Akp ve Mhp kime benzemeye başladı dersiniz…

8
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Almanya’da yaşayıp Türkiye’ye buradan bakmak ve gelişen olaylarla ilgili yazılar kaleme almak kolay olmuyor. Belki de okurlarımız ‘bu yazar orada yaşarken, neden hep Türkiye ile ilgili yazıyor’ diye düşünüyor olabilirler. Haklılar da. Aslında açıklaması çok basit ve mantıklı.

Almanya’ya gelmeden önce duymuştum, eminim siz de duymuşsunuzdur.

Heyecanı, atraksiyonu, hareketli hayatı yaşamak için Avrupalılar İstanbul’a gelirlermiş. Pek inanmamıştım. Onyedi milyonluk şehirde gezerken ben bile ‘aman bir terslik olmadan otele dönsem’ diye düşünmüşümdür.

Almanya’da yerleşik hayata başladıktan sonra bunu daha iyi anladım.

Yerleşik hayat diyorum, çünkü turistik amaçlı gezilerde pek yaşanan hayatı göremezsiniz. Gezilen yerler, hep kalabalık ve hareketli olur.

Almanya’da hayat olağan seyrinde devam ediyor.

Akşam sekizden sonra şehre çöken sessizlik, hareketli olan haftasonu zamanları, hep aynı günde toplanan çöpler, otobüsün kaç geçe geleceğini gösteren durak tabelaları, bisiklet yollarında seyir halindeki keyifli aileler, yaya geçidinde sabırla bekleyen sürücüler ve hatta seçimler yaklaşsa da bayrak ve süslerle kirlenmeyen tertemiz caddeler.

Aslında yazılacak çok konu var da, hepsini tek bir yazıya sığdırmak gerekiyor bazen.

Mesela bugün 1 Mayıs.

İşçi Bayramı. (Türkiye’den bugün görüştüğüm insanlar ‘bahar bayramı’ ifadesini kullandılar, demek ki onun da adı değişmiş)

Almanya’da o kadar işçi çalışır ama 1 Mayıs işçi bayramı için gösteri hazırlığında olan kaç işçi, bir gece vakti program yapıyordur?

Bence çok çok az.

Çünkü çoktan biralarını içmiş ve TV karşısında uyukluyorlardır.

Ama Türkiye öyle mi?

1 Mayıs yürüyüşü hazırlığında olan yüzbinler vardır. Pardon, doğru ya, OHAL var. Sanıyorum bugün sessiz bir bahar bayramı olur.

Ama gene de bütün hareketlilik Türkiye’de.

Her geçen gün yeni bir etkinlik, yeni bir atraksiyon ve gelişme.

Bitti, sular duruldu derken bir de baktık ki; KHK yoluyla devlet memurluğundan ihraç edilen binlerce insan. Bu devletin okullarında eğitim almış yetişmiş insanlar.

Devletten at at bitmedi. Yüzbinleri buldu gülenciler ama hala atılacak kişilerin listeleri çıkıyor.

Kapatılan okullar, dernekler, üniversiteler, atılan devlet memurları, neler neler.

Toplumda oluşan bu boşluk nasıl doluyor diye, sizin de aklınıza geliyor mu hiç?

Yani, bu gülencilerin yaptığı işler, çalışmalar şu an yok.

Hayat da boşluk götürmez. Hayatın içindeki boşluk hemen doldurulur.

Ee peki o zaman toplumdaki bu boşluğu kimler dolduruyor?

Benim buradan gördüğüm kadarıyla, söyleyeyim: Akp, mhp ve iktidara yakınmış gibi görünen ve ortamdan vazife çıkaran cemaatler, yapılar, dini gruplar ve hatta şahıslar…

Devletin terör örgütü diye tanımladığı fetö yapısını yerden yere vuran akp ve mhp, her geçen gün aynı onun gibi olmaya başladı.

Nasıl mı?

Babam bize ‘beyninizi kiraya vermeyin, kendiniz olun’ derdi, bu yüzden ben hiç gülenci olamadım.

Bu yüzden de, hep dışarıdan bakıp gözlemleme imkanını buldum. Objektif bir gözle bakarak eleştirel noktalar oluşturdum.

Bunlar nelerdi?

1. Kendi gruplarını ihdas ettiler.Tek merkezden yönetim vardı.İslamı kendilerine göre yorumladılar.

  1. Siyasi parti kurmadan siyaset yaptılar.
  2. Ya bizim grubumuzdan, ya karşıdan düşüncesinde oldular.
  3. Büyüdüler, büyüdüler. Hz. Peygamber’ e denk ve hatta ondan daha kutsal oldular.
  4. Siyasi manevralar yapıp devlette örgütlendiler.
  5. Dini, milli duygularla milletin zihinlerini kiralayıp, kendi amaçları için kullandılar.

