Hepimize Haydar Lâzım

0

Eflatun ‘Phaydaros’ adlı diyaloğunda, sözünü ettiği efsane dolayısıyla der ki; “Bugün herkes, vaktiyle alayını izledikleri Tanrı’ya saygılarını sunmakta ve kendi karakterine en uygun gelen bir aşkı seçmektedir. Yani, herkes kendi Tanrısını yaratmakta ve Tanrısı için kendi kalbinde bir heykel dikerek onu süslemekten hoşlanmaktadır.”

Amerikan başkanlık sisteminin iki defa ile sınırlandırılmış olmasını hep takdir etmişimdir. Amerikalılar Başkan adında bir tanrı yaratmak istemedikleri için, böyle bir sınırlama getirmekte haklılar.

Menkıbe dinlemeye davet gibi gelecek az sonra okuyacaklarınız. Oysa gerçekti o vakti zamanında yaşananlar. Ve günümüz için böyle mütevazı haller talep etmek, şimdilerde ütopya…

Dünyanın efendisi halkının arasına karışmış ve gelen misafirinin “Muhammed hanginiz?” sorusuna muhatap olmuştu. Tanınmayan mütevazı dünya lideri bir Peygamber. Sen çok güzeldin Ey Nebi! Hasret-i Peygamber çekiyor insanoğlu…

Bizansın elçisi, Hz. Ömer ile görüşmek üzere teşrif etmiş. Vilayete vardığında halifenin nerede olduğunu, orada bulunan halka soruyordu. İçlerinden biri işte orada diyerek, ağacın altında uyuyan Ömer’i işaret etti.
Elçi, bu görüntüye meftun oldu. Aradığını buldu adeta, aklında ne elçilik kaldı, ne de getirdiği haber! Elçi iken, sultan oldu.
Hz. Ömer gibi böylesi nazik böylesi nezih böylesi mütevazı lider lazım bize… Başımızda tuta tuta Sultanlaştırdıklarımız var bizim.

Bazen küçük dağları yaratmışçasına böbürlenerek yürüyen insanoğlu, gerçekten de çok aciz bir varlıktır. Fakat diğer taraftan da bu alemin en değerli varlığı ve küçük bir halifesidir. Akıl sahibi ve muhatap alınan bir varlık olması açısından, varlıkların da en üstünüdür.
Vücudumuza giren  “mikroskobik” canlının bize yaşattığı durumu örneklemek kafi gelir acizliğimize. Kainatın halifesi konumundaki insanı elden ayaktan kesiyor ve yerinden kımıldatmayabiliyor.

Yazıma başlamadan önce çiçek ektim saksılara. Toprak öyle bereketli ve öylesine cömert ki; atılan her tohumu tanıyıp bize istediğimiz meyve ve sebzeyi veriyor…
Elma ağacı olsun diye dikilen bir fidandan, yanlışlıkla portakal ağacı çıkmıyor.
Portakal ağacına yapılan aşıyla, beş yıldır portakal yetişen ağaç, bir süre sonra limon vermeye başlıyor. Akıldan noksan toprak dediğimiz şey; aşılamayı da anlıyor ve ne istiyorsak onu veriyor.

İnsan olarak çok aciziz, dünyanın en zengini de olsak, dünya başkanı da olsak. Bunu hep hatırlayalım.
Toprak gibi vefa bekler insanoğlu. Yani ektiğimizi biçmek istiyoruz. Bize biçileni yaşamak değil. Dayatılanı hiç değil.
Tasavvufta insanoğlunun yedi senede bir tekamül ettiği söylenir.
Ülke geneli için ise beş yılda bir seçim yapılır. Portakal ağacı gibi beş yılda bir yenilenmeye, değişmeye, tazelenmeye ihtiyacımız var.

Said-i Nursi Doğu ve Güneydoğu’da Kürt aşiretlerle görüşmeler yaptığı sırada, yine devlet ve hükûmetle ilgili bazı problemler teşekkül etmiş ve bu görüşmeler sırasında bu konu gündeme gelmişti.  Kürt aşiret temsilcileri şunu sormuşlardı Said-i Nursi’ye: “Seyda, kimileri devlete ve hükûmete ‘Haydar ağa’ diyor, kimisi de ‘Haydo’ diyor. Ne yapalım?” O da diyor ki: “‘Haydar ağa’ da yanlış ‘Haydo’ da yanlış. Doğrusu ‘Haydar’dır.” Bu bir ifrat ve tefrit meselesidir.

Ünlü düşünür Euripides “Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir” der.
İşitmeye, konuşmaya, bilmeye nefes kadar ihtiyacımız var. Güncel vaziyetin yanısıra, düşünce tarihi ve siyasi ideolojilerin seyriyle ilgilenen birisi olarak, şu anda Türkiye’de en büyük sorunlardan birinin düşünce özgürlüğü olduğunu düşünüyorum.
Birçok faktörden dolayı, söz söyleyebilecek birçok kişi konuşamıyor. Bu, başlı başına büyük bir sorun.

Hiç bir yasa bana, kendi varlığımdan daha kutsal değildir; benim için iyi olan tek şey, doğru yoldur. Hiç bir yasa canımdan kıymetli değildir. Doğru olan şey, Allah katında canımdan da kıymetlidir.

Mahatma Gandhı şöyle der; “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.”

Devlet algısını kutsal gören “Haydar ağa”cılara değil, devleti yerden yere vuran “Haydo”lara da değil, bizim eğriye eğri doğruya doğru diyen “Haydarlara” ihtiyacımız var.
Problemli her meselemizde “Haydar”ları çoğaltırsak, uhuvveti kavileştirir sulhün güzelliğine varırız…

CEVAP VER