Akrep Gibisin Kardeşim

4

Siyasetçi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yaptığının hesabını vatandaşa vermedikten sonra, dindar-dinsiz, sağ-sol, Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Evet-Hayır der birbirimizi yeriz.
Vurmadan kırmadan dökmeden kimseyi küstürmeden incitmeden yaşayabilmek, sanatların sanatı. Takdir edilesi en güzel durum ama bu namümkün.

Kalemimizle doğruları yazıp, iyi niyetli okumalar yaptığımız halde, mahallenin muhtarları bize aba altından sopa sallıyor. Çünkü; rahatsızlık veriyoruz. Yazılanın çizilenin sahihliği mühim değil. Herkes aklından memnun. Aklımız yeter modundalar.
“Ne tâliinden memnun olanı ne de aklından memnun olmayanı gördüm” der Cenap Şehabettin.

Çok siyasi yazılar yazdığımı söylüyor arkadaşlarım. Oysa atladıkları bir nokta var. Siyaset ve politika bize yüklenen misyon gibi oldu. İçinde bulunduğumuz ortam politika yüklü ve devamlı olarak siyaset pompalanıyor.
Soluduğumuz nefes politika ise, verdiğimiz nefes de siyaset oluyor haliyle. Empoze edileni ne vücudumuz ne de dilimiz yadırgıyor.

Kendimizi koruyan kendimizi yükselten iç sesimizin ayarlarını yapan ‘denge’dir. Oysa dediklerimizin hiç birinde dengesizlik yoktur.
Siyasetin çekişmenin yaşandığı bu harlı günlerde, herşeye rağmen, itidalli ve basiret sahibi olmak, her şeye rağmen dengeli olmak ne derece mümkün?

Birileri ötekileştiriyor, karalıyor, yaftalıyor, damgalıyor, iteliyor, öteliyor. Bunu şifaen değil, alenen yapıyor. Oysa hepimiz bu mahallenin çocuklarıyız. Ve biz toplamda kırk kişiyiz. Birbirimizi tanırız.

Nazım Hikmet’in güzel bir şiiridir…
Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama — kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Kopuğuz birbirimizden ve her hâlimize aksediyor bu çözülüp dağılmalar. Bağı kopmuş tesbih taneleri gibi saçılmışız sağa sola; çekiyoruz birbirimizden, çekmediğimiz kadar gâvurlardan.

Adam akıllı okunanı anlasalar… Yazdığımıza canı gönülden kulak verseler; işin özünde aynı şeyi düşündükleri, aynı hissiyatı taşıdıklarını görecek, en azından birilerini kucaklayıp seveceklerdi. Müsaade edilmiyor. Zira sistem buna fırsat tanımıyor. Bunu kanaat önderi dediyse doğrudur sığlığı, siyasetin göbeğinde de mevcuttur. Vardır bir bildikleri denmesi ve eksiksiz biat etmeleri bekleniyor. Bundan dolayı değişim,  dönüşüm ya da devinim geç gerçekleşiyor.

Rey verdiğimiz parti diye her yapılana doğru demek, hakkaniyetli olmasa gerek.
“İktidar bağımlılık yapar.. Bizi özgür basın dengeler..” diyordu oğul Bush…
Siyasetteki sığlığa kalemimizle acizane şurada böyle bir yanlış var demekten öte bir yaptırımımız yoktur. İsteyen kaale alır, isteyen almaz.

Eleştirilmekten yoksun, haricen de bu durumu perçinleyen kutsallaştırma söz konusu.
Dahası dikkatler sorulardan çok yanıtlara odaklı. Bu yaralı bilincin var ettiği nesneler hemen her yanımızı kaplamış ve hatta benliğimizi dahi işgal etmiş durumdadır.

Lağımlar dışarıdan akıyor. Ayrık otları sarmalamış, zehirli çiçekler doluşmuş dört bir yanımızda. Biraz beyhude bir çaba gibi görünebilir bizimkisi. Lakin balık bilmezse Halık biliyor ülkemiz adına iyi niyetimizi. Niyet bizden, nusret Allah’tan.
Velhasılı kelam biz memleket sevdalısıyız.

4 YORUMLAR

  1. Siyasetcinin hesap vermesi ancak toplumun boyle bir talebi oldugunda gerceklesir. Turkiye’de toplum genelde “suruden ayrilani kurt kapar” mantigi ile hareket eder. Bu sadece AKP tabani icin degil genelde gecerli.

    Sonucta yapilacak tek sey sabretmek ve toplumun degismesini beklemek. Olursa uzun zamanda olur, olur mu o da bilinmez.

  2. Sevgili dostum. Yazilarini buyuk bir keyifle okuyorum. Destekliyorum. Egilmeden bukulmeden dik durarak yazilarinizi surdurunuz. Her daim basarilar.

  3. Güzel bir yazı kaleminize ve ellerinize sağlık.Bu yazıda geçen Nazım Hikmt in şirlerini okuyunca onu hapise tıkmalarının sebebini şimdi anlamış oldum, çünkü onun hayatını okuduğum zaman bize onu neden yalnış tanitıldığını anliyamamıştım. Bizim insanların üzerine sanki ölü toprağı serpilmiş.
    Ölü gibiyiz diyeceğim ama biyat edilen insanların sahtekarlikları ortalığa saçıldığında, onları ortaya çıkaran yazar veya emniyet mensupları anında o toprağın altından çıkan canavarlaşmış biyatçılar tarafinda linç edilmekle kalmayıp sülallece yok ediliyor.
    Bu tip insan tiplerini bizim memleket haricinde dünyanın hiçbir yerinde mumla ararsanız bulamazsınız.
    Allahu Teâlâ​ CC dürüst çalışana mal verir, İman edene cennet ile mükafatlandırır.
    Peki bizim millet ( istisnalar hariç tabiki iyilerde içimizde çok var onları tenzih ederim) bunu neresinde? Neden bizim ülkemiz bir türlü huzura kavuşmiyor? Hatayı başkasında değil kendinizde aramadıktan sonra huzurlu yaşam bizler biraz zor nasıp olur
    Sağlıcakla kalın.

CEVAP VER