Kıbrıs’ta Yarım Asra Varan Çözümsüzlük

3
Veysi Dündar
Lisans eğitimini Kocaeli Üniversitesi Haberleşme Bölümü'nde tamamladı. 1999 yılında Kanal 6 muhabir editörlüğü, 1999 - 2001 yılları arasında Kanal 9 haber müdürlüğü yapmıştır. 2007 yılından beri film yapımcısıdır.

Kıbrıs’ta Türk heyetinin sunduğu son çözüm paketi de Rum heyetince reddedildi. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “Artık incir ipi gibi uzayıp giden bir sürecin tekrarlayıcısı olmak istemiyorum. Rum liderin ortaya koyduğu tavırdan dolayı müzakereleri yürütmek mümkün değildir”  dedi. Bu cümleden hareketle, 1974 yılından başlayan Kıbrıs Milliyetçiliği’nin bir kangrene dönen hikayesini ve çözümsüzlüğün nedenini yazmak istedim.

1974’e kadar Müslüman ve Hıristiyan Kıbrıslılar birlikte yaşardı. Büyük çoğunluğu köydeki çiftliklerde çalışan köylüler, 20. yüzyılın ortalarına kadar milliyetçilik olgusundan uzak, geleneksel değerlere bağlı bir yaşam sürdürüyorlardı. Herkes Türkçe ve Rumca olmak üzere iki dil bilirdi. Türk ve Helen sözcükleri 1974 yılına kadar kullanılmıyordu. Kullanılsa bile siyasi bir anlam içermiyordu.

Hıristiyan ve Müslüman olarak birbirinden ayrılıyorlar yan yana bulunan cami ve kilisede ayrı ayrı ibadet ediyorlardı. Ama din hiç bir zaman gerilim yaratan bir olgu olmamıştı. Tam tersine birbirlerinin dini bayramlarına saygı duymanın da ötesinde dayanışmacı bir anlayışla katılıyorlardı. Hıristiyanlar kendi bayramlarını kutladıkları zamanlarda Müslümanlar, Hristiyanların da işlerini üstlenerek onlara bayramlarını rahatça kutlama olanağı sunuyorlardı. Kuşkusuz Hıristiyanlar da Müslümanlar için aynı şeyi yapıyordu.

Bu dayanışma sadece bayramlarda değil durum ne zaman gerektiriyorsa tekrarlanıyordu. Hastalık veya kasabaya inmek gibi bir durum söz konusu olduğunda komşular birbirlerini destekliyordu. Örneğin sürülerini birbirlerinkine katarak hayatı kolaylaştırıyorlardı. İnsanlar; doğumda düğünde ve ölümde de birlikte oluyorlardı. (Kaynak: Niyazi Kızılyürek / Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs).

“Küçüklüğümden hatırlarım. Midyat’ta köy hayatında da benzer haller çok olurdu. Ezan, Hazzan ve Çan inanışındaki farklılık; Müslüman, Hıristiyan, Süryani veya Yahudi dayanışmasına engel değildi. ‘İmece yaşam’ böyle oluşmuştu”

Bu milliyetçilik öncesi dünyada asıl olan hayatla baş etmekti. İngilizler iki tarafı da birbirinden nefret edecek boyuta taşıyana kadar aşılamıştır Milliyetçilik akımını. Bu durum adayı aynı evin farklı odalardaki sakinlerine bürüdü.

Şehirleşme yani modernite ile gelen milliyetçilik Hıristiyan ve Müslümanları, Helenler ve Türkler olarak siyasi özneye dönüştürüyordu. Artık yeni bir ‘biz ve onlar’ ayırımı vardı. Moderniteye açtığı yolla köylere kadar uzanacaktı. Modern zihinsel sınırlar giderek toplumsal alanları yeniden düzenleyecekti. Kilise ve camiler dinsel ibadetin önüne geçerek siyasi ibadet mekanlarına dönüşecekti.

1974 yılında her şey değişti. Makarios’a karşı girişilen darbe sonrasında Türkiye adaya askeri müdahale düzenleyerek Kıbrıs’ı coğrafi olarak güney ve kuzeye böldü. Adanın dört bir tarafında dağılmış bir şekilde yaşayan Kıbrıslı Türkler, bayram havası içinde Kıbrıs’ın kuzeyinde toplandılar. Kıbrıslı Rumlardan geride kalan mülkü “ganimet” bilerek ulusal zafer sarhoşluğuyla yağmalarken, Kıbrıslı Türklerin sergilediği duyarsızlık daha önce Kıbrıslı Rum hemşehrilerin gösterdiği duyarsızlıktan hiç de farklı değildi.

