Zirve protestoları Hamburg’u cehenneme çevirdi…

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

‘Welcome To Hell’ sloganıyla duyurulmuştu, G20 Zirve’sini protesto etme eylemi.

Anti-kapitalist grupların buluşması ve zirve karşıtı gösteriler yapmaları beklenen bir durumdu.

Ancak bu kadarı beklenmemişti sanırım. Gösteriler ve protesto eylemleri, Hamburg şehrini gerçekten cehenneme çevirdi.

Sokaklarda ateşe verilen araçlar, kundaklanan ve taşlanan işyerleri ve polisin olayları bastırmak için sert tepkisi.

Türkiye’de de olmuştu aynı toplantı. 2015 yılında Antalya’da gerçekleştirilen toplantıda geniş güvenlik önlemleri alınmıştı. O zamanki tehlike terör grupları ve Işid eylemleri idi.

Hamburg’da eylemin adı ‘anti-kapitalizm’di.

Hamburg, eskiden beri ticaretin merkezi olan bir şehir. Elbe nehri ile kuzey denizine açılan bir liman şehri olduğu için ticaret hep önemli olmuştur. Bugün de öyle.

Konu G20 zirvesi olunca, akla ilk gelen şehir de doğal olarak Hamburg.

Haftalar öncesinden başlamıştı, protesto gösterilerinin hazırlığı.

Neden bu kadar protesto edildi G20?

Dünyanın en büyük ekonomisine sahip yirmi ülkenin toplantısı. Dünyaya yön veren yirmi ülke de diyebiliriz buna.

Dünya boyutunundan, şehir boyutuna indirirsek, şehirde söz sahibi olan kişiler diyebiliriz. Yani şehrin eşrafı olan insanlar. Hani bir sela duyarsınız, ‘şehrimizin eşrafından….. vefat etmiştir’ diye.

Şehir eşrafından olanlar maddi olarak şehirdeki fakirleri, yoksulları gözetirler. Hayır hasenat yaparlar. Şehrin  fakir-zengin dengesi biraz olsun sağlanmaya çalışılır.

Dünyanın eşrafı olan ülkeler bunları yapmıyorlar.

Bu 20 ülkenin üzerine düşenleri yapmaması sebebiyle bu protestolar.

Ekonomisi büyük yirmi ülke, göstermelik toplantılar yaptıkları için zaten yapılıyor bu protestolar.

Bir bakıma insanların doğal tepkileri.

Toplantıyı düzenleyenler de katılımcıların güvenliği sebebiyle, güvenlik güçlerine direktif veriyorlar.

Taşkınlık yapanlara ve aşırı protestoculara göz açtırmayın diye. Güvenlik güçleri de, verilen emirler doğrultusunda görevlerini yapmaya çalışıyorlar.

Alman polisi Hamburg protestocularına karşı sert davrandı, davranmadı değil.

Hatta yerel halkın bundan rahatsızlık duyduğu ‘şehrimizde bunu istemiyoruz’ dedikleri de TV’lere yansıdı.

Dikkat çekici olan da, bir kişinin kameralara ‘Polis çok sert davranıyor. Türk ve Rus polislerinden çok daha kötüler’ demesiydi.

Zihinlerde olan göstericilere karşı Türk polisinin sert tutumu. Ama Alman polisi onları da geçmiş oldu.

Ne Türk basınında, ne Alman basınında duymadım nedense, fetöcü polisler aşırı güç kullandı söylemini.

Masum protestolar yok değil miydi? Vardı tabii ki. Caddelere yoga minderini serip, pozitif enerjilerini gönderenler.

Politize olmamış okul öğrencilerinin ellerine pankartlarını alıp yürüyüş yapmaları.

Yüzlerini saklama gereği duymayan insanların kapitalizme karşı yürümeleri.

Greenpeace eylemcilerinin TV kulesine, dünyanın kirletilmesine dikkat çekmek için balon asmaları.

Elbe nehrine atlayıp, Hamburg Philarmonie binasına girmeye çalışmaları ve polisler tarafından engellenmeleri.

Bütün bu gösteriler aslında insanların doğal tepkileri.

Seçim dönemlerinde kendilerine uygun partiler bulamadıkları için yada siyasi partilerin inandırıcılıklarını kaybetmeleri sebebiyle oy kullanmaya gitmemeleri, içlerindeki protesto duygularını daha da tetiklemekte.

