Kumpas da oyun da değil; salt takdirsel gerçeklik.. Konu: Tarz meselesi…

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Kader, insanların hep ilgilendikleri ama bir türlü çözemedikleri bir gerçekliktir. Hangi dinden olursa olsun bu durum değişmemiştir.

Dinsel öğretilerin olduğu yerde Yaratıcı’nın ilahi kuralları ve aynı düzlemde insanın özgür iradesi hep irdelenmiş, sorgulanmıştır.

Müslümanlar özgür iradenin varlığına inansalar da, Yaratıcı’nın ilahi yazgısına daha fazla önem vermişlerdir. Eskiden de böyleydi, şimdi de böyle.

Teoride, yapılan konuşmalarda insanın özgür iradesi ile takdirde bulunan bir varlık olduğu beyan edilir, ancak yaşanan hayatta ve davranışlarda nedense kaderci bir anlayış hakimdir.

Ülkemizde ‘alın yazısı’ olarak bilinir ve insan doğmadan önce yaşayacakları Yaratıcı tarafından belirlenmiştir gibi bir inanç daha makbuldür.

İslami kesimde, dinine önem veren müslümanlarda da göstergeler daha çok insanın özgür iradesi tarafına değil de, Yaratıcı’nın belirlemesi tarafına doğru eğilimlidir.

Buna itiraz edenler olacaktır doğal olarak. Maalesef topluma baktığımızda görünen manzara bu.

Bu inanış, çok doğal olarak düşünce yapısına, insanın bakışaçısına da sirayet eder.

Bundan dolayı da, ayetlerin tam tersine, insanlar olumsuzluklarla karşılaştıklarında kaderci olmalarından dolayı Yaratıcı’ya suç bulmak istemedikleri için başka etkenler ararlar.

Kendi fiilinin, kendi takdirinin sonucu olan bir olumsuzluk başka kişi yada kişilerin suçu haline gelir.

Fakındayım, kabullenmek zor.

Yaratıcı böyle kader yazdı, bu olumsuzluk onun suçu dese, inancı zedelenecek. Kendinde hata görse, zaten onun farkına varıp hatadan geri dönecek. En kolayı kendisi ve Yaratıcı haricinde suçlu aramak, bulmaktır.

Bu düşünce şekli ve davranış tarzı, ülkemizde en yaygın olan ve kabul gören suçlama şeklidir. Zaten kültürde bulunan ‘alın yazısı’ inancı ve dinde olan ‘kaderci’ yaklaşım bununla örtüşür. O zaman da en mantıklısı da budur diye düşünür insan.

Son zamanlarda yazılan makalelerde, ifade edilen görüşlerde de, hep bu düşünce şeklini görüyoruz.

Eski bakan Ömer Dinçer de aynı düşüncelerle bir yazı kaleme almış, gazetemizde de yayınlandı, sanıyorum gözünüze çarpmıştır.

‘Akp’ye yönelik oyun içinde oyun’

Yada basında yer alan ‘Akp’ye yönelik kumpas’ vb.

Akp, iktidardaki bakanlar, şimdiki akp yöneticileri, oy verip destekleyenler bütün fiillerini doğru yaptılar ve onlara karşı bir oyun oynanmakta.

Aslında inanılan bu.

Kelime garibinize gitmiştir belki, ama bence anlatmak istediğime en yakın kavram. Takdirsel gerçeklik.

Şimdiki olumsuzluklar oyun yada kumpas değil, aslında insanların kendi özgür iradeleri ile takdir edip seçtikleri fiiller neticesinde oluşan salt gerçeklik.

Tayyip Erdoğan’dan, bakanlara, akp yöneticilerine, akp’yi destekleyenlere kadar bütün insanların sorumlu oldukları bir durum bu.

2002-2007 yılları arasında birçok olumlu icraatler olurken birileri kalkıp da, ‘akp’ye oyun içinde oyun kuruluyor’ diyor muydu?

Hayır.

Özgür iradeyle seçilen söz, davranış ve fiiller nelerdi?

