Erivan’da Kürt Milliyetçiliği

1

Kürt Milliyetçiliğinin tarihi gelişimi ele alındığında üç önemli merkezin öne çıktığını ifade etmiştik: İstanbul, Erivan ve Suriye. Bu hafta Suriye ve Erivan’da Kürt Milliyetçiliği ile ilgili yapılan çalışmalara bakacağız.

Şeyh Said Olayı’ndan sonra büyük bir darbe alan İstanbul merkezli Kürt muhalefet hareketi, Van’lı Memduh Salih’in gayretleri ile Suriye’de toparlanma çalışmalarına girer. Hoybun (Xoybûn) Örgütü, daha önce kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti ve bu cemiyetten görüş ayrılıklarından dolayı ayrılarak kurulan Kürt Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti’nin yeniden şekillenmiş hali idi. Bu cemiyetlerin kuruluşunda Bedirhanilerin baskın rolü olduğu gibi, Hoybun’da da Bedirhaniler etkiliydi.

Hoybun Örgütü, 5 Ekim 1927 yılında Lübnan’da kurulmuş ve başkanlığını da Celadet Ali Bedirhan üstlenmişti. Cemiyette Bedirhaniler’in yanı sıra Cemilpaşazadeler ve Suriye’ye kaçan Şeyh Said Olayı’nın bakiyeleri vardı.

Cemiyetin en önemli amacı, Türkiye’de müstakil bir Kürdistan kurmaktı. Propagandaya ayrıca önem veren örgüt, Süleymaniye, Musul ve Diyarbakır’ın yanı sıra, Kahire, Paris, Londra ve Detroit’te temsilcilik açmıştı.

Cemiyette öne çıkan gelişmelerden biri de Ermeniler ile olan ilişkilerdi. I. Dünya Savaşı esnasında karşı karşıya gelen Kürtler ve Ermeniler şimdi ortak rakip belledikleri Türkiye’ye karşı güç birliği yapma fırsatı bulmuşlardı. Paris Konferansında başlayan yakınlaşma Suriye ve Lübnan’da daha da ilerledi. Öyle ki Hoybun Örgütü, ilk kuruluş toplantısını Vahan Papazyan’ın Lübnan’daki evinde yapmıştı. Kurulduğu andan itibaren Ermeni Taşnak Örgütü’nün desteğini alan Hoybun örgütüne, Taşnak Örgütü’nün Suriye temsilcilerinden olan Hracth Papazyan üye olmuştu.

Papazyan, Hoybun’un Halep biriminin daimi üyelerinden biri olur ve Celadet Ali Bedirhan’dan sonra örgütün en etkili ismi haline gelir.

Kuruluşundan beri bütün gayretini Türkiye’ye yoğunlaştıran Hoybun, Ağrı ve Dersim isyanlarının başarısız olmasından dolayı umutlarını büyük ölçüde yitirir.

Birinci Dünya Savaşı’nın oluşturduğu siyasi dengeleri de değerlendiren Hoybun, 1946 yılında çalışmalarını durdurur.

Hoybun’un, Ağrı isyanında başarısız olmasından sonra siyasi çalışmaları terkeden ve kendini Kürt dil ve kültürü çalışmalarına adayan Celadet Ali Bedirhan ve Mir Bedirhan, Fransız mandası altında Suriye’de “Hawar” (Çığlık) dergisini çıkarmaya başlamışlardır.

Hawar Dergisi (1932-1943)

1932 yılında Şam’da yayınlanmaya başlayan Hawar dergisi, Kürtçe ve Fransızca basılmıştır. Toplam 57 sayı çıkan Hawar, ilk sayısından itibaren daha ziyade dil ve edebiyat üzerine yayınlar yapmıştır. Mesela ilk sayıda Latin harfleri ile Kürtçe alfabe oluşturulmuştur. Bu alfabe günümüzde kullanılan Kürtçe alfabenin temelini oluşturur. Türkiye ve dünyada kullanılan Kürt alfabesi, bu alfabedir. Yine ilk sayıdan başlayarak Kürtçe şiirler verilmiş ve Kürt edebiyatı anlatılmıştır. Kürtçe sözlük çalışmaları da ilk sayı ile beraber başlamıştır.

