“Hak, Hukuk, Adalet” ile On Çağrı, On Beklenti..

0

Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde, “Hayırcılar Partisi”nin başlattığı 9 Temmuz Maltepe mitingi ile ilk etabı tamamlanan, “Adalet Yürüyüşü”nün nöbetleşeceği söylemleri bakalım neler getirecek!

Hiç kuşkusuz ki, Türkiye demokrasisi için başlatılan 1946’daki çok partili siyasal sistem çalışmaları, zaman zaman antidemokratik müdahaleler, darbeler, muhtıralarla gelişen, bazen de gerileşen süreçleri ülkemize yaşattı.

Sistemi kurmak için yol verenlerin söylem, eylem ve politikalarını yerden yere vuranlar, kendileri için de sunulan, ya da sunulmak durumunda kalan(!) çok partili siyasal düzeni, ne kadar anladılar, benimsediler, benimser göründüler, uygulayabildiler, kendilerini yetiştirebildiler, şimdi tartışmaya açmak anlamsız…

Ancak, birçok engellere rağmen, kendilerinin imkânlarına da sunulan bu demokratik siyasal sistemde, muktedir olamadıklarını her fırsatta şikayet edenlerin, başlangıcından itibaren yaptıkları en büyük hataların başında, iktidar olmalarına rağmen “güç zehirlenmeleri” ve “siyasal kibir” hastalığına yakalanmalarının geldiği de muhakkak…

Öyle ki, bu güç zehirlenmesi, “beraber yürüdükleri yol arkadaşlarını da, beraber yağmurlarda ıslandıklarını da, silip süpürdü…”

9 Temmuz “adalet manifestosu”nun on maddesi irdeleyip, önümüzdeki muhtemel “adalet”, “hukuk” ve “özgürlük” nöbetleriyle pekişecek yeni siyasal sistemimizin, bizleri bekleyen muhtemel çalışmalarını sizlerle paylaşmak istedim.

* * *

 Kılıçdaroğlu’nun;

 “Hak”, “Hukuk” “Adalet” talebiyle..

1- “15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha açık ve kesin bir dille lanetliyoruz. 249 şehidimizin aziz hatırası ve 2301 gazimiz için Fetullah Gülen Terör Örgütü’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.

TBMM’nde kurulan(!) Araştırma Komisyonu ve çalışmalarını düşündüğümüzde, FETÖ/PDY suçlamalarıyla mahkum ve mağdur olmuşların kişisel, kurumsal, mesleki kapsamlarına baktığımızda, siyasetçilerin hala bunların içinde yer almamasını görenlerden, bu maddeye hangi akıl ve vicdan itiraz edebilir ki!

Sanırım önümüzdeki süreçte “siyasi ayağı” olarak adlandırılanların daha somutlaştırılacağı, isim isim ve verdikleri desteklerle, açılan bankaları, medya kuruluşlarını, yaratılan rantları, açılan dershaneleri, okulları, üniversiteleri, kurdurulan sendikaları, dernekleri ve bunlara ön ayak olan siyasilerin topluma isim isim sunulmasına sıra gelecektir.

Ve de unutulmamalıdır ki! Şimdiki bir başka kadrolaşmanın ve yapılaşmanın notlarını tutanlar da vardır..

*

 2- Bir sivil darbeye dönüşen OHAL uygulamaları yasama, yargı ve yürütme gücünü tek kişide toplamıştır. OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni evrensel ilkelere uygun olarak yeniden tesis edilmelidir.

‘Anayasa ve kanunlar askıya alındı’ düşüncesini ve söylemini de dikkate alarak, topluma sıkça Fransa ve bazı ülkelerdeki OHAL uygulamaları örnek gösterilse de, buradaki OHAL ile bizdeki OHAL kapsamlarının içeriklerine, etkilerine, uygulama alanlarına yönelik çalışmalarda bulunarak, OHAL ve anlayış farklarının toplumun bilgisine sunulması gerekecektir..

Tarihimizdeki darbeler sonrasındaki bekleme sürelerini de aratır duruma gelinmeli mi? Bunun da yanıtını halk ve kırk dokuz milyon milli irade kendi kendine vermelidir..

*

 3- Demokrasinin, can ve mal güvenliğinin vazgeçilmez kuralı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz bir şekilde uygulanmalıdır.  ‘Kolektif suç’ gibi insan haklarına aykırı uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Onlarca yıldır adalete olan güven azalmasını yok mu sayalım!

Şimdiki adalet(!) kavramının, yapılan anketlerle de bariz bir şekilde toplumun yüzde yetmişlerini geçen oranlarda adaletsizliğe itildiğini görmezden mi gelelim!