Belki daha da arttırmak mümkün. Sadece bu maddeleri tekrar ele aldığımda, benim karşıma öyle benzerlikler çıkıyor ki…

  1. Akp, kurucu kadrolarını temizledi. ANAP gibi birçok eğilimin olduğu parti gitti ve yerine sadece belli düşünce tarzında olanların mevcut olduğu bir siyasi yapı oluştu.
  2. Gülenciler, tek merkezden yani tek kişi tarafından idare ediliyordu. Bugün akp aynı duruma geldi. Bütün çalışmalar tek kişi tarafından gözden geçirilip belirleniyor. Daha yeni sistem çalışmaları yokken aklıma gelmişti. Sayın Erdoğan çok iyi bir başbakan, doğru. Ama cumhurbaşkanlığı başka bir konu. İşte bu yüzden kukla biri cumhurbaşkanı olsun, o gene en güzel şekilde başbakanlığı yerine getirsin. Neden cumhurbaşkanı oldu ki diye. Ama artık gerek yok. Sistem değişti.
  3. Gülenciler, İslam’ı kendi istedikleri gibi yorumladılar. Şimdi bakıyoruz akp ve çevresinde kurulan birçok vakıf da aynısını yapıyor. İHL habitusu demiştim ben buna. Tam bir İHL bakışaçısı ile İslam’ı yorumlama var artık.
  4. Gülenciler siyasi parti kurmadan siyaset yaptılar. Akp ve çevresindeki sosyal kuruluşlar da, dini cemaat olmadan dini hayatı yönlendirme siyasetine büründüler.
  5. Gülenciler’de şu vardı: ya cemaattensin, ya değilsin. Şu an akp ve çevresinde oluşan yapı da aynı davranış şekline büründüler. Ya akpcisin, ya vatan haini.
  6. Gülenciler öyle aşkla bağlıydılar ki; eş, çocuk, aile hep gerideydi. Peygamber gibiydi onlara göre. Hatta belki daha da önde. Şu an akp ve çevresine baktığımızda aynı durum var. Lidere bağlılık, lidere itaat herşeyden önde. Hatta bir konuşmada duyduğum benzetmeyle irkilmiştim. 15 Temmuz olayları, havaalanını kontrol eden askerler ve Hz.Peygamber’in mağarada sığınması, kuşun yuva yapması. Bu iki olayın benzeştirilmesi.
  7. Siyasi manevralarla devlette örgütlendiler. Şu an mhp aynı manevralarla devlette örgütlenmesini en üst seviyeye taşıdı. Eskiden beri devlette örgütlenmesi vardı. Ama son referandumda yapılan manevra ve en tepe noktaya erişen örgütlenme. Sayın Erdoğan zaten %51 alıyordu, ee peki nerede mhp’nin oyları. İlginç. Ama iyi manevraydı doğrusu.
  8. Eskiden gülenciler yapardı. Şimdi dini duyguları akp ve çevresi, milli duyguları da mhp ve çevresi kullanıyor.

Gülenciler de sosyal bir yapıydı, akp-mhp de siyasi alanda faaliyet gösteren sosyal yapı. Aradan geçen zaman sadece aktörleri değiştirdi. Yapılan iş aynı. Herşey aynı.

Eee peki çözüm?

Hayat bir bütün demiştim ya. Hayatı bütün olarak algılamak lazım. Açıkça söylemek gerekirse, şu an benim aklıma Sezen’in (Sezen 88 Albümünden) ‘geçer’ şarkısı geldi.

‘Hep aynı yalnızlık, aynı tanıdık telaş

Hep aynı, herşey aynı, sanki birbirine eş

Geçer geçer daha öncekiler gibi…’ (Bi dinleyin tavsiye ederim)

Ama gene de çözüm arıyoruz.

Aman ses çıkarmasınlar diye üstüne üstüne gidilen bir Abdullah Gül var. Sanıyorum ki, kendisi ve çevresindekiler toplumda fitne çıkmasın diye, hiç ses çıkarmazlar. Ama gene de, bu erdemli duruşun kıymeti bilinmez.

Benim aklıma gelen başka bir çözüm şu: Yazarımız Süleyman Karagülle’nin çok farklı bir düşünceye girip, ‘adil düzenin din anlayışı’ gibi bir çalışma başlatması.

İşte bu, Türkiye için bir çıkış yolu olabilir, hatta dünya için.

İnancın ve fıkıh çözümlerinin içinde olduğu, yaşanabilir İslam düşüncesi.

Bu çalışma, parti kurmaktan çok daha etkin olacaktır. Türkiye toplumunda çıkmazda olunan konu: İslam sisteminin din anlayışı konusu. Yani iman/inanç ve fıkıh…

İman (bugünkü iman),

Namaz (Günde kaç defa, birleştirilmesi, ruhsat toplumunda nasıl olduğu),

Faiz (    ?     ),

Oruç (sahurlar, zamanı, tehir, ücretlendirme),

Alkol (alınabilir mi, alınırsa ne kadar, kimler içebilir),

Aile hayatı ve nikah (çöküşteki topluma çözümler),

Örtünme (Nedir, kimler örter, ne kadar örtünme var),

Diyeceksiniz ki; bunlar zaten belli.

