En zor ve en önemli görevimiz…

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Hepimiz bir hayat koşturmacası içindeyiz.

Herkesin şikayetçi olduğu konu: ‘Zaman bulamamak’. Kitap okumayla ilgili meşhur bir bahanedir, zaman bulamamak. Acaba diğer konular için bulabiliyor muyuz?

Bir müzik aleti çalmak, sanatsal faaliyetleri takip etmek, bilimsel makaleler okumak, yada kutsal metinlerin açıklamalarını yada tefsirlerini okumak için?

Yada bunlardan çok daha önemli olan bir konu için: ‘Çocuklarımızın eğitimi’…

Herşeyden çok daha önemli olan bu konu için, modern hayatı yaşayan insan yada ebeveynler, zaman bulabiliyorlar mı?

Öğretim dediğimiz konu okullarda gerçekleşmekte. Çocuklarımız öğretim görmekteler.

Peki ya eğitim?

Eğitim, istenen davranışların bireylerde, süreç içinde, kazanılmasıdır.

Yaşadığımız şu günlerde, acaba çocuklarımızın eğitimini kim yada kimler vermekte, hiç düşünüyor musunuz?

Okullarda öğretimlerini almaktalar ve sınav maratonu içinde günler ve yıllar geçmekte.

Çocuklarımızın eğitimi konusunda üç nokta var ki; bunların üzerine ciddi şekilde eğilerek, kapsamlı çalışma yapmamız gerekli:

  1. Çocuklarımızın eğitiminde kıstaslarımız nelerdir. Şahıs endeksli eğitim mi, fikir ve değer yargıları endeksli eğitim mi.
  2. Çocuklarımızın eğitiminde çok ciddi engel olarak karşımıza çıkan internet ve elektronik araç bağımlılığına karşı nasıl önlemler almalıyız.
  3. Onların yaşayacakları hayat bizimkinden çok farklı olacağı için, dinamik bir eğitim programı nasıl oluşturabiliriz.

 

1. Çocuk eğitimi, bildiğiniz gibi ailede başlar. Anne ve babalar eğitimde ilk sorumlu olan kişilerdir ve onların verdiği eğitim herşeyden daha önemlidir.

Bugün kaç ebeveyn bu eğitimi önemseyerek konunun üzerine eğilmekte; bu soru benim zihnimi fazlasıyla kurcalamakta.

Türkiye’deki ortamı çok biliyor değilim, ancak haberlere yansıyanlar, toplumun resmini ortaya koyan sosyal olaylar göstermekte ki; çocukların ve gençlerin eğitimi fazla önemsenmemekte ve bu konuda bile politika ön plana çıkmakta.

Avrupa hakeza öylesine, belki de daha da kötü durumda.

Ebeveynler iş hayatı ile meşgul, kalan zamanlarında onların da sürekli meşgul oldukları, internet hastalığı.

Eğitim yapılan camiler hak getire. Elif-be ezberletmekle, sureleri zihinlere kazımakla, hatim yarışına girmekle eğitim olmuyor.

Çocukları cehennem ve şeytan korkusu ile yetiştiren ailelerin sayısı çok fazla.

Kızımın, arkadaşları ile konuşmalarından etkilenerek uyuyamadığı günleri ben biliyorum çünkü.

Zihinlere kazınan ‘Allah yakar’, ‘cehennemde yanarsın’ söylemi yüzünden geçen uykusuz ve kabus dolu günler…

Ebeveynler sırf otoritelerini korumak ve sağlamlaştırmak adına korkuyu destekleyerek, ne kadar vahim hatalar yaptıklarının farkındalar mı acaba.

Çocuklara öğretilen sahabe hayatları acaba ne kadar yaşanan hayata taşınabiliyor?

Psikolojik hastalık seviyesine ulaşan ‘hoca, şeyh, politikacı’ kutsaması, çocuklarda nasıl etkiler oluşturuyor, bunu acaba düşünebiliyor muyuz.

Şahısların kutsanması yerine, değer yargılarının eğitiminin verilmesi üzerine düşünüyor mu acaba ebeveynler, Avrupa’daki camiler yada eğitim yaptığını söyleyen kurumlar.