Bireylerin, yetmezmiş gibi eşleri, anne ve babaları, çocukları üzerinden de suç birleştirmelerinin yapıldığı görmezden mi gelinmeli!

Geçmişte suçluları bulamayanların dahi aklına gelmeyenlerin, uygulanmayanların uygulandığını, “kolektif suç” kapsamında tüm öğrencileri, öğretim üyeleri ve aileleriyle birlikte mağduriyet çıkmazına iten okul kapatmalarını, üniversite kapatmalarını, mülkiyet paylaşımlarını, düşünmeyelim mi?

*

4- OHAL mağdurları adeta ‘sivil ölüme’ terk edilmiştir. Mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara hukuk devletinin gereği olarak son verilmelidir.

Bu kapsamdaki mağdurların ne gibi yaşam alternatifleri olacağı, hayatlarını idame etmeleri için ne gibi eylem, söylemde bulunmaları gerektiği de KHK’lerle bildirilmeli miydi acaba?

*

5- 15 Temmuz darbe girişimiyle veya onun arkasındaki örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan, ama sırf hükümete muhalif görüldüğü için bütün haklarından yoksun kılınan akademisyenler ve diğer kamu görevlileri görevlerine iade edilmelidir. Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları dikkate alınarak, tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

Toplumun tamamına yakını da (ki yandaş tabiri edilenlerin de çoğunluğu) biliyor ki, “at izi, it izine karıştı”.., “sap ile saman ayrımı yapılamadı”.., “armudun sapı üzümün çöpü denildi”…

*

 6- 150’nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

“Günah işleme özgürlüğü” makbul görülüyorsa, bu özgürlük sadece güçlü tarafına mı hak’tır?

“Demokrasi amaç değil araçtır!”.

“Burada demokrasi geçerlidir. İstediğini söylersin(!), söyleneni yaparsın(!)”.

Allah, insanlara diğer varlıklardan, canlılardan farklı olarak akıl vermemiş miydi!

Allah, insanlara akıl ile irade vermiş, doğruyu, yanlışı, iyiyi, kötüyü bulabilme imkanı vermemiş miydi!

Allah, insanları, bu özelliklerinden dolayı diğer varlıklardan farklı kılmamış mıydı!

Bu nedenle Allah, sadece akıl verdiği tek varlık olan insanı sorumlu tutmamış mıydı!

“…Hüküm vermek ancak Allah’a aittir…” (Yusuf, 12/40)

‘Hakiki olarak hüküm vermek ancak Allah’a aittir. Hüküm, hâkimiyyet, yönetim başkasına değil, ancak Allah’a aittir. Kur’an bu gerçeği önemine binaen birçok ayetlerle dile getirerek tüm insanları ve özellikle de hüküm verme yetkisini elinde bulunduran ve saltanatın gerçek sahibi olduğunu iddia edenleri uyarmıştır.

İktidar sahibi kullar ise O’nun hükümlerini uygulamakla yükümlüdür.’

*

 7- OHAL koşullarında, serbest tartışmanın yapılamadığı bir ortamda ve üstelik ‘devletin bütün imkânları seferber edilerek’ gerçekleştirilen Anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Bu bir ‘mühürsüz seçimdir’. Türkiye gayrimeşru bir anayasa ile yönetilemez, yönetilmemelidir.

198 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun, 77., 98. ve 101. maddeleri hala aynı şekilde duruyor..!

Ayrıca 16 Nisan referandumu için YSK tarafından yayınlanan genelge de, yerli yerinde!

Daha ne denebilir ki!

*

8- Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan, insan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat esası kamuda göreve başlama ve yükselmede esas alınmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden üreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.

FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı oldukları gerekçesiyle kamudan atılan bugünün mağdurlarının, hangi usul, esas ve şartlarla kamuya yerleştirilmiş(!) oldukları, bu haksızlıklara göz yumanlar, vesile olanlar, referansları, asla unutulmamalı ve unutturulmamalıdır..

*

 9- Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahim görünümlerden biri olan kadınlara karşı ayrımcılığın önüne geçilmeli, kadınların özgürlük alanları korunmalı, kadın hakları toplumsal hayatın her alanında uygulanmalıdır.

Sanıyoruz ki nüfusumuzun yarısının kadın olduğunu hatırlatmamıza gerek yok!

Ve kadınlarımız hangi gerekçeler, bahaneler, şartlar, kurallar, ahlaki ve dini değerler gerekçe gösterilerek, toplumun birçok alanından, güzelliklerinden, imkanlarından, keyfiyetlerinden uzaklaştırıldıklarını fark etmiş olsunlar..!

*

 10- Adalet uluslararası ilişkilere de hâkim olmalıdır. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır.”

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

CEVAP VER