Ben de diyorum ki, evet belli..

Ancak; en açık, kitaplarda geçen haliyle, ‘millet anlamaz’ demeden açıkça bunlar tekrar ele alınsın….

Sevgi ve bilgiyle kalın…

 

8 YORUMLAR

  1. Yazdığım yorumlar eğer site yöneticisi tarafından yayımlansa idi eğer Süleyman Karagülle nin de aynı günümüzdekiler gibi dini istismar ettiğini görecektik….

  2. Sayin Eskicioglu, eger sizin dediginiz gibi “gercek Islam” tartismaya acilsa ve kitlelere anlatilmaya calisilsa sonucun bir cok kisi icin “soguk dus” olacagini soyleyebilirim. Cok buyuk tartismalar ve karisikliklar sonunda toplumun “ayari bozulur”.

    Pratikte din konusunda yapilacak en iyi sey asiriliklari fazka ses seda cikarmadan torpulemek ve gerisine fazla karismamak ve “nasil geldiyse oyle devam etsin” yolunu benimsemektir. Zaten Diyanet’in yaptigi da uc asagi bes yukari bu. Cok elestiriliyor degisik cevrelerden ama ana hatlari ile dogru bir strateji bence.

  3. Gerçekleri daha doğrusu şirklerden kurtarıp gerçek dini nasıl olduğunu bizim millete anlatmak çok zor olsa dahi, diğer inanç mensupları ile bir araya gelmekle barış ve huzurun gelmesi ile birlikte Kuranikerimi gerçek anlamda açıklayacak ve pratikte millete anlatacak veya öğretecek sayın Karagülle hocalar ve sizin gibilerine bizlerde maddi manevi destek olursak zorda olsa evvel Allah’ın yardımı ile inşallah başarılı olunur.
    Sinan bey yazılarınızın milleti aydintmaya devamı dileklerimle Esenlikle kalin.

    • Sayın Karagülle ni ilmi bilgisi hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mı sınız şayet ben yazılarında öyle bir bilgi sezinleyemedim.

      • ALİ BEY;
        http://www.akevler.org SİTEMİZDEKİ
        MAKALELER, SEMİNERLER, KİTAPLAR VS
        OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM…
        KİTAPLAR KISMINDA SÜLEYMAN KARAGÜLLE BİYOGRAFİLERİ VAR…
        *
        ARAPÇADA “DİN” DÜZEN/SİSTEM DEMEKTİR…
        BEN 45 YILDIR SÜLEYMAN HOCA İLE ÇALIŞIYORUM, BİR ŞEYİ İSTİSMAR ETTİĞİNE ŞAHİT OLMADIM…
        *
        SİNAN BEY;
        OSMAN ESKİCİOĞLU İLE İLGİNİZ VAR MI, VARSA NEYİNİZ OLUR?
        YAZILARINIZ İÇİN TEBRİK VE TEŞEKKÜRLER…
        ÖZENLİ OKUYUCULARINIZDANIM…
        (YORUMCU NURDAN HN.’IN DA)
        HERKESE SELAM VE DUA…
        REŞAD/RNE

      • Siz Kuranikerimin değışik kişiler tarafından yapılan Tavsirini okursaniz hatta herhangi bir yabancı dil biliyorsanız o dile çevrilmiş olan tavsirinide bir kez değil birkaç kez okuduğunuzda sayın Karagüllenin yazılarını daha iyi tahlil edebileceğinizden eminim.
        Ben Karagülle hocayı “fkoru.com” da bir kaç kez Kuranikerimden kaynaklarını mââlen yazdığında neden hangi ayet ve şürede geçtiğini açiklamiyorsunuz diye kendisine cevaben yazdığım yorumlarında sitem etmiştm.
        İnanın bizim Türkiye’de dinde olmiyan ve din adına o kadar çok şirke bulaşiyoruzki haddi hesabı yok.
        Sayın Karagülle hoca yazılarının birinde Cihatla ilgili bir paragraf yazmıştı, onu keşke yabancı dillere çevırıp internet sitelerinde yayınlasalar çok faydalı olur. Sizede o yazıyı okumanızı tavsiye ederim, inanın şuan bu yazarların yazdıkları çok önemli ve barışa hizmet eder.
        Peygamberimız SAS in bir tavsiyesi ile cevabımı noktalamak istiyorum.
        İstişare et pişman olma.
        İstihare et (Allah’a danış) mahrum olma.
        Tutumlu ol ( israf etme) muhtaç olma.
        Bunlar üçü biz müslümanların yapması gereken önemli konulardır.
        Allahu Teâlâ israf edenleri lânetlemiştır.
        Sizce biz Müsülümanlar bu kategorunun neresindeyiz?
        Bence ilk sırada.Yazarlari okuyup anlamaya çalışalım.
        Sağlıcakla kalın.

CEVAP VER