Eğitimdeki kıstas çocukların katı dindar olarak mı yetişmesi, yoksa düşünebilen, sorgulayan, hak nedir bilen, haksızlık ile mücadele eden, yalan söylemeyen, ahlaki değerleri benimsemiş olan, ‘her insan Yaratıcı’nın kulu olduğu için değerlidir’ diye inanan birey olarak mı yetişmesi?

Dini kesimden olup da, sırf savunmaya geçmiş olmak için savunma yapacak olan kişiler çıkacaktır. Alıştık bunlara.

Ama dindar kesim büyük sorunlar yaşamakta. Ve bu sorunlar yokmuş gibi yapıldığı için, her geçen gün içi boşaltılmış dindarlığa doğru gitmekteyiz.

2. Günümüzün hastalığı olan internet ve elektronik cihaz bağımlılığına karşı neler yapmalıyız.

Bu konu sadece Avrupa’da değil, hem Türkiye’de hem de bütün dünyada büyük bir sorun. Aileler çocuklardaki cep telefonu ve tablet hastalığı ile mücadelede nasıl yöntemler izlemekte. Duyarlı insanlar konunun üzerine düşseler de, dışarıya çıkan ve dışarıdaki hayatın içinde olan çocukları, doğal olarak dış dünyadan ve hakim kültürden etkilenmekte. Evde ne kadar uğraşsak bile, dıştaki hayat etkisini daha fazla göstermekte. Bunun üstesinden gelebilmek için genel bir toplumsal bilince ihtiyacımız var.

Kızımın öğretmeni ile görüşmeye gittiğimizde, kullandığı bir cümle bizim için çok önemliydi. Kendisi Alman kökenli olan bu öğretmen hanım, ‘kendi kızının 16 yaşına kadar mesajlaşma programları ve diğer sosyal medya ağlarına girme yasağı’ olduğunu ifade etmişti. Bu, bizim için önemli bir örnekti. Biz uygulasak da, acaba Almanya’daki kaç Türkiye vatandaşı aile böyle bir sınırlama koymaktadır.

Çocuklarımızın eğitiminde en etkin yapı olan internet (akıllı telefonlar ve tabletler) ile nasıl mücadele edeceğiz. Yaş sınırlandırması engel programları acaba kaç ailenin derdi. Kaç ailenin elektronik cihazlarında yaş filtre programları var?

Her geçen gün daha da robotlaşan insanlık çocuklarının geleceği için neler düşünmekte?

3. Dünya çok hızlı değişmekte. Türkiye belki daha da fazla değişmekte. Bundan on yıl önce çocukların gönderildiği okullar değişti. Belki de milyonlarca insan gittiği okulun adını ifade etmekte zorlanıyor.

Malum konu, fetö olayı. Hangi kesimden olursak olalım, hepimizin kabulüdür ki; göklere çıkarılarak bahsedilen okullar, şimdi terör yuvası olarak anılıyor. Bugün yüksek sesle bağıranlar bile çocuklarını bu okullara göndermişlerdi. Hatta T. Erdoğan’ın damadı, bakan Berat Albayrak bile o okullardan mezun. Ve şimdi bu okullar terörle anılmakta. Yarın hangi cemaatin, hangi grubun, hangi tarikatın ne olacağı belli değil. İşte bu sebeple TDV, İlahiyat fakülteleri, Eğitim fakülteleri ve MEB bir araya gelerek bu konu üzerine fikir yormak zorundadırlar.

Çocuklarımızın eğitiminde dinamik (durağan olmayan, değerlerle-hayatı birleştirebilen, ahlaki) bir eğitim programı ortaya konulmalıdır.

Çok önemlidir ki; bu yapılırken politik kaygıların bir kenara bırakılması gerekmektedir.

Hangi kesimden, hangi dinden, hangi ülkeden olursanız olun, çocukların eğitimi toplumumuz ve dünyamız için herşeyden önemlidir.

Reis’in başkanlığı, adalet yürüyüşü, Katar amborgosu, III. Dünya savaşı senaryoları, Trump’ın delilikleri vb. Bunların dillendirilmesinden çocukların eğitimine sıra gelmiyor ve bu gidişle de gelmeyecek gibi görünüyor.

Ama olan çocuklara olacak.

Bunun olmaması için hepimizin başını ellerinin arasına alıp, düşünmesi gerekiyor.

Sevgi ve bilgiyle kalın…

 

 

CEVAP VER