YSK Ne Yapmak İstedi?

2

Referandum dedik geldi çattı. Çattı ki ne çatış. Çatırdamalar da var, kırılmalar da. Ümitler de var, yıkılmışlıklar da…

15 Temmuz kalkışmasının cevaplanmayan soruları orada dururken, OHAL ve KHK’ler ile sürdürülen propaganda sürecindeki “evet” ve “hayır” yarışının, gelecekte, bugünlerin yasal ve toplumsal meşruiyetini sorgulatabileceği birçok kesim tarafından söylenmişti.

Henüz resmi sonuçlar açıklanmamış da olsa, sonuçlar “evet” de, “hayır” da olsa bunun değişmeyeceğini daha şimdiden söyleyebiliriz sanırım.

Halen yürürlükte olan anayasamızın, yasalarımızın dahi kesin olan hüküm ve ifadeleri üzerine yorumlar katılmasını, hukuk temeli olmayan hüküm yerleştirilme gayretlerini, bunların da gerekçelerini ileriki dönemlerde daha ayrıntılı olarak görerek yaşayacağız.

YSK, 16 Nisan günü kamuoyu önünde verdiği kararıyla, (hem de ilgili kanun maddelerinin açık hükümleri olmasına rağmen) diğer bazı propaganda süreçlerindeki meşruluğu sorgulatabilecek nitelik ve niceliklere bir yenisini daha ilave etti.

Gerekçe olarak ifade ettikleri emsal kararlarının, 2010 kanun değişikliği öncesine ait olduklarını da hatırlatmak lazım..

Neden böyle bir girişime, tavır değişimine, ‘kanunu yok sayma’ya ihtiyaç duydu acaba YSK?

Zaman zaman anayasa ve yasalarımızdaki bazı muğlak maddelerin “keyfiyete” ve “sınırsız yorumlara imkan tanıması” konusunu dile getirmişsek de, bazı verilen kararlarda(!) hala olmayan yetki kullanımının sürdüğünü de YSK’nın bu uygulamasıyla da görüyoruz.

Peki neden ve nasıl bu kadar açık şekilde yapılabiliyor?

Özellikle sosyal medyada olur olmaz yorumlar, tehditler, küfürleşmeler okuduk, okumaya da devam ediyoruz. Hayırcılara yapılan hakaretler halen sürüyor…

“Denize dökme” sözünü hatırlatan kimileri sahillere inmiş, denize dökecek hayırcıları beklediklerini söylüyorlar.

“Hayır” cenahından bir kişinin sözünü genelleme yapan bazı zihinler, “evet” cenahındaki bir başka kişinin provokatif söylemini duymamayı yeğliyor. Ama bu konu üzerine yapılan paylaşımlar altına provokatif suçlamasıyla karşılık vermesini biliyorlar.

Yani “düşmanımın düşmanı dostumdur” sözünü eylem olarak sürdürenleri görüyoruz. Hem de azımsanmayacak şekilde.

Hoşlarına gitmeyeni, hoşlarına gitmeyen sözleri itham etmeyi çok güzel kanıksamışlar.

Vicdan sahibi olan herkese şimdi tekrar sormak gerekiyor!

Önümüzde duran referandum itirazları bir yana, meşru kabul etmeme söylemleri öbür yana..

AGİT raporu bir yana, AB ülkeleri ve ABD’nin sessizliği diğer bir yana.

Ulusal anlamda bir “yok hükmünde sayma” olabileceği gibi, uluslar arası ilişkilerde de meşruiyet sorunsalının gündeme getirilebileceğini bir süre önce sizlerle paylaşmıştım.

Umuyorum ki bu çözümsüzlük tez zamanda son bulur, orta yol bulunur, ülkemizin dış dünyadaki itibarı, güveni yeniden kazanılması için adımlar atılır…

Baksanıza, CHP’nin MYK toplantısı sonrasındaki kararına:

“Çalınmış olan milletin iradesidir. İrademiz gasp edilmiştir. Hileyle, alel acele yapılan balkon konuşmalarıyla algı operasyonu yönetilmektedir. İlan edilen bu referandumun sonucunu tanımıyoruz tanımayacağız.. Gerekirse sine-i millete döneriz. 