Erivan’da Kürtçülükle ilgili çalışmalar başlamadan önce, 1929 yılında Kızıl Kürdistan Özerk Eyaleti, Sovyetler Birliği tarafından Azerbaycan’ın Karadağ bölgesinde kuruldu. Sonra 1946-47 yıllarında İran’da Sovyet desteği ile Mahabad Cumhuriyeti’nin (Kürdistan Cumhuriyeti) kurulması, Ortadoğu’da bir Kürdistan kurma gayretlerinin eseridir. Bu projelerin başarısız olmasının altında Kürtlerde millet bilincinin oluşmaması ve devam eden aşiret yapılarından dolayı Kürtlerde bir milli birlik oluşturma yeteneğinin gelişmemesi vardır. Bu da Sovyetler Birliği’ni yeni projelere yönlendirmiştir.

Sovyetler Birliği, yürüteceği politikaları için gerekli olan kadro/aydın zümresini yetiştirmek için çalışmalara Erivan’dan başladı. Erivan yaşayan Kürtlerin, Kürt uyanışındaki rolleri çok ama çok önemli olmuştur. Diyebiliriz ki Kürt Milliyetçiliğinin en önemli temelleri Erivan’da atılmıştır. Erivan’da, Osmanlı Devleti’nde 19. ve 20. yüzyılda Müslüman Türk ve Kürtlerin baskılarından dolayı Ermenilerle beraber göçen Yezidi (Ezidi) Kürtler vardı. Tehcir Kanunu çıktığında Yezidiler de haklı olarak endişelenmiş ve Rusya’ya göçmüşlerdi.

1928-1929 yıllarında toplam 23 Kürt genci Leningrad Doğu Bilimleri Akademisi’ne eğitim için gönderilir. Onlardan birçoğu, Kürt kültür ve edebiyatına hizmet edecek kişiler olacaklardır. Kanate Kurdoyev, Ahmet Süleymanov, Tital Muradov, Sala Caferov ve Gaso Şamilov bunlardan bazılarıdır.

Sovyetler Birliği’nde Kürtler arasında dil-edebiyat, kültür, basın-yayın ve bilimsel faaliyetleri için kadro/elit sınıfı yetiştirmek amacıyla çalışmalar yapılmıştır. İlk ve orta öğrenimi gören Kürt çocukları ile tehcir sırasında anne-babasını kaybederek Erivan’daki Yetimhanelere yerleştirilmiş Ermeni, Kürt ve Süryani çocuklar eğitilmiş, Kürtçe okuma yazma öğretilmiştir. Bu yetiştirilen nesil ile ihtiyaç duyulan aydın/elit kadrolar oluşturulmuştur. Yetimhanelerde kalan bu çocuklar üniversiteyi bitirdikten sonra Sovyetlerin istediği alanlarda çalışıyorlardı.

Kürt dili ve edebiyatı alanlarında önemli bir rol oynayan Eminê Evdal, Haciye Cindi, Casime Celil, Cerdoye Genco gibi isimler de, bu dönem eğitilen çocuklar arasından çıkmıştı. Erivan’daki çalışmalar söz konusu olunca bu isimlerle sık sık karşılaşırız.

Latin Harfleri ile İlk Kürtçe Alfabe

Kürtçe ile ilgili altyapıyı oluşturmak için Latin harfleriyle Kürt alfabesi oluşturma çalışmalarına başlandı. Neden Latin harfleri sorusuna şu cevap verilebilirdi: Mesela “Diyar-î Mezopotamya” adlı dergide yazan bir yazar, “…diğer şeylerin yanı sıra Batıya daha yakınlaşmakla ulusumuzun yeniden dirileceğinden…” söz ediyordu. Yazar ayrıca, Kürtlerin “Ârî” ırkından olduğunu ve dillerinin de “Ârî” olduğunu söylüyordu. Yani Ârîler’in alfabesi olan Latin alfabesi Kürtçe için daha uygundu ona göre.

