Başörtüsü ve Sigara; İslam ve Modern Hayat

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

 

Başörtülülerin sigara içmesi yada sigara içen başörtülülerle alakalı tartışma gündeme taşındı. Esasen bu tartışma yada bu uyuşmazlık uzun zamandır toplumda bariz olan bir durum.

Uyuşmazlık demem yanlış anlaşılmasın.

Uyuşmazlık esasen din ile yaşanan hayatın uyuşmazlığı.

Bu tartışmanın bu kadar gündemi meşgul etmesinin sebebi de, tartışmanın başlamasına neden olan yazının kim tarafından yazıldığı ile ilgili aslında.

Siyasi iktidarın görünmeyen din danışmanı yada terim yerindeyse şeyhülislamı konumundaki Hayreddin Hoca’nın bu yazıyı kaleme alması, konuyu gündeme taşıdı.

Hayreddin Hoca, esasen İslami kesimde bir otorite gibi görünen ve cemaatlere mesafeli gibi duran bir ilahiyat profesörü. Ama buna rağmen, sanıyorum kendisi de Abant toplantılarına iştirak etmiştir. Belki de siyasi iktidarın geçmişteki köklerini çok eleştirmiş, “İslam’ın devlet ve ekonomi teklifleri talidir” bile demiş birisidir. Belki de diyorum, çünkü bugün tekrar sorulmuş olsa, sanıyorum daha farklı cevaplar verecektir. Ama tarih bütün bilgileri kaydetmekte.

Sorun aslında başörtülülerin sigara içmesi konusu değil bana göre.

Tabii ki, sigara gibi insan bedenine zarar veren bir maddenin kullanımı yanlıştır. Gelecek nesillerimizin sigara gibi kötü alışkanlıklarının olmaması için elimizden gelen çabayı sarfederiz ve sarfetmeliyiz.

Sigaranın zararları ile ilgili diyecek bir söz yok.

Ancak asıl sorun: Dinin, dindar olmanın bir belirtisi olan başörtüsü ile modern hayatın uyuşmazlığı sorunu.

Bugün yaşanan tek gerçeklik bu.

Hızla akıp giden ve her gün yenilenen bir hayat; ayetleri, teklifleri (kimine göre de emirleri) kıyamete kadar geçerli olan kutsal metin (Kuran), yani Din.

Bugün dine inanan, müslüman olan insanların kafalarının karışık olