MHK (Milli Huzur Konseyi) ve Hayırcılar Partisi

2

Zaman, tam anlamıyla artık huzur arayışı zamanı.

Kayıtlı olan mevcut tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, odalar, sendikalar, medya, düşünce ve strateji kuruluşları olmak üzere, az sayıda ancak belirli kişilerle temsil edileceği, ortak bir mutabakat meclisi olarak “Milli Huzur Konseyi” oluşumu başlatılmalı.

Toplumun ağırlığını temsil eden bu kuruluşlarla ortaya çıkan MHK, ülkemizin ekonomik, siyasal, sosyal, hukuksal ve yaşamsal alanlarındaki huzursuzlukların tespiti ve teşhisini yaparak, tedavisi için başta TBMM’de milli iradeyi temsil ettiği ifade edilen, iktidarı ve muhalefetiyle siyasi partilere gerekli gerçek bir “Üst Akıl” olacak çalışmalarda bulunmalı.

Birçok gelişmiş ülkede etkin şekilde faaliyetlerde bulunan düşünce kuruluşları, ülkelerinin ve dünyanın bütünü için planlamalar yapabilir ve uygulatabilir durumda..

Ülkemizde ise siyasal, toplumsal ve özellikle de ekonomik yaşama, geleceğe dair düşünceler üretebilir,  üretilen düşünceleri de eyleme geçirilmesini tüm topluma deklare edebilir, siyaset üzerinde etkin, üretkenliği baz alınan, çalışmalarından faydalanılan çalışmalara rastlamak mümkün olmuyor..

Evet. Belki mevcutta bu ve benzeri fikir, düşünce oluşumları var olabilir. Kendi çaplarında çalışmalarda da bulunuyor olabilirler.

Ama ülke idaresinde yetkili ve sorumlu kişi ve kurumlara ne kadar etki ve katkı sunuyorlar!

Kararlarında ne kadar zorlayıcılar!

Çalışmalarının ve sonuçları ile önerilerinin görmemezlikten, bilmemezlikten gelinmesine nasıl etki ediyorlar! Edebiliyorlar mı? Elbette ki hayır…

Uzun bir süre buna benzer çalışmaları TÜSİAD, ATO gibi kuruluşlar yapmaya çalıştılar. Hemen hemen her alanda yaptıkları, yaptırdıkları çalışmalarla ülke siyasetinde etkin roller de aldılar.

Ama aradan geçen zaman içinde siyasi dengelerin güç merkezlerindeki farklılaşma, özellikle AK Parti iktidarıyla birlikte, siyasi iktidarlarını yasama ve yürütme dışında da “muktedir” kılma gücüne sahip olabilmesi(!), yargı kurumlarındaki yapılanmalara ön ayak olması, devlet idaresinin ekonomik, hukuksal ve ticari anlamda farklı tehdit, baskı aracı olarak TÜSİAD, ATO gibi ülke geneline dair çalışmalarda bulunan yapılara müdahalesi, az da olsa “kontrol”, “denge” ve “ikaz” müessesesi gibi çalışan yapıları da etkisiz kılmayı başardı…

Yerine, siyasetin içinde görünenlerden ziyade görünmeyen, zaman zaman adına “istişare”, “danışma” denilerek güya beyin fırtınaları yapılan veya “muhterem akıllar!”, “akıl hocaları” ile politika üretip(!), siyaset yapmaya çalışan(!) bir düzende, bütün bir toplumun geleceğini belirsiz etkilere bıraktılar…

Devlet ve özellikle kamusal anlaşmazlıkları çözümlemesi için ombudsman olarak oluşturulan bir kurumumuz mevcut mesela..!

Ancak maalesef ki bağımsız da değil, tarafsız da..

Etkisiz, nitelikleri görünmez! Varsa da bilinmez!

Keşke olması gerektiği gibi bir yapılanma yapılabilseydi de, geleceği daha güçlü kılacak, toplumu adaletle, hukuk sınırları içinde, fırsat eşitliğini gözeten, gücü ikaz ve kontrol edebilen, kamu kurumu değil de, her ideoloji, düşünce, inanç ve görüşe hakim STK olabilseydi…

Niyet güzel ve faydalıydı. Ama keşke, “EN” sıfatını kendilerine layık görenlerin, liyakatli olduklarını düşünen ve topluma da böyle öğretmeye çalışanların amacına hizmet etmeye değil de, toplumun tamamının layık göreceği bir yapı ve STK olabilseydi…

* * *

Bilindiği üzere 16 Nisan Referandumunun meşruluğu halen tartışma konusu.

Resmiyette kabul gören “evet”i, meşru görmeyen bir yüzde kırk dokuz var. Bu yüzde kırk dokuzun şimdilik adını “Hayırcılar Partisi” olarak değerlendirenler de..

Başta CHP olmak üzere, HDP, MHP tabanı ve muhalif kanat adı verilen kesimleri, Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Oğan, Demokrat Parti, Saadet Partisi, Vatan Partisi, ÖDP, hatta BBP tabanı…

Her ne kadar bu hayırcı kesimin referandum sonucunu meşru görmemesine karşın, resmi sonuç olarak geçerli görerek 2019 seçimlerine gidilecekse eğer, bilinmeli ki yeni siyasal düzende iki kutuplu bir siyaset ile etkin olunabilir ve ancak “Hayırcılar Partisi” ile başarılı olunabilir…

Söylemlerinde daha şimdiden 2019 seçim taahhütlerini “yeniden ve daha güçlü bir Demokratik Parlamenter düzen” olarak  tercih eden siyasi partilerin, bu hedeflerine ulaşabilmek için yapmaları gereken, öncelikli olarak kuruluşu 16 Nisan tarihli “Hayırcılar Partisi”ne destek vermektir.

Burada sanırım ki ağır ve tarihsel sorumluluk  CHP’nin..

CHP siyasal kibire kapılıp da, yüzde kırk dokuzun yarısı zaten bizim demezse!

1950 seçimlerinde olduğu gibi içinden ya da dışarıdan, Adnan Menderes-vari, toplumun çoğunluğuna hitabeden bir aday bulabilir ve “Hayırcılar Partisi”ni ikna edip, birlikte hareket edebilir.

2019 Cumhurbaşkanı seçimlerine de bu birliktelikle gidilebilmesine önayak olabilirse, 16 Nisan referandumunun verdiği, vereceği tüm anayasal yetkilere dayanarak, istediği gibi “yeniden ve daha güçlü bir Demokratik Parlamenter düzeni” tesis edebilir.

Bunu başarabileceğinin göstergesi; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşudur…

Bunu başarabileceğinin göstergesi; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’dır…

Bunu başarabileceğinin göstergesi; Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır…

Bunu başarabileceğinin göstergesi; 1946 Genel Seçimleri ve Çok Partili Sisteme Geçiştir…

 

2 YORUMLAR

  1. Boyle bir olusumun “politize olmamis” ama “populer” bir aday bulmasi lazim ve bu adayin toplumda antipati yaratmamasi gerek. Kadir Inanir, Fatih Kisaparmak gibi isimler olabilir.

    Programi cok kisa ve net olmali: “Parlamenter sisteme geri donulecek, secim baraji %3’e dusurulecek ve hemen akabinde Baskan istifa edecek ve secimlere gidilecek”

    Bu olusumun AKP secmenine de soyleyecek sozu olmali ve onlari da kucaklamaya calismali. Kesinlikle tek bir parti onculugunde gozukmemeli, hele hele CHP onculugunde. Butun partiler, kisiler, kuruluslar aktif olmali, kendini gostermeli. Oyle bir sinerji yaratilmali oyle bir aktivite icinde olunmali ki insanlar “Bu ulkede de farkli gorusteki insanlar bir araya gelip calisabiliyormus” demeli.

    Il il, ilce ilce, belde belde gezmek ve yuz yuze ufak gruplarla gorusmeler yapmak cok onemli. Bu konuda Meral Aksener herkese ornek olsun.

  2. Anlamak hakkaten çok güç, populer olsun diye Kadir İnanır, Fatih Kısaparmağı aday yapalım! Allaha şükür ki siz gibilerin sayısı çok az. Yani ülkeyi türkücüye, aktöre teslim edelim. Liyakat gibi bir kaygımız yok nasıl olsa. ülke yönetimi tiyatro..Kadir İnanır işinin hakkını veren usta bir oyuncudur benzer şekilde Fatih kısaparmak ama başkanlığa aday olmaları akla ziyan… Böyle düşünceleri gördükçe ben dahil önemli mevzuları halka sormamak lazım gibi hiç benimsemediğim bir fikri savunacak hale geliyorum. Allah Tayyibe güç kuvvet sağlık sıhhat ve uzun ömür versin.

CEVAP VER