Kartal Saldırısı ve Körleşme

5

Referandum günü, İstanbul Kartal’da İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görevli bir kadın sandık görevlisinin “darp edildiği” iddia edildi. Melisa Yet isimli kadın, hatalı “evet” oyuna itiraz ettiği için Kartal Esenlik Gençlik Kolları üyesi yaklaşık 50 kişilik bir grup tarafından dövüldüğünü iddia etti.

Hastaneye götürülen Melisa Yet’in boynunda kırık oluştuğu, karnında ve belinde ise ezilme meydana geldiği öğrenildi. Videoyu internetten izlemeniz mümkün. Videonun sonu kadının yaşadığı şokla şöyle bitiyor. “Çocuğum var, çocuğum var”

Dağdaki teröristlerin bir kadına elli erkekle saldırdığına şahit olmadım. Bu şiddetin ne vicdanla ne hukukla ne de Allah korkusuyla izahı yoktur.

Ne oluyor arkadaş… Ne bu şiddet ne bu celal. Diri diri kadını linç edecekler, araya girenler olmasa. İşin tevafuğuna bakın. Gezi eylemlerindeki Dolmabahçe’deki hanım kardeşimizi hatırladım. Linç edildiği dövüldüğü üzerine bevl edildiği söylendi. Günlerce hatta aylarca. Video kayıtlarının olduğu söylendi.

Kurban yandaş olunca farklı davranmak ahlaken de vicdanen de dinen de caiz değildir. Yazıktır. Günahtır. Bu hanım kardeşimiz de birimizin kızıdır kardeşidir annesidir, ki çocuğu da var. Görüntülerde nasıl bir şok nasıl bir korku yaşıyorsa “çocuğum var, çocuğum var” diye sayıklıyor.

Kuşlar İslam ülkelerinde aç kalıyor denmesin diye dağlara arpa serpiştirin diyen Hz. Ömer’lerin nesliyiz, torunlarıyız. Hayvanlara beslediğimiz sevgiyi şimdi kendi insanımıza sunmuyoruz.

Öncelik ve sonralık ilişkisini altüst ettik. Her şeyi birbirine karıştırdık. Öncelik candı. Bu insanlıkta da dinde de böyledir. Ve sıralamadaki yeri değişmeyen bir haldedir. Yandaş ya da değil diye bir ayrıma tabi tutulmazdık. O sizden bu bizden diye koruma mekanizması geliştirmek hâyâ duygumuzu yok etmiş.

Öncelik haktı, hukuktu, adaletti. Doğrularınızı savunursunuz. Bu anlamlıdır. Gel gör ki durum değişmiş vaziyettedir. Yanlışlarımızı daha çok savunur olduk. Ve bu çok acıdır.

Canlı cansız her şeyi selamlayan bir kültürden geliyoruz. Öyle ki mezarlığa gittiğimizde ve ayrıldığımızda ölülerimizi selamlarız. Börtü böcek kedi köpek her türlü hayvanı selamlayan nesillerdik.

Biz ölürken ve doğarken komşumuzun inanç ve kökenini sormazdık, aklımıza gelmezdi, Mardin’in kültürel müktesebatında bu yoktur. Anadolu kültüründe de bu yoktu.

Kutuplaşma had safhada. Köprüler yıkık. İnsanlık bitik. Yahu kardeşim ne yapıyorsunuz diyen yok. Yapmayın diyen yok. Yazık oluyor bize güzelliğimize kültürümüze dinimize müslümanlığımıza. Dövene elsiz, sövene dilsiz beyanı sadece Yunus Emre’den mütevellid bir söz imiş. Heyhat !

Derviş gönülsüz gerek. Biz artık derviş değiliz. Koyun kadar uysal olmak farklı manalar izah ediyor olabilir. Enayilik addedilebilir. “Ne zulme uğrayınız, ne de zulmediniz” hadisini hatırlatabilirsiniz.

Hz. Ali der ki; “Haklı olduğun zaman hiç kimseye boyun eğmeyeceksin.” Bu sözün gereği ama doğru ama yanlış hanım kardeşimizin yaptığı itirazı makul ve mazur karşılamayıp, lince girişmek dövmek korkutmak sakatlamak yandaşlarca mazur görülebilir. Ama mâşeri vicdanda buna rıza yoktur.

Menderes, Özal çizgisindekiler ve 28 Şubat mağdurları bugün iktidardalar. O dönemde yaşatılanlardan dolayı mahzun ve üzgün olan bu kültürün insanları, günümüzde vicdanen körleşmeye başladılar.

Yaşanan körleşme üzücüdür. Bilinçli ya da bilinçsiz böyle bir handikap oluştu ülke genelinde. Ya yandaşsınız ya da değil. O vakit yaşadığınız her şey size mübah, denilemez. Denmemelidir.

O dönemin kötülerinden ne farkın var ey kardeşim…

Öfken Allah’ın sana verdiği beyni kullanmanı engellemesin. Bıktım usandım bu öfkeden. Nefret insanın üstünde bir yüktür. Hayat öfkeyle geçirilecek uzunlukta değildir. Daha kısadır.

Hıristiyanların tek bir kurtarıcısı vardı; onun da iki bin yıl önce çarmıha gerildiği inancındalar. Bizim böyle bir anlayışımız yoktur. İslâm’a inanmış ve iman etmişiz. Allah’ın kanunlarına teslim olduğunuzda Küfe halkı gibi davranma lüksünüz yoktur.

“Dilleri Ali söyleyen, ama gözleri ve kalpleri Muaviye’ye bakan” Küfe halkı, kavgasında yalnız bırakmıştı Hüseyin’i. Doğru bildiklerimdir bunlar. Dillendirmeye devam edeceğim. Aynı kıbleye secde ettiğim kardeşlerim, siyaset gözünüzü gönlünüzü vicdanınızı kalplerinizi ve merhametinizi yok ediyor. Etmesin !!!

Filozof 90 yıl önce bugünü anlatmış sanki. Ey okur fark var mı?

Kemale yüz tuttuk, coşup boşandık;
Terakki nasılmış, görüp inandık;
Nebbaş-ı evveli hayr ile andık.
Çok rahmet okuttu halef selefe!

5 YORUMLAR

  1. Kalbiniz, diliniz ve kaleminiz arasına bağlaç girmediğini dşünüyorum Veysı bey, Allah çizginizde sabit kılsın, ya da şöyle desek daha doğru, Allah her daim doğrularla hem hal olmayı nasip etsin sizlere de bizlere de, herkese de. Cehaletimizden sıyrılmak için irade ve dirayet versin. Bu siyaset ve tarafgirlik duygusunu anlamak güç. Size güneş gibi açık görünen bir gerçeği karşındaki inkar edebiliyor bazen…. Eleştiri ile zeka ve edeb arasında yakın bir bağ var sanırım…

  2. Lutfen, en azindan artik, “Ozal cizgisinden insanlar iktidarda” diye zannetmeyelim. Rahmetli Ozal’in kiymetini ve vizyonunu ancak zamanla anlayabildim. Bir de istediklerini yapabilecek guc elinde olsaydi. Gene de sartlara gore muhtesem bir is yapti, ulkenin genel gidisatini degistirdi.

CEVAP VER