Süryani İshak Marogulov ve Erebe Şemo 1927 yılında başladıkları çalışmalarını, 1928 Latin harfleriyle ilk Kürtçe alfabeyi yaparak neticelendirdiler. Bir müddet sonra 1929 yılında “Kendi Kendine Kürtçe Öğrenme” adlı Kürtçe Gramer kitabı bu alfabe ile basıldı.

Her ne kadar Latin harfleri ile ilk alfabenin Celadet Ali Bedirhan’a ait olduğu söylense de, ilk alfabeyi İshak Marogulov ile Erebe Şemo hazırlamışlardır. Onların Latin alfabesi ile Celadet Ali Bedirhan’ın kullandığı Latin alfabesi arasında bazı farklılıklar vardır.

Riya Teze

Riya Teze’nin kuruluşu Sovyetler Birliği’nde yapılan hazırlıkların ilk meyvesi olması itibari ile önemlidir. Kürtler arasında Kürtçeyi ve Kürt kültürünü canlı tutmak için Kürtçe bir gazeteye ihtiyaç vardı. Mart 1930’da Riya Teze’nin ilk sayısı Latin harfleri ile basıldı. Köy köy, kasaba kasaba dolaşılarak Kürtlere ulaştırılacak söz konusu gazete ile okuma-yazma oranının yükseltilmesi hedeflenmiştir. Kürtler arasında gazeteyi yönetip, yayıncılık yapabilecek yeterlilikte kimse olmadığından, Kevork Paris, Hraçya Koçar ve Haruçi Mıgırdıçyan, dönemin Komünist Sovyet yönetimi tarafından gazetenin başına getirilir. Paris, Koçar ve Mıgırdıçyan Kürtçeyi anadilleri kadar bilen ve bu dili ustalıkla kullanan Osmanlı sürgünü üç Ermeni’dir.

Dört yıllık Ermeni idareciliğinden sonra, gazetenin yönetimi Kürtlere devredilir. 1934-1937 döneminde gazetenin başındaki ilk Kürt, Cerdoyê Genco’dur. 1937 yılında Stalin döneminde başlayarak yürütülen Rusifikasyon denilen Ruslaştırma politikası gereği bütün azınlıklar gibi Kürtlerin de yayınları durduruldu. Dil, kültür ve müzikleri yasaklandı. Riya Teze de bundan nasibini alır ve kapatılır. Stalin’in vefatından sonra 1955 yılında, aralarında Erivan Radyosunun da bulunduğu birçok kurumun açılması ile birlikte, Riya Teze de 18 yıllık aradan sonra tekrar yayınlanmaya başlamıştır.

1955 yılından 1989 yılına kadar Mîroyê Esed aralıksız 34 yıl gazeteyi yönetir. Daha sonra yaklaşık 1,5 sene Titale Efo gazetenin başı olarak görev alır. 1991 yılından 2003 yılına kadar ise Emerike Serdar gazetenin baş redaktörü ve yöneticisidir. 2003’te gazete kapanır.

Kürdoloji Akademisi

Rusların Kürtlere alaka duyması geçmişe dayanır. 1787 yılında Ruslar doğu dillerinin yanında 276 Kürtçe sözcük de olan bir sözlük çıkardı. Bu ilk çalışmadan sonra 1850’de Rus İmparatorluk Akademisi, Peter Lerch’i Kürt dilini incelemesi için araştırmaya gönderdi. Lerch 1851-54 yıllarında üç tane kitap yayımladı. 1879’da da akademide Fransızca-Kürtçe sözlük yayınlandı.

Rusların bu ilgisi Sovyetler döneminde de devam etti ve bünyesinde Kafkas, Ermeni, Arap, Türk gibi bölümleri barındıran Ermenistan Akademisi’nde, aynı zamanda Doğu Bilimleri bölümünde yer alan Kürt Bölümü ise 1959 yılında açıldı. 1959 yılından bu yana 380 inceleme-araştırma kitabı yayımlayan Akademi, bu kitapları ağırlıklı Kürtçe olmak üzere, Rusça ve Ermenice dillerinde bastı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda yayıncılık gerilerken Kürdoloji incelemeleri (yani, özel olarak yerel Kürt okur kitlesini hedeflemeyen bilimsel çalışmalar) yavaş da olsa düzenli biçimde yayımlandı. Bunlar, öncelikle klasik edebiyat, dil bilim ve tarihle ilgili incelemeleri içerirler. Mem u Zin (1961), Şehy Sen’an (1965), Leyla u Mecnun (1965), Zembilfiruş (1983) ve Yusuf u Zeliha (1986) gibi klasik edebiyatın bazı eserleri, Rusça çevirilerinin eşlik ettiği halk versiyonlarıyla birlikte orijinal Arap alfabesiyle yayımlandılar. Bu derlemeler, Kürt edebiyatının bekası açısından önemli katkılar oluşturmakla birlikte, Sovyet okurlarının Arap alfabesine yabancılığı bir handikap olarak kaldı. Dilbilim, Kürt incelemelerinde bir diğer gelişmiş alandır. Sovyetler Birliği’nde Kurmanci lehçesine, son yirmi yılda ise Sorani lehçesine ilişkin düzinelerce gramer çalışması mevcuttur.

Erivan Radyosu

Erivan’da Kürtçe Radyo yayınları 1955 yılında başlamıştır. Unutmamak gerekir ki, bu yayınlar hem Riya Teze gazetesinin yayınlarını geniş kitlelere ulaştıran bir araç, hem de okullarda verilen Kürtçe eğitimin pratiğini yapan bir yayın organı idi.

Erivan Radyosu’ndaki bütün programlar Ermenistan’da konuşulan Kurmanci ile yapılıyordu. Yayın programlarında, halk müziğinde bile Zazaca lehçesinin kullanılmaması basılı medyanın (Riya Teze) politikasıyla bir tutarlılık oluşturuyordu.

Hülasa, Suriye ve Erivan’da yapılan çalışmalar Türkiye’nin Kürtleri red ve inkar politikalarını yürüttüğü döneme denk düşer. Türkiye’nin Kürt Açılımı sürecinde yapmaya çalıştığı ve masanın devrilmesi ile büyük oranda rafa kalkan çalışmalar, yaklaşık yüz yıl önce, Sovyetler Birliği ve az da olsa Suriye tarafından gerçekleştirilmiş.

Günümüzde “Türkiye’nin Kürt sorununu çözmeye yönelik politikaları, yüz yıl geriden gelmektedir,” bile diyemiyoruz.

İyimser bir tahminle bile yüz yıl geriden gelen çalışmaların oluşturduğu sosyal ve siyasal açığı, sadece spekülasyona dayalı politikalarla kapatmak, ne kadar mümkün?

Bu politikalar ‘Kürt Sorunu’nu çözebilir mi?

1 YORUM

  1. Kurtleri “potansiyel tehlike” olarak goren bakis acisi sorun gercek anlamda cozulemez. Once bu bakis acisinin degismesi ve “Kurtler de bizim ulkenin insani. Kimi etnik talepleri de dogaldir. Kuzey Irak’da bagimsiz bir ulkelerinin olmasi ilke olarak karsi cikmamiz gereken bir sey degildir.” zihniyetinin cani gonulden oturmasi lazim.

    Akil var mantik var, insanlik var, insaf var. 30 milyon insanin istekleri, arzulari nasil goz ardi edilir.

CEVAP VER