  1. Akp’nin kurucu kadrolarının dışlanması, ötekileştirilmesi.
  2. Kurucu kadrodaki tecrübe sahibi, erdemli insanların görevden el çektirilmeleri ve yerine tecrübesiz, fevri hareket eden insanların getirilmesi.
  3. Fetö olayı ile insanların mağdur edilmesi.
  4. Fetö olayı ile mhpleşen bir akp (Bugünlerde meşhur olan reis söylemi de aslında mhp’nin jargonunun bir kavramıdır ve bunun İslami kesime yamanmaya çalışılması bunun kanıtıdır).
  5. OHAL ilan edilip, keyfi görevden ihraçlar, kurulmayan komisyonlar, sonuçlandırılmayan mahkemeler ve akibetlerini bilmediğimiz yüzbinlerce mağdur aile.
  6. Kavgacı söylemler, Avrupa düşmanlığı, realitelerden uzak şekilde dünyadan soyutlanma
  7. Kul yapımı bir anayasa değişikliğini kutsallaştırıp dinsel bir konu haline getirme ve milleti bölme.
  8. Hayır diyecek olanlara karşı yapılan psikolojik baskı ve terör (Vatan hainliği suçlaması)
  9. Hayır diyecekleri farzedilerek kurucu kadrodaki Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğer siyasetçileri suçlama ve düşmanlaştırma.
  10. Sosyal medya yoluyla psikolojik baskı oluşturma.
  11. Akp’ye yakın medyada kendini bilmezlerin cirit atması ve alenen düşmanca suçlayıcı yazıları.
  12. Ve anlayamadığımız şekilde gazetecilerin susturulmaları.

Şu an aklıma gelenler sadece.

Bütün bunlar olması gerekiyor muydu?

Hayır.

Bir direktifle Tayyip Erdoğan bütün bunları önleyebilirdi.

Bir emirle sosyal medyadaki hesaplar incelenir, bu hataları yapanlar cezalandırılır ve kimse düşmanca ayrım yapma cesareti bulamazdı.

Bir telefonla gazetelerde düşmanca yazılar kaleme alanlar engellenebilirdi.

Komisyonlar hızlıca çalışır, mahkemeler sonuçlanır, gerçekten suç işlemiş fetöcüler cezaya çarptırılır, mağdur olanlara iade-i itibarları verilir ve toplumda gerginlik sona ererdi.

Ama olmadı.

Çünkü olması istenmedi.

Yani istekli ve özgür iradeyle seçilen fiiller neticesinde takdirsel gerçeklik oluştu.

İşte bu durumda yok kumpas, yok oyun içinde oyun demek, abartılı iyi niyetle yapılan boş sözler.

Aynı abartılı iyi niyetli bakışaçısını, sözleri daha önce de duymuştuk. Rahmetli Erbakan’dan yollarını ayıran akp’liler siyaset alanına çıktıkları zaman.

‘Aslında ayrı değiller, gizli bir plan var’

‘Bu durum danışıklı dövüş, onlar ayrı değiller, stratejik açıdan böyle davranıyorlar’

Peki noldu?

Geçen yıllar gösterdi ki; bu oyun falan değildi.

Aynı bugün olduğu gibi. Bugün de akp için yapılan oyun içinde oyun yok. Kumpas yok. Yanlış yapılan kişisel takdir ve sonuçları var.

O zaman ayrılan akp’liler, bugün farklı düşünen İslami kesim, dine önem veren müslümanlar yada kurucu kadroları arzulayan akpliler, bütün bunların hepsi en basit haliyle bu durumdan rahatsızlar.

Şu an varılan tarz bize ters diyorlar.

Şu anki tarz:

Mhpleşen,

Geniş tabana değil de, belli gruba hitap eden,

Dışlayan, ötekileştiren, ben yaptım oldu’cu, astığım astık kestiğim kestik’ci, entellektüellikten uzak, fevri hareket eden, realist olmayan şekilde Avrupa’dan ve dünyadan uzaklaşan, şekilselliğe önem veren, derinlikten uzak, istişare yerine tasdikleyici, eleştiri yerine padişahım çok yaşa’cı, Orta Anadolu ve Karadeniz’e endeksli bir siyaset anlayışı.

