Dini Nikah Var mıdır?

2

Karl Popper, “ideolojiler seküler dinlerdir”, der. Modernizm ile beraber, ideolojiler tıpkı dinler gibi, insanların hayatlarına müdahale etmeye başladı. Hem de dinlere göre çok daha katı ve acımasız bir şekilde. Kuvvetle muhtemeldir ki, modernitenin doğurduğu yeni durumlara karşı teologların alternatif çözümler üret(e)memesi, ideolojilerin sebep olduğu toplumsal acılar eşiğinin yükselmesine sebep oldu. Ağrı eşiği yükseldikçe, toplum, bir bakıma anomali de sayılabilecek, kendi çözümlerini üretti. Toplumun ürettiği bu çözümler, bazen, dini görünümlü, ama dine aykırı olabiliyor.

Doğum, ölüm ve cenaze merasimleri, kaynağını dinlerden alır. Dinlerin mahiyetlerine göre bu merasimler icra edilir. Mesela Hristiyanlık’ta ruhban sınıfı olduğundan bu merasimler din adamları eliyle icra edilir. Bu görevlerin din adamlarına tahsis edilmesinin sebebi ise Hristiyanlığın mahiyeti ile ilgili bir konudur. İslamiyet ile Hristiyanlık arasındaki temel farklardan biri de İslam’da din adamı denen bir sınıfın, bir zümrenin olmamasıdır. Yani İslam’da bir tarafta din adamı, diğer tarafta dünya adamı yoktur. Çünkü din ve dünya ayırımı yoktur. Din bu dünyada yaşanır. Her akil, baliğ ve hür kişi bu dinin bütününü ve her anını yaşamakla mükelleftir. Elbette gücü yettiğince. Belli bir ücret ve/veya makam karşılığı dinin vecibelerini ifa etmeyi, din reddeder.

Son günlerde yaşanan nikah tartışmalarına bakınca, tutulacak bir yerini bulamıyorum. Ahmet Kaya’nın sözleri ile “…nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…”

Hükümet bir kanun taslağı hazırlayıp, müftülere de nikah kıyma yetkisi vermek istediğini açıklayarak “atağa geçti”. Dikkat edin, “atağa geçti”, diyorum. CHP’nin 500 km yürüyerek dile getirdiği “adalet” talebine karşılık, müftülere nikah yetkisi verme talebi, en az 500 km yol tepmek kadar etkili olacağa benziyor. Hükümetin teklifine CHP’nin verdiği tepkinin türü, etkinin şiddetini arttırıyor.

Nikah, dinin emrettiği bir faaliyet. Bu yönüyle bir ibadet. Neslin devamı için, aile müessesinin kurulmasına atılan ilk adım. Nikahın kendisi Allah’ın emri olmasına rağmen, nikahın kimin tarafından akdedileceğine dair bir emir yok. Nikahın temel iki şartı vardır. Davet ve icabet. Yani taraflardan birinin evlilik teklifini, diğer tarafın kabul etmesi nikah akdi için yeterlidir.

Yani Diyanet camiasına mensup biri tarafından nikahın kıyılması gerektiğine dair bir hüküm yok. Herhangi bir insan tarafından akdedilebilir nikah. Burada sorun, laikliğin demirden bir elbise gibi topluma giydirilmesi ile rejimin, dini bir müessese olan nikahı kendi tekeline almasıdır. En başta ideolojilerin, seküler dinler olduğunu ifade etmiştik ya, işte bundan.

Rejimin dini alana bu müdahalesine toplumun tepkisi ise oldukça ilginç oldu. Devletin görevlendirdiği nikah memurlarının kıydığı nikah, aslında dinin ruhuna uygun. Yani nikah gerçekleşmiş oluyor. Ama toplum nikahın, abus çehreli ve tanımadığı biri tarafından kıyılmasına gönlü razı olmadığından, bildiği, tanığı ve ağzı dualı bir kişinin nikah akdine müracaat etti. Böylece nikahının sıhhatine kanaat getirdi. Galat-ı meşhur olsa da toplumsal bir durum oluştu. Şimdi hükümet, fiili duruma hukuki bir zemin hazırlamaya çalışıyor. Fiili duruma hukuki bir zemin hazırlama, kanun taslağının tek tutarlı tarafı.

CHP’nin bu konuya, rejim elden gidiyor yaygarası ile yaklaşması nasıl sorunlu bir tavırsa, (sorunlu olması, AKP’nin bu tepkiyi istiyor ve CHP’nin veriyor olması) AKP’nin Kiliselerde de nikah kıyılıyor diyerek, bu tepkiye cevap vermesi de tutarsızca bir tavır. Tutarsız, çünkü rahiplerin nikah kıyması dini bir mecburiyetten kaynaklanıyor. Ama müftünün nikah kıymasını gerektirecek böyle bir mecburiyet yok. Çünkü İslam’da ruhban sınıfı yok.

Kanaatimce nikah gibi çok önemli bir konu partiler tarafından siyasete malzeme yapılmamalıdır. Nikâh ne nikâh memuruna ne de müftüye emanet edilmemelidir. Nikahlar tıpkı boşanma gibi aile mahkemelerinde hakimler tarafından akdedilmelidir. Bu bir zorunluluktur. Mesela birbiri ile evlenmeleri uygun olmayan kişilerinin nikahına, ancak, bir hâkim hayır diyebilir.

Eşlerin “Mehir” gibi özel taleplerinin de mahkeme tarafından kayıt altına alınması ve bu taleplerin hukuken takip edilebilmesi de yine mahkemeler tarafından yapılabilecek bir konu.

2 YORUMLAR

  1. Sayın Agcakulu ,
    Allah teala kur ‘an da akitlerinizi yazılı yapın der. Nikâh bir akittir. Nesep ve miras hukukuna mesnet teşkil eder. Osmanlı döneminde köylerde bu kayıtları imamlar tuttuğu için (100 sene önce nüfusun % 80 i köylerde yaşayan bir toplumdan bahsediyoruz. ) bunun adı imam nikahı olmuştur. İmam nikahı ile evlenen hiç kimse bugün boşanma durumunda imam a gidip de yahu şu mehir konusunu halledelim demiyor. Mahkemeye gidiyor. Ancak bit toplumsal gerçek var. Son zamanlarda yüksek tazminatlardan kaçınmak için medeni nikah kıymaktan imtina eden , imam nikahına kapı aralayan bir durum var. Ak parti toplumdan gelen bu talebe bir cevap vermeye çalışıyor. Bu bağlamda konuyu değerlendirmek gerekir. Evlilik birliği ve mal paylaşımı konusunu avukatları zengin edecek tacirin sermayesini sıfırlayacak durumdan kurtarmak gerekiyor.

CEVAP VER