İster Türkiye’de, ister ABD’de ve ister Avrupa’da olsun, insanlarda bir rahatsızlık var…

Ülkenin, kıtanın ve dünyanın gidişatından memnun olmayan insanlar var. Ve bu oran da azımsanmayacak kadar çok.

Kötü icraatlere karşı çıkıyorlar.

Dünyanın kirlenmesi, dünya dengesinin bozulması, fakirlik ve açlık çeken ülkeler bu kadar çok iken lüks ve abartılı tüketim yaşayan ülkelerin olması. Görünürde demokrasi varmış gibi olsa da, eşitliğin ve haksızlığın sürekli artması. Ülkelerin hırsları ve güç gösterileri için savaşların çıkması ve çözümlerin bulunamaması. Gelir dağılımındaki eşitsizlikler ve benzer birçok sorun.

Bunlara karşı protesto ediyor insanlar.

Aşırı prostetolar yapanlar ve şehri cehenneme çevirenler kimler peki?

Bilmiyoruz tam olarak, kim olduklarını.

Çünkü siyah giysiler ve yüzlerindeki siyah maskeleri sebebiyle tanıyamıyoruz onları.

Sadece bildiğimiz ‘schwarzer Block’ (Siyah Blok). Tanınmamak için siyah giyerler, polisin biber gazına karşı siyah maske takarlar ve küçük gruplar halinde şehre dağılarak gösteriler yaparlar.

Hamburg’da da aşırılıkları yapanlar bunlardı.

Geçmişi 1980’lere uzanan olan bir aktivist hareket. Atom santrallerinin kurulmasına, kapitalizme, küreselleşmeye karşı olan bir grup.

Sembolik eylemler yapmaları ile tanınmaktalar: Uluslararası şirketlere, bankalara karşı eylemler yapıyorlar.

Belki de bu yüzden Porsche markasına ait işyerindeki araçları ateşe vermeleri.

Tam çözemesek de, belki de özellikle kurulmuş ve bilinçli olarak kanalize ediliyor olan bir yapılanma.

Şöyle düşünelim: Kapitalizm taraftarları kendilerine düşman olunacağını biliyor. Bu düşmanlığı kendi kontrolünde yaptırıyor olmak, olayları kontrol etmek adına çok mantıklı bir düşünce olurdu.

Aşırı tepkiler görünüşte aşırı gibi gözükse de, eğer bunu siz kontrol ediyorsanız, size aşırı gelmez. Çünkü aşırılığın limitini ayarlayan sizsiniz. Onları yönetince de, tepkileri de yönetmiş oluyorsunuz. Yani oluşacak tepkiyi kontrol altına almak.

Belki size garip gelebilir ama benim aklıma gelen bu.

Eğer olaylara daha yukarıdan bakarsanız bunu daha rahat görürsünüz.

Aşırı olmayan protestolar da olsa, aşırılığa gidip şehri yakıp yıkan gruplar da olsa, aslında sorun ‘dünyanın gidişatından rahatsızlık’.

Ve bence daha da vahim olan: Alternatif olmaması, çözüm sunulmaması. 

Bir tarafta sürekli kazanç peşinde koşan kapitalizm, diğer tarafta çözümü sadece protesto olarak gören gruplar..

Trump-Putin görüşmesi, Erdoğan-Merkel görüşmesi, yada diğer ikili görüşmeler. Bunların hiçbirisinden dünya için çözüm olabilecek sonuçlar çıkmayacak.

Neden mi?

Çünkü dünyanın gidişatından memnun olmayanların sundukları çözümler yok.

Zaten siyasiler de güçleri ve konumları açısından politik olan ne varsa, onları yapmaktalar.

Çözümler bu siyasilerden gelmeyecek.

Bu gezegenin geleceği için olacak çözümler insanların kendi iradeleriyle, düşünceleriyle oluşturacakları doğal birlikteliklerden ve ‘eşit kazanım ve eşit paylaşım’ düşüncesinin yaygınlaşmasıyla oluşacak.

Benim merak ettiğim: Birçok karede yalnız olduğu görünen, konsere ve yemeğe katılmayan cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sunduğu çözümler…

Dünya ve ahiret mutluluğunu sunan İslam’a inanan bir müslüman olan cumhurbaşkanının, G20 zirvesinde çok imkan yakaladığı kanaatindeyim.

En son ve en ekmel din İslam’ı anlatmak ve yaşayarak göstermek adına…

Sevgi ve bilgiyle kalın…

1 YORUM

CEVAP VER