Bu tarza uyan İslami kesim, muhafazakar, solcu, müslüman, ülkücü ve toplumun diğer kesimleri bundan memnun.

Ama bu tarzdan memnun olmayan İslami kesim, muhafazakar, solcu, ateist, laik, müslüman, hristiyan, saferad yahudisi, ermeni, Kürt kökenli, süryani insanlar var. Marmara, Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu var.

Ve bu insanlara hitap eden bir parti de yok.

Tayyip Erdoğan, Akp’ye yeniden üye oldu. Kendisini, özgür iradesiyle oluşturduğu kişisel takdiri sebebiyle tebrik ediyoruz. Ülke için hayırlı olsun diyoruz.

Kendisinin resmi olarak parti üyesi olmasıyla, ‘tarafsız cumhurbaşkanlığı’ sıfatı da resmi olarak ortadan kalkmıştır.

Şu andan itibaren de, yukarıda ifade ettiğim tarzı benimseyen insanlar ve kesimler için resmi bir aday gerekmektedir.

Artık bunun dinle, vatanseverlikle alakası olmadığını herkesin bilmesi gerekir. Bu bir tarz meselesidir. Ve ben kendi adıma, tarzıma uygun bir devlet başkanı isteme hakkına sahibim. Bütün diğer kesim ve insanlar gibi.

Bu tarzı kabul eden insanların da, asgari müştereklerde birleşeceklerine de eminim.

En sade şekliyle: İnsana insan olduğu için değer verme, dini duygulara saygı, hakperest olma, işi ehline verme, entellektüel olma, fevri olmak yerine düşünerek hareket etme, şahıslar yerine sistemi önemseme, sorunlara ortak akılla ortak çözümler bulmaya çalışma gibi özellikler yeterli olacaktır.

Medyada, sosyal medyada yada sokaklarda şov yapmıyorlar diye, avaz avaz bağırmıyorlar diye bu tarzı isteyen insanların olmadığı düşünülmesin.

Bu insanlar var ve bekliyorlar.

Entellektüelliğe, salon beyefendiliğine, devlet adamlığına yakışır şekilde bekleyenlerin de var olduğunu biliyorum.

Hepimiz aynı kültürün, aynı coğrafyanın insanlarıyız.

Türküyle, Kürdüyle, müslümanı, hristiyanı, ermenisi, saferad yahudisi ve ateistiyle.

Sadece tarzlarımız farklı.

Bu kadar basit.

Sevgi ve bilgiyle kalın…

 

2 YORUMLAR

  1. Sinan bey siz Türkiye’deki siyaseti ve islam dinini çok iyi anlatiyorsunuz, belki bu yazılarınz birileri tarafindan yalnış anlaşıla bilinir fakat yazdiklarınızın doğruluğu tartışılamaz çünkü gerçekler bunlardır.
    Ellerinize ve kaleminize sağlık.
    Allah sizden ve sizin gibilerden razı olsun.

  2. Yazılarınız gelecek için ümit ve cesaret veriyor. Alah’ın kullan diye verdiği aklın serbest olduğu toplumlarda insanlara saygı ve karşılıklı anlayışla bir arada yaşamanın yolu açılıyor diyebiliriz sanıyorum. Böyle toplumlarda dini kurallar muktedirleri ayakta tutmak için yorumlanmıyor artık..

    Geçen yıl Avusturya’daki cumhurbaşkanlığı seçiminde şimdi de Fransa’daki seçimde yaşanılan bir durumla, yeni anayasanın getirdiği seçim sistemi sayesinde Türkiye’de de karşılaşabileceğiz. Ilk turda herkes kendi adayını seçiyor. Ikinci turda ise seçmeni kutuplaştırarak oy kazanmak isteyen adaylar diğer partilerden oy almakta zorlanıyorlar. Böyle adaylar seçmenleri kutuplaştırdıkları için, kendi seçmeni dışındaki değişik siyasi görüşteki insanları kendilerine karşı birlikteliğe itiyorlar. Bu birlikteliğin nedeni siyasi görüş ve etnik değil, sadece ortak demokratik temel oluyor..

CEVAP VER