile zerre miskal alakası yoktur. AK Parti evete ulaşmada MHP’nin %11 civarı oylarını dikkate almıştır. Elbette iki partinin tabanlarının belirli değerlerde uzlaşabilecek olmaları, birbirlerini tercih etmelerinde makul ve mantıklıya işaret eder. AK Parti HDP oyları ile de aşabilirdi %50’yi, ki HDP ile AK Parti arasında kolayca ittifaka gidebilecek bir zemin var, ama AK Partinin milliyetçi seçmen kitlesinin partiden uzaklaşması sonucunu doğuracak bu ittifak, çok riskli bir tercih olurdu.

MHP’de ise, parti içi mücadeleyi kaybedeceğini düşünen Bahçeli AK Partinin gücüne ihtiyaç duymuş böylece iki partinin uzlaşı alanı oluşmuştur. Referanduma konu teşkil eden meselelerde MHP’nin daha önce tamamen farklı görüşte olması beraberliğe mani olmamıştır. MHP’nin bu tercihinin demokrasi ile alakasını kurmak mümkün değildir. MHP içinden çıkan muhalifler de benzer şekilde değerlendirilebilir.

CHP’nin hayır demesi kendine göre doğru bir tercih ama “Atatürkün askerleriyiz” söyleminin demokrasi ile alakası yok. Hatta partinin demokrasiyi hala kavramadığına işaret eder. CHP son zamanlarda HDP’ye yakınlaşıyor ama bunun ne kadarı demokrasi kalitesini yükseltmekle ilgili ne kadarı CHP’yi daha geniş kitlelere ulaştırmakla ilgili iyi bakmak lazım.

HDP ise, AK Partinin parça parça ettiği parti ve belediye yönetimlerini toparlamak ve HDP yerine başka kürt siyasal hareketlerini ikame etme çalışmalarını durdurabilmek için, kendini AK Parti karşıtı konumlandırdı. HDP kürtçülük sarmalından ve PKK silahlı hareketinden kendini kurtaramadığı müddetçe iddia ettiği her bir şey demokrasi kavramının fersah fersah ötesinde olacaktır. HDP AK Partinin baskılarını durdurabilmek için hayır ekibinde olmuştur, demokrasi için değil.

Bütün bu duruşlar içinde hiç mi demokrasi etkisi yoktur derseniz elbette vardır. “Kendileri için demokrasi” dersek ben de Sedat Ergin gibi diyebilirim müthiş bir demokrasi.

Demokrasi işaretlerini görebilmemiz için ahlak ve adalet kavramlarının toplumda yükseldiğini görmemiz gerekir öncelikle.

Bir toplumda ahlak ve adalet yükselmiyorsa, demokrasinin yükselmesini beklemek, olsa olsa Sedat Ergin’in “İncili Kaftanı” okumadığının işaretidir.

Ey azizler keşke bu asil millet dedelerinin asaletine yeniden kavuşabilse, ne güzel olurdu. Ne müthiş bir demokrasi olurdu.

Ali Bayramoğlu’nun, ömründe bir kitap bile okumamış insanlar tarafından dövüldüğü bir ülkede demokrasiden bahsedilebilir mi?

 

Saygılarımla

5 YORUMLAR

  1. Yine Tüylerim diken diken oldu:( Aynen katılıyorum, bazı yerlerde Fehmi Koru yazıyor sandım ama zenginlik katmış. Yine kitabın orta yerinden konuşmuşunuz. “Demokrasi işaretlerini görebilmemiz için ahlak ve adalet kavramlarının toplumda yükseldiğini görmemiz gerekir öncelikle.”
    Sadece Devlet Bahçelinin referanduma götürmek için destek vermesi ile ilgili kısımda farklı düşünüyorum. Başka bir nedeni vardır onun…
    Birde o resim Bosnanın neresindeymiş çok merak ettim, cevap veremiyceksiniz belki ama bilen bir arkadaş söyler belki inş.

  2. Bence Bahceli tam da yazida denilen nedenden destek verdi AKP’ye. Bahceli’nin davraniz ve kararlarinda “derinlik” aramak en buyuk hatadir. Capi belli biri, ne yazik ki senelerdir MHP’nin basinda ve partiyi guduk birakiyor.

    “Hayir” diyenlerin “Erdogan karsitligi” disinda fazla kesisen bir yonunun olmadigi da dogru. Belki Meral Aksener CHP secmeninin onemli kesiminden de oy alabilir ama HDP’den alamaz, Erdogan’a karsi girdigi bir baskanlik seciminden. CHP’nin herhangi bir adayi ise MHP’nin cogundan, Saadet Partisinden v.s. oy alamaz.

    Saadet Partisi kucumsenmesen, gonul vereni genel secimlerde aldigi oydan cok daha fazla, tahminim %5 civarinda ki bu onumuzdeki senelerde %7’ye kadar cikabilir.