Gerekçeleri “evet” ya da “hayır” itirazı değil!

İtiraz; “hukuka, kanuna aykırılık ve bizzat YSK’nın referandum genelgesine aykırı karar vermesi ile TBMM iradesini tanımaması” üzerine…

Bu arada YSK, 16 Nisan’da yapılan referandum ile ilgili CHP’nin tüm itirazlarını, 10 üyesinin ret, bir üyesinin kabul yönündeki oyuyla ve oy çokluğu ile reddetti.

Ama benim asıl merak ettiğim konu;

Kanun maddeleri halen orada duruyorken..

16 Nisan referandumu için kendisinin yayınlamış olduğu genelge de hala geçerliyken..

Yurtdışındaki aynı sorun karşısında “geçersiz” sayılması daha tap taze dururken..

Kime, kimlere, hangi mesajları vermek istedi YSK?

Ülkemizdeki demokratik(!) ve özgür(!) seçimlerin, referandumun, hangi usullerle etki altına girebildiğini mi anlatmak istedi dersiniz?

Meşru seçimlerin meşruiyetini mi sorgulatmaya çalıştı!

Kimlere, hangi güçlere, ne tür bir davetiye çıkarmak istedi ki! Ya da davetiye mi çıkarmak istedi?

Tükürükle köpürtülen keyif kahvesi ikramında mı bulundu!

“Evet” ya da “hayır” olarak düşünmeyin bu sorulara karşılık.

Seçimlerimize duyulan güven, itibar ve gelecekteki seçimlerimizin daha şimdiden durumunu göz önüne alarak düşünün… 

YSK ne yapmak istedi dersiniz?

 

2 YORUMLAR

  1. Çok değerli bir yazı. Düşüncelerinize tümüyle katılıyorum. Konu evet veya hayır’ı geçti. Seçime güvenceyi sarstı. Ülke insanı seçime güvenmezse, seçimle milli iradenin oluşacağına da inanmaz. Bu ortamda seçim kazanan bir iktidarın içerde ve dışarda itibarı olmaz…Böyle bir durumda oyların tekrar sayılmasına bile karşı çıkılmak sorunu daha da büyütecek.

  2. “YSK ne yapmak istedi dersiniz?” Bu sorunuzun cevabini ben ana yasa teklifini
    TBM de onylanmasinin hemen ardindan fkoru.com da su yorumu yazmistim,”millet hayirda dese evet.
    kazanacak” deyip nedenlerinide siralamistim,nitekimde oyle oldu
    Bu sefer Avrupa ile magdurlari oynadilar milliyetcilik damarlara dokunup birlik beraberlikden den vurdular.
    ikinci olarak bukez kediler ile is yurumiyecegini anlayinca kedilerin yerine YSK gorevi yuklendi.
    Yalniz bunlar yaparkende Milleti “aptal” yerine koyarak yapdilarki! Milletin “aptal”degil ABDAL(Bilgin) oldugunu secimden hemen sonra gorduler, butun olumsuzluklara ragmen millet kararini demokirasiden yana kullandigini onlar bizden daha iyi bildikleri icin de panikleyip oylamadan onceki saldirganliklarini arttirarak devam etirmeye karar verdilerki yolsuzluk ve kanunsuzluklarini (YSK nin yaptigi gibi) kapata bilsinler.
    Butun bu olaylar gosteriyorki Turk halkini buyuk cogunlugu olaylara hakim.
    Hakim olmayan taraflarda halen daha kendi kendilerinin sonunu hazirladiklarinin farkinda degiller.
    Ocak medya okuyucusu olmak demek kaliteli yazarlar ile sohbet etmenin yani sira dogrularida emin ellerden ogrenmek demektir.
    Ellerinize ve kaleminize saglik,guzel bir yazi.

CEVAP VER