ABD’nin çift çeper projesi

2

ABD, büyük bir güç olarak ortaya çıktığı günden beri temel stratejisini maksimum kazanç ve minumum kayıp üzerine inşa etti. Bunun için  öncelikli olarak kendisine rakip bir gücün ortaya çıkmasını engelleyecek bir politikayı takip etti. Bu politikasını, ilgi alanı içerisinde bulunan devletlerin daha çok iç bölgesel dinamiklerini harekete geçirerek yapmaya çalıştı. Yada onun tarafından manipüle edilen bir  yapı oluşturma yolunu seçti. Birbirine rakip güçlerin sorunlarını kaşıyarak, iki tarafın da enerjilerini birbirlerine karşı kullanmalarını sağladı. Bu mücadelede zayıf düşen tarafa ekonomik, siyasi  ve askeri destek sağlayarak diğer tarafın tam bir zafer kazanmasına engel oldu.

Gerek I.Dünya Savaşında, gerekse II.Dünya Savaşında  ABD bir Alman zaferini önlemek için savaşa müdahele etti, ancak savaş sonunda İngiliz ve Fransız ittifakının Almanya’yı parçalamasına’da mani oldu. Hatta Almanya’ya teknoloji transferi yaparak, ticaret konusunun da önünü açarak bölgesel dengelerin bozulmasına’da izin vermedi.

Bu politikanın temelini, savaşın maliyetinin büyük bir bölümünü müttefik olduğu ülkelerin üzerine yıkmak olarak söyleyebiliriz.  Bir kaç önemsiz küçük  devletler hariç doğrudan savaşa katılmadı.Ekonomik  ve siyasi izolasyonlar sonunda ,iç ve dış karşıt güçler tarafından zayıf düşürülmesini bekledi. Çok sayıda Amerikan askeri göndermek yerine büyük çapta müttefik olduğu güçlerin silahlı kuvvetlerini kullandı. Kendisi taktik hava desteği ve büyük bir deniz gücü ile bu kuvvetleri takviye etti. Suriye’de ve Irak’ta aynı yöntemi uyguluyor.

Bugün de  ABD, kendisine hem ekonomik ,hemde siyasi anlamda rakip olarak gördüğü AB ve Çin ile üstü örtülü büyük bir savaş veriyor. Rakiplerini savaşmadan  ekonomik ve siyasi olarak zayıf düşürmek  için , ticaret sistemini çökertmek ve enerji yollarını kesmek istiyor. Kendisine tehdit olarak ,rakip olarak gördüğü devletleri direk karşısına alıp savaşmak yerine ,ticaret yollarını ,enerji hatlarını kontrol altına almak istiyor..Bunu sağlamak için , AB ve Çin’in enerji ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü sağladıkları Ortadoğu ve Afrika bölgesinde iç karışıklıklar çıkararak bu bölgelerde tam kontrolü sağlamak istiyor. Bu bölgelerde ki devletleri yöneten liderlerin AB ve Çin ile kurdukları ticari ilişkileri , hem kendilerinin ortadan kaldırılmasına hemde ülkelerinin iç ve dış karşıt güçlerin desteğiyle parçalanmasına sebep oldu. İstenen ve planlan ,küçük parçalar halinde içişlerinde bağımsız ,dış işlerinde ABD ve Rusya’nın tam kontrolünde eyalet devletler. Bugün Libya’da ,Irak’ta ,Suriye’de olanları  ve İran’da yapılmak istenenleri bu stratejinin bir parçası olarak okumak gerekir.

Bu stratejinin bir devamı olarak AB ülkelerinde artan yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığını destekliyor. İslam coğrafyasının ,DEAŞ ,El Kaide gibi terör örgütlerinin yaptığı eylemler kullanılarak batıdan tecrit edilmesi (vize yasağı ..vb.)  , batıda yükselen İslam karşıtlığı ile bağlantılı bir politikanın argümanları olduğu açıktır. Türkiye’de  son zamanlarda açıktan söylenmeye başlanan “Siyasal İslamın” tasfiye edilmesi söylemlerini de bir kenara not etmek gerekir.

Küresel devletlerin egemenlik mücadelelerinin en hassas bölgesinde Türkiye bulunuyor. Türkiye hem kültürel akrabalığı ve tarihi bağları ,hem coğrafi komşuluğu nedeniyle Ortadoğu bölgesinde yaşayan insanların ikinci vatanları. Aynı zamanda Batı ile İslam dünyası arasında bir köprü vazifesi görüyor. ABD ve Rusya’nın ÇİFT ÇEPER  projesi ile Türkiye’nin İslam coğrafyası ve AB ile bağlarını koparmak istiyor. Suriye ve Irak’ta İslam Coğrafyası ile bağlarımızın PYD-PKK  terör örgütlerine açılan alanlar ile çevrilmek istenmesi ,İran ile ilişkilerimizin koparılmaya çalışılmasının altında yatan sebeplerden en önemlisi bu bence.

Türkiye bu büyük küresel oyuna direniyor. Suriye’nin Rojava bölgesinde bulunan Karaçok ‘a ve Irak’ın Şengal bölgesi’ne yapılan hava operasyonlarını bu minval üzerinde düşünmek lazım. ABD  ve Rusya’nın aynı anda bu operasyona karşı çıkması tesadüf değil. Tabi bu arada planlı bir şekilde gerçekleştirilen adına ” Fırat Kalkanı Harekatı ” denilen benim  çepher’i yarma harekatı olarak düşündüğüm askeri başarıyıda unutmamak gerekir.

Türkiye’nin, bir yandan AB ile olan siyasi ve ekonomik ilişkilerinin kesilmesini sağlayacak bir çepher ile  ,diğer yandan İslam Coğrafyası ile bağlarını koparacak PKK -YPG çepheri ile  sıkıştırılmaya çalışılıyor. PYD/PKK’nın bir Marksist örgüt olduğunu bilmeyen yok sanırım. Bu sayede AB ‘nin dağılmasını veya ekonomik ve siyasi olarak zayıflatılması  ve Türkiye’nin ABD dışında işbirliği yapabileceği alternatifleri sınırlandırmış olacak. Maksimum kazanç ,minumum kayıp.

 

2 YORUMLAR

  1. Turkiye’nin gercekten bu kadar “rahatsizlik yaratan” bir guc olduguna inaniyor musunuz? Bence yaziniz belki farketmeseniz de ABD zitligi ve Oksidentalizm dusuncelerinden etkilenmis.

    • Evet Turkiye bolgesel bir güçtür. Ulkemizi değerlendirirken ,dünyadaki gelişmelerden ayrı ele alamayız sanırım. Turkiye ,küresel güçler arasindaki rekabeti iyi değerlendirirse dünyanın ilk on büyük ekonomisi ve gücü olma potansiyeline sahip.Ben ulkemize inanıyor ve güveniyorum. Ama sizde 80 milyo nluk genc ve dinamik bir nüfusa sahip ,dünyanın her yerinde yatırım yapan insanlarımıza biraz da olsa vuvenmiyormusunuz?

CEVAP VER