Milliyetçiliğin hiç bir etik kural tanımadığını gösteren eylemlerdi bunlar. Milliyetçiliğin aklı, sana yapılmasından hoşlanmadığın her şeyi başkasına yapmayı haklı çıkaran “aklamacı” bir akıldır. Kısır bir döngü içine yuvarlanan Kıbrıs’ta kendi haklılığından hiç şüphe duymayan iki milliyetçi toplum oluşmuştu. “Birbirlerini aynı günahı işlemekle itham eden, seçici hafızalarla donatılmış, kendilerine yapılanları unutmamakta direnen, ama kendi yaptıklarını hiç hatırlamayan iki toplum.”

Milliyetçiler birbirlerine ne çok benziyor Kıbrıs’ta, net olarak görülebilir. Aynı savunmacı tutumlar, aynı önyargılar ve en önemlisi kendisiyle yüzleşmekten çekinen ve bunun için her türlü komplo teorisini uyduran milliyetçi aydınlar. Aynı olduklarını bir tek kendileri kabullenmiyorlar.

İnsanların bir şeylerin farkına varmasından korkan politikacılar ve kurdukları propaganda sistemleriyle sınırın iki yanında  da benzer şeyler söyleyen aydınlar, sürüp giden karşılıklı suçlamalar ve siz-biz kavgaları, bireyleri adeta çatışan kabileler dünyasında kabilelerden birini seçmeye mahkum ediyordu. Milliyetçiliğin aklamacı aklını sorgulayan eleştirel düşünce toplum dışına sürülüyor ve sınır boylarına kovalanıyor. Ya o yana ya bu yana. Günümüzde de aynı. Ya o taraftasın ya da bizim tarafta.
(Kendi ülkemdeki siyasi mantık da bu yönde şekil almıştır. Dolayısıyla Kıbrıs’taki mantık normal karşılanır boyuttadır).

Somut, tarihsel ve siyasal koşulların ürünü olan ulus ve ulusçuluk olgusunu daha iyi anlamak için, Milliyetçilik temeline varışı Mevlana’nın sözüyle daha net açıklarız:

“Karşındakinde gördüğün suç, sendeki suçun cinsindendir. Önce o huyu, kendi tabiatından arıtman gerek. Sendeki çirkin huy, sana onda göründü. O sana adeta bir aynadır.”

Velhasılı kelam; Kıbrıs Milliyetçiliği uzlaşıyı mümkün kılmayacak boyuttadır her iki taraf için de.

3 YORUMLAR

  1. Gene “felaket” bir yazi.

    Siz 1974’ten once her seyin gullik gulistanlik mi oldugunu zannediyorsunuz? Biraz insaf yahu…

    Ingilizlerden bagimsizlik almak icin baslayan surecten itibaren ayrisma, siddet ve teror vardi.

    Olaylara tek tarafli bakmamaliyiz ama sizin yazinizi tanimlayacak bir kelime bulmak gercekten zor.

    Ocak Medya yonetimine de seslenmek istiyorum: Boyle bir yazi artik “basin ozgurlugu” sinirlarini asmis bence. Yoksa siz de “Alternatif Gercek” akimina mi kapildiniz?

  2. 1974 öncesi şartların vehameti yazarın çizmek istediği milliyetçilik akımlarının toplumların,barış içinde kardeşçe yaşatan toplumların arasında nasıl bir nifak oluşturduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Üstelik bu tezin gerçekliğine delil oluşturur.Aynı durum Bosna da Sırp-Boşnak çatışmasında da olmuştu.Orada Sirplarin bir caminin içine koyup herkesi yakarak öldürdüğü köylülerin arasından,bir şekilde kaçıp canını kurtaran yaşlı bir kadınla konuşmuştum .Sormuştum Bunu size kim yaptı.Yıllarca beraber yaşadığımız komşularımız demişti.Tarih, din ve milliyet istismarı içinde egemen ve muktedirlerin madde ve iktisat kavgaları ile ortaya çıkar.Onun için din ve milliyet toplumlarin arasinda nifak üretip,toplumları birbirine düşman etme stratejisi ile maddeye ve iktidara sahip olmak isteyenlerin kullandığı güçlü bir argümanlar öteye gitmez.İstismarı kolaylaştırmak için de din ve milliyet kavramları bu kesimin arzuladığı şekilde tanımlanır.Doğrularindan kopartılır.Çünkü aslına uygun bir din,toplumlara ayrışma değil tevhid tavsiye eder.Gerçek milliyetçilik ise farklı milletler arasında üstünlük yarışına girmeksizin,milletlerin birbiteriyle külturel alışverişin önünü açar.Yeni medeniyetlerin kurulmasına vesile olur.Yolundan çıkarılmış,özünden koparılmış,din ve milliyet,tarih boyunca dökülen kanların müsebbibi haline getirilmiştir

  3. “Karşındakinde gördüğün suç, sendeki suçun cinsindendir. Önce o huyu, kendi tabiatından arıtman gerek. Sendeki çirkin huy, sana onda göründü. O sana adeta bir aynadır.”

    Hazreti Mevlânâ’nın bu güzel sözü hem KKTC meselesine hem Cevat Beyin eleştirisine hakikatli bir cevap niteliğinde…

    Selamlar

CEVAP VER