Dön Baba Dön

0

AB ile görüşmelere en başından beri şahitlik eden rahmetli Demirel’in bir fıkrası var. Daha önceki yazılarımda da paylaşmıştım:

“Avrupa Birliği’ne girmek isteyenler sınava alınıyor. Bulgaristan sınava giriyor, ‘atom bombası ne zaman atıldı’ diye soruluyor. ‘1945’ diyor, ‘geçtin’ deniyor.
Daha sonra Romanya sınava giriyor. ‘atom bombası nereye atıldı’ deniyor, ‘Japonya’ diyor, ‘sen de geçtin’ deniyor.
Türkiye’ye sıra gelince ‘atom bombası atıldıktan sonra ölenlerin isimleri, soyadları, doğum yerleri, mesleklerini söyle’ deniyor.”

Avrupa Parlamentosu 16 Nisan anayasa değişiklik paketinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde Türkiye ile üyelik müzakerelerinin “derhal ve resmen askıya alınması” için AB devletleri ve Avrupa Komisyonu’na çağrıda bulundu ve ezici bir farkla bu karar onaylandı. Sarsıcı olaylar birbirini izlerken; referandum sürecinde tavan yapan diyalog noksanlıkları işi neredeyse kopma noktasına getirdi.

Avrupa’nın fikri alt yapısını oluşturan Hegel’e göre devletlerin uyuşmazlıkları savaşla çözülebilir.

“Bir devlet diğer bir devletle “doğa”ya baktığımız gibi bakmak mecrubiyetindedir. Yani kurdun kuzuya baktığı gibi. Bu yüzden de devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde hukuki ve ahlaki kavramlar geçerliliğini yitirir. Her devletin çıkarı, kendi en yüksek yasasıdır” der Hegel.

Hegel’in bu sözleri kısmen de olsa Avrupa ile olan münasebetimize bir nebze de olsa ışık tutacaktır.

Hem Batı’da hem de Amerika’da insan sadece kullanılmak için vardır. “Askerler ölmek için vardır; bir milyon adamın hayatına zerre kadar değer vermem” cümlesi Napolyon’un en ünlü sözlerindendir.

Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb, yerlilerle ilk karşılaştığında günlüğüne şunları yazmış:

“Yerliler, son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip oldukları herhangi bir şey istendiğinde hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insan yoktur. Her zaman gülüyorlar. Elli adamla bu halkın hepsi boyunduruk altına alınabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

Hem Amerika’nın hem de Avrupa’nın menfaatleri esastır. Takdir ettiğim önemli bir özellikleri var. Her şeyleri bir hesaba kitaba göre planlarlar. Nitekim bizim beş milyon mülteciye hesapsız ve kitapsız sadece “Muhacirlere Ensar olma sevdamız” ile  sınırlarımızı açmamız, onların ise binlerle hatta kimi zaman da yüzlerle denecek azlıkta sığınmacı almaları, kabul etmek gerekir ki, ince hesaplarının tezahürüdür.

Matta İncili 731’de; “Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanları kendi ev halkı olacaktır” şeklindeki beyanı yukarıdaki girizgahın sağlamasıdır.

Çocukluğu­muzdan beri bize öğretilen bir şey vardır. Bizi yürümeğe alıştıran validemiz, taşa çarpıp ağlamağa başla­dığımız vakit, bizi azarlayacağı yerde taşı dövmeğe çalışırdı. Oysa taşın kabahati yoktu. Bu davranış şekli yanlış muhakeme etmeyi aşıladı bize…

Hümanist tavır takınmalarını geçiniz, samimi değiller. Türkiye de tökezlemeye, hata yapmaya meyilli davranmaktadır. Burada siyasi erkin hatalarını esas alıyorum…

Cemil Meriç sözleriyle bitirecek olursam, dondurulan AB müzakereleri için detaylı bir açıklamaya ihtiyaç kalmayacaktır:

“Ne Batı’yı tanıyoruz ne Doğuyu. En az tanıdığımızsa kendimiziz. Biz Müslümanlığından, doğululuğundan, Türk’lüğünden utanan, tarihinden utanan, dilinden utanan şuursuz bir yığın haline geldik. Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak Batılının gözünde Haçlı seferlerinin yalın kılıç tekbir getiren askerleriyiz…” 

CEVAP VER