İbretlik Adalet

3

Bir gün, Hz.Musa ibadetini bitirdikten sonra bir ağacın altına oturur. Etrafı seyre dalar. Hemen yakınındaki çeşmeyi seyrederken, atlı bir savaşçının çeşmeye geldiğini görür.
Savaşçı su içmek için eğildiğinde boynundaki altın kesesini ıslanmasın diye çıkarır, çeşme başına bırakır. Suyunu içtikten sonra altın kesesini unutur ve yoluna devam eder. Hemen arkasından hoplaya zıplaya bir çocuk gelir.

Tam su içecekken altın kesesini farkeder, hiç düşünmeden keseyi alır ve uzaklaşır.

Çocuğun arkasından çok yaşlı bir ihtiyar inleyerek su içmeye gelir. Bu arada altın kesesini su başında unutan savaşçı keseyi almak için çeşmeye doğru yaklaşır. Fakat çeşme başında hiç bir şey bulamaz. Hemen yanındaki yaşlı adamın boğazına sarılır ve altın kesesini vermesini ister.

İhtiyar ne kadar “ben almadım” dese de savaşçıyı ikna edemez. İyice sinirlenen savaşçı kılıcını çeker ve yaşlı adamı oracıkta öldürür.

Olan biteni gören Hz.Musa ”Ey Rabbim bu nasıl bir adalettir? Ben hiç bir şey bilmiyorum. Senin işine sual olmaz ama, ben anlamadım” der.

Bu isyana benzer içerikteki sözlere karşılık Allah gaybtan şöyle seslenir:

”Ey Musa; ben sana benim işlerimi anlayacak kadar akıl vermedim ki, sen benim hakkımda yorum yapıyorsun? Ama kalbinin yatışması için gerçeği söyleyeyim: Savaşçı o küçük çocuğun babasının malını yağmalamıştı. Ölen ihtiyar ise gençliğinde çok güçlü bir adamdı. Ama bir hiç uğruna bir köylüyü öldürmüştü. O ihtiyarı öldüren savaşçı işte o köylünün oğludur.

Ey benim gafil kulum, şimdi tövbe et. Çünkü benim adaletim işte bu kadar açıktır.” (Alıntıdır)

Selçuklu İmparatorluğu dönemi Vezirlerinden Nizamülmülk; “Bir ülkede insanlar inançsız yaşayabilir, ama adaletsiz asla” demişti. Yukarıdaki yaşanmış hikaye adaletin er ya da geç herkes için tecelli edeceğini gösterir açıklıktadır. Ergenekon, FETÖ ve dolayısıyla iktidar düzleminde yaşanan her şey ince bir hesabın kullar nezdinde aksedişidir. Hesapsız kitapsız bir şey değildir. Anı yaşıyoruz. İlahi adalet, ilahi denge ile nizamında seyreder.

Adalet dendi mi, adaletin müstear ismi “Hz.Ömer”den bahsetmesek olmaz.

Tayin ettiği valilerden biri, Cuma hutbesi esnasında Ömer’i öyle över ki, bir Sahabi dayanamaz, kalkar, valiye müdahale edip, onu susturmaya çalışır. Namazdan sonra durum Ömer’e iletilir. Halifenin emriyle valiye karşı gelen adam yakalanıp bir suçlu gibi götürülür.
Suçlu kabul edilen Sahabi, Ömer’in huzuruna girince selam verir. Ömer, hiddetinden selama mukabelede bulunmaz. Onu azarlar. Bunun üzerine Sahabi:

“Ya Ömer! Ben bir suç işlediysem, sen iki suç işledin” deyince, hiddeti birden kaybolan Ömer: “Nedir benim o iki suçum?” der.

“Allah’ın selamını verdim. Çok hiddetlendiğin için mukabelede bulunmadın; vacibi terketmiş oldun, bu bir. Suçluyu dinlemeden tek taraflı hüküm verdin, bu da iki.

Hatasını anlayan Ömer olayı anlatmasını isteyince, Sahabi:

“Tayin ettiğin vali, hutbede seni öyle övdü, öyle övdü ki, bu söz, cemaatin üzerinde sanki fazilet yönünden senin Ebubekir’den daha üstün olduğun izlenimini bıraktı. İşte bu yanlış düşünceyi zihinlerden silmek için müdahale ettim. Halbuki sen fazilet yönünden Ebubekir’in yarısı kadarsın.”

Ömer; “Neden?” diye sorar.

Sahabi: “Peygamberin, ‘Orduya yardım ediniz!’ emri karşısında sen servetinin yarısını getirmiştin. Ebubekir ise servetinin tamamını getirmiş ve Ashabın gözlerini yaşartmıştı” der. Bunun üzerine Ömer, o zattan özür dileyip dua ister ve onu serbest bıraktırır. Valiyi ise görevinden azleder. (Alıntıdır)

Sahabenin durumu gibi bir şeyle hemhal olmamak, niyet okuyucuların diline düşmemek adına, yapıcı eleştirilerimizi en uygun lisan-ı hâl ile arz ediyor, sürç-i lisan etmemek adına yüz düşünüp bir yazıyorum. Zira; Reis-i Cumhur’un etrafındakiler yapıcı tüm eleştirilerimizin hakkaniyetine araz beyan buyuruyorlar.

Herkesin herkesi hain ilan ettiği şu günlerde; kimsenin kimseye “sen hainsin” deme lüksü de yoktur, tasarrufu da… Suçlu ya da suçsuz vardır. Ve Allah’ın adaletinden kimse düçâr olmayacaktır, er ya da geç..

“İktidara gelirseniz hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın. Kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın. Güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki; sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir” dedikten sonra sözlerini şöyle bitiriyordu Aliya İzzetbegoviç: “Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar.”

“Bir gün adaletle muamelede bulunmak, altmış yıllık ibadetten üstündür” hadisi bir günlük adaletli yönetimin ömre bedel olduğunu hatırlatıyor.

“Adalet güzeldir; fakat Emirlerde (devlet büyüklerinde) olursa daha güzeldir” hadisi ile noktalayayım.

3 YORUMLAR

  1. Ve Allah’ın adaletinden kimse düçâr olmayacaktır, er ya da geç..

    Bu cümlede düçar kelimesi yanlış kullanılmış. Düçar olmak, maruz kalmak gibi bir manaya gelir. “belaya düçar olmak” gibi.

    Sizin kullandığınız yerde
    “Kimse vareste kalmayacaktır” olması lazım. Yazılarınızı maillerseniz, yayınlanmadan önce yardımcı olabilirim.

CEVAP VER