Necip Fazıl, Anarşist Deniz ve Dindar Nazım

1

Nâzım Hikmet’le solcu olan çok insan var.
Sağ cenah bunun farkında oldukları için Nâzım’ın yerine Necip Fazıl’ı getirmeye çalışır. Solcularca hep ötekileştirilmiştir. Mütedeyyin kesimin muvafıkı olan Üstad, muhaliflerince pek sevilmez. Şiirlerine diyecek bir şey bulamazlar. Türkçeyi müthiş kullanmasına şapka çıkarırlar. “Türk yazarları arasında çok az dil cambazı vardır ve Necip Fazıl onlardan biridir” diyerek kaleminin hakkını verirler. Ona atfen bir oksimorondan, bir tenakuzdan dem vururlar. İçki içtiğini, kumar oynadığını dillendirirler. Oysa sağcıların Üstad’ıdır Necip Fazıl. Yanında bulunanlar ise; “hayatı fazla ön planda olan bir insandı, bu tip yakıştırmalar muhaliflerince hep dillendirilmiştir, o tip anlatımları akla getirecek en ufak bir bilgi kırıntısına sahip değiliz” derler.

Normalde sanat hatta edebiyat özünde soldur, sol menşelidir. Aydınlanma döneminin önemli düşünürleridir John Locke, Montesquieu, Voltaire, Rousseau, Diderot, Stuart Mill. Siyaset kuramı, devlet tanımları, devletin işleyişi, despotizm, toplumsal katmanlar, kölelik vs. gibi konularda geçerliliğini asla yitirmemiş temel önermeler ve bilimsel eserler sunmuşlardır. Toplumu dönüştürmüşlerdir. Mesela “kuvvetler ayrılığı” ilkesi Montesquieu’ye aittir.

Bu tipte eser pek yoktur bizde. Edebiyatımızda böyle eser olmadığı için, toplumumuzdaki dönüşüm şiirle mümkün olmuştur.
Buna en güzel örneklerden biridir Nazım Hikmet. Sağcılarca hep ötekileştirilmiştir.
Nazım Hikmet örneği bize bir oksimoron, bir tenakuz yaşatır.

Nâzım Hikmet enternasyonal bir solcuydu. Mustafa Kemal’den de hiç hoşlanmazdı. Malum şiiri bu konuda açık bir kanıttır. (Merak edenler internetten bakabilir)

Atatürk de Nâzım’dan hiç hoşlanmazdı elbette.
Mustafa Kemal, Nazım adına yapılan bu geniş reklam ve propagandaya pek itimat etmediği için:
– “Şunun bir şiirini kendi ağzından plağa alın, getirin bakayım” demiş. Nazım’ın “Hazer” ve “Salkımsöğüt” şiirleri kendi diliyle plağa alınarak Atatürk’ e dinletilmiş, Atatürk bunları dinledikten sonra aynen:
-” Bu şiirlerde Türk Milleti’nin hayatına kasteden bir bomba var” demişti.
(Ahmet Şık’ın yayınlanmadan tutuklanmasını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bomba etkisi yapacak güçte kitaplar vardır” demesini çağrıştırdı bu söz)

17 Ocak 1938’de Nâzım Hikmet Kemalist rejimin komünist masası ekipleri tarafından tutuklandı.
Ancak 15 Temmuz 1950’de Adnan Menderes döneminde hapisten çıkabildi. 12 yıllık CHP iktidarı boyunca Nâzım hapiste çürütüldü. Bu gerçekleri unutturup hem Atatürkçü hem Nâzımcı olabilmek bizim solculara özgü bir tuhaflık… Alın size bir oksimoron daha.

Nazım’ın Ağa Camii şiirini çok az kişi bilir. İçinde dine vatana millete kutsala ait herşeyi bulursunuz. Şiirin bütününü internetten okuyabilirsiniz. Dört mısrasını aldım.

“Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım”

Deniz Gezmiş ve arkadaşları “anarşişt” damgası yerken o günün şartları içerisinde bu arkadaşların fikirlerini düşüncelerini dinlediğinizde, vatana millete bir ihanet görmek sözkonusu değildir.

Ama sırayı bozmuşlar, farklı düşünmüşler, uyanışa vesile olmanın bedelini hayatları ile ödemişler.
Günümüzde emperyalist ve kapitalist düzene söz etmeyen vatan evladı kalmamıştır.

Bütünü görmenin zevkini yaşamak lazım. Yıllarca filin sadece kuyruğunu, hortumunu, ayağını tutmaktan yorulmuş bir zekânın fili bir bütün olarak görmekten aldığı hazzı duymak önemlidir. Nazım ve Necip Fazıl gibi şairlerin de, Deniz Gezmiş gibi vatanseverlerin de sevilen ve hoş bulunmayan tenakuzları mevcuttur. Mesele dokunulmaz kılmamak ve putlaştırmamaktır.

Yolların açılıp imkânsızlıkları imkânların takip edeceği inancıyla, hep azimli ve kararlı olmak gerekir. Bize yansıyan ise yaşanılan “o” anın kalemle satıra dökülmüş halidir hepsi bu. Her tehlike bir gün mutlaka ortadan kalkar.

[Hem Nazım Hikmet’in Moskova’daki, hem Necip Fazıl’ın Eyüp Mezarlığı’ndaki mezarlarına gitmiş, hakeza Deniz Gezmiş’in Ankara Karşıyaka’daki mezarına da Fatiha okumuşumdur. V.D.]

1 YORUM

  1. Nazım Hikmet ve D Gezmişle ilgili bilmediklerimi tesadüfen dinleyip ve okuyunca, bizim bildiğimizin tam tersi oluğundan dolayı hem üzülüp hemde çok şaşırmıştım.
    Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yakalanıp Ankara’ya getirildiği gün onları sorguya çeken bir bey belediye otobüsünde yanında oturan arkadaşına D Gezmişi anlatıyordu hemde onun için çok üzülüyordu. Deniz Gezmiş hakkında söylediği şu cümleler ” Çok babayiğit ve vatan için canını seve seve verecek korkusuz bir genç keşke onunla bu ortamda değil bir sohbet ortamında karşılaşsaidim, onun gibi gençler bu vatanda bir hiç uğruna harcaniyor yazık oluyor bunlara ve bunu gibi gençlere. Sağcı solcu diyip zeki ve vatan severleri bazı insanların kariyerleri Için yok ediyoruz.”
    Nazım Hikmetin Ölümünden sonra yayınlanması için yazdığı hayat hikayesini okuduğumdada çok şaşırdım ve üzüldüm.
    Cumhuriyetin kuruluş döneminde bilhassa Atatürk ondan yardım istemiş Rusya ile olan anlaşmazliklarını onun aracılığıyla halletmişler. N Hikmet ayni zamanda Atatürk’ün hemşerisi (Selanikli) olduğu içinde Atatürke her konuda çok yardımcı olmuş.
    Kaçışını sebebide arkadaşlarinin onu uyarmaları olmuş. İlk defa hapise atılıp çıktığında arkadaşları ona “bu ülkeden kaç bunlar seni ya öldürecek yada zindanda çürürtecek” demişler o Atatürk’e güvendığı için inanmamış.
    12 yıl yatıp çıktıktan sonra aklı başına gelmiş ve kaçmış.
    Kaçtıktan sonrada ćok zor bir hayat yaşamış.

CEVAP VER