  3. Dışarıdanlık taşıyan, içerinin körlüğüne teslim olmamış objektif, eleştirel ve nesnel bir bakış bize ne olduğumuzu söyleyebilir…
    Bu yazı onlardan biri…

    Bir memleketin gün yüzü görebilmesi için demokratik bir zemine, dahası olgun bir demokratik zihniyete ihtiyacı var…
    Demokratik zemin ve zihniyet inşası ortak bir çabayı gerektiriyor…

    Vahşi bir faydacılığa indirgenmiş çoğulculuk nihayetinde ömür törpüsüne dönüşüyor…
    Memlekette iktidar paylaşılan ve herkese demokratik olarak dağılan bir araç olmadığından, nimetlerin adil dağılımı bir türlü sağlanamadığından, iktidarı isteyenin başka, elde edenin başka olduğu kibir arenaları meydana geliyor…

    Sığ bir retorik altında hamasete muhtaç bir söylem ve eylem alanı ortaya çıkıyor…
    Bu kişiliksizliğe mahkumiyet kaçınılmaz bir kimliğe dönüşüyor…
    Gerçeğin özgürleştirici gücünden mecburi bir kaçışa dönüşüyor her şey…

    Bir türlü bağımsızlığını, bireyliğini, özgürlüğünü, eşitliğini ve otonomluğunu varlığına ekleyememenin hüsranını yaşıyoruz…
    Hatta bunda ısrar etme talihsizliğine mahkumuz nicedir…

    Oysa yaşamaya çalışıyoruz sadece, ne isek o olmak isteyerek…

    • Dediklerinize genelde katiliyorum ama bunun ne suclusu ne de cozum mercii AKP, ya da herhangi baska bir siyasi parti. AKP sadece sonuc. Toplum uzun zaman icinde evrilerek belki degisir, o da belki.

      • Yorucu bir kısır döngü içinde zaman, enerji, moral, kaynak, dahası insanlığımızı kaybediyoruz.
        Amaçlar yerine araçlarla gereğinden fazla meşgulüz. Faniyiz ama, dünya açlığı had safhada.
        Dikkatimizi asıl olana yöneltmekte sorunlarımız var.

        Lakin öğrenme güçlüğümüz mental körlüğümüzden.
        Aslında yargılayacak, bütün suçu üzerine yıkacak kişi ya da merciler de aradığımız söylenemez.
        Daha çok kendi eksikliklerimizi, edilgenliğimizi, kadersizliğimizi, hülasa mıymıntılığımızı üzerine yıkacağımız kurbanlar arıyoruz.
        Çünkü “biz bize benzeriz”i çok ezber etmişliğimiz var bizim.
        Hepsine kabul…

        Oysa bu memleketin büyük bir potansiyele sahip olduğunu her zaman bildik, biliyoruz, daha göremesek de!.. Kendimize hayrımızın olacağı günleri elbette göreceğiz.
        Avrasya’nın tam ortasında sığındığımız bu güzel toprağın-vatanın ne anlama geldiğini her gün anlıyoruz, zira yerlisi yok buranın, hepimiz muhaciriz.
        Her insanın içindeki cevheri de kendimizden biliyoruz.

        Ancak elini kıpırdatmadan, işe girişmeden, alın teri akıtmadan, helalin hakkını teslim etmeden, yeteneği, beceriyi ve güzelliği övgüyle karşılamadan, doğruluğu aramadan, bilgiyi takip etmeden, dürüstlüğü politik bir mesele haline getirmeden, biraz olsun diğergamlaşmadan, yani aklını organize ve terbiye etmeden hiçbir şeyin değişmediğini de görüyoruz.

        Şunu biliyoruz: Nedenleri değiştirirseniz, sonuçlar da otomatik olarak değişir.
        Dışarının oryantalizmi ile kendi kendimize yaptığımız oryantalizm arasında sıkışmışlıktan kurtulmak sadece kendi elimizde, her zaman ve hep bu böyle olacak…
        İnsan kendi kendisinin çaresidir ancak…

        Bir kuruşun, her dakikanın, tozun toprağın, temiz havanın, bilginin ve insanın değerini bilmek kadar, iyi ve doğru politikanın toplumlar için muazzam imkanlar yaratan araç olduğunu unutmadan artıları çoğaltmaktır önemli olan.
        Hayata karşı amaçlar edinmek değil, hayata karışmaktır insanın özlemi.

        Bu işe insan harcamaya son vermekle başlamak en akıllıcası.
        Devlet tapınması yerine, insana ve topluma artılar katmak bizi kurtarır ancak…

        Zira bize ait olan her şey insandan ve toplumdan kaynaklanır sadece.

CEVAP VER