Avrasya Ütopyası

0

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Bugüne kadar yapılan her şeyin yıkılıp yeniden inşa edilmesi sürecine sancılı bir şekilde hızla giriş yaptık. Kentsel dönüşüm projeleri gibi dünya üzerinde eskiden kurulan dengeler, düzenler hızla yıkılıp yerine yeni bir dünya düzeni kurulması ile ilgili projeler konuşulmaya başlandı.Bir coğrafyanın tarihi, kültürel mirasları dikkate alınmadan, o bölgeden geçen fay hatlarını ortaya koyup, ona uygun projeler üretmeden, hayali bir takım ütopik projeler gündemimizi çokça işgal etmeye başladı .

Bana göre bu ütopi projelerden biri AVRASYA projesidir.

Şimdi hep birlikte Avrasya Projesi kapsamında bir birlik oluşturulmaya çalışılan devletlere bir göz atalım: Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Türkiye, İran ve Almanya-Fransa’dan oluşan bir işbirliği örgütünden bahsediliyor.

İlk olarak Rusya ve Çin birbirine rakip olan iki büyük güçtür. Rusya, toprak ve doğal kaynaklar açısından oldukça zengin bir ülkedir. Çin, artan nüfusu ve gelişen ekonomisi için doğal kaynaklara her geçen gün artan oranda ihtiyacı olan, ama doğal kaynaklara sahip olamayan bir ülkedir.

Tarih göstermiştir ki, düşmanlıklar, savaşlar birbirlerine muhtaç olan, ticari bağları daha sıkı olan ülkeler arasında daha fazla olmuştur. Bu anlamda Çin’in stratejisi, nüfuz alanını doğal kaynaklar açısından zengin olan Orta Asya bölgesine doğru yaymaktır. Geniş topraklarına rağmen, her geçen yıl azalan nüfus yapısıyla Rusya’nın, kalabalık bir nüfusa sahip, küresel bir güç olma yarışında öne çıkan Çin ile stratejik ortaklık oluşturması düşünülemez.

Avrupa ülkeleri olan Almanya ve Fransa, ekonomik güç olarak Rusya’dan daha büyük olmalarına rağmen, toprak ve doğal kaynaklar açısından Rusya’ya muhtaç iki ülkedir.  Bu nedenle geçmişten bugüne kadar Avrupalı güçler doğuya doğru açılarak enerji kaynaklarına ulaşmak için fırsatlar kollamışlardır. NATO’nun doğuya doğru genişleme stratejisinin altında yatan önemli sebeplerden biri de budur. Ayrıca bu iki ülke, pahalı teknoloji üreten ve ekonomisini ihracat üzerine oturtan ülkelerdir. Müşterileri zengin batılı ülkeler ve ABD’dir.Bu nedenlerle Rusya ile rakip ülkelerdir.

Hindistan ile Pakistan’ın Keşmir sorunu ortada duruyorken yan yana gelmeleri mümkün gözükmüyor. Hindistan aynı Çin gibi aslında ABD’nin taşeron bir ülkesi konumundadır. ABD ekonomisine bağımlı bir ülkedir. Hintli mühendislerin ucuz işgücünden faydalanmak için kurulmuş bir düzenin sağladığı hormonlu bir ekonomiye sahipler. İran’ın Fars milliyetçiliği ve mezhep temelli politik söylemleri Türkiye’nin gelecek tasavvuru ile örtüşmüyor.

Aslına bakılırsa ABD ve Rusya yeniden dünya dengelerini oluşturuyorlar. Petrolün vanası ABD’de doğalgazın vanası Rusya’da olacak şekilde yeni bir dünya dengesi oluşturuyorlar. Diğer ülkeler bu iki ülke arasında dengeleri bozmayacak şekilde bölüştürülüyor. Bu paslaşmayı Suriye’de ve Irak’ta görüyoruz. ABD Başkanı Trump’ın yönetim ekibindeki PENTAGON ağırlığı ve Rus Lider Putin’in askeri seçenekleri canlı tutması bu dengeleri oluşturmak için yapılmış stratejik hamlelerdir.

Rus Lider Putin’in “ordumuzu yeni silahlarla donatacağız” açıklaması aslında ABD’ye karşı yapılmış bir açıklama değil, tam tersine AVRASYA PROJESİ kapsamında işbirliği yapması istenen devletlere karşı yapılmış bir açıklamadır.

Ekonomisinin can damarı olan enerjiye bağımlı olan ülkelere karşı üstünlüğünü koruması için Rus ordusunun güçlü olması lazım. Rusya zengin enerji kaynaklarını Avrupa ülkelerine ve Çin’e satarken, enerji kaynakları üzerindeki tasarrufunu korumak ve bu ülkeler üzerinde yaptırım kartını elinde tutmak için silahlı kuvvetlerini güçlendirmek istiyor.

Bu yeni kurulacak denge siteminde, Rusya ile ABD ‘nin istediği kadar, ABD ile Rusya’nın çıkarlarını bozmayacak kadar bir işbirliğine gidilebilir.

 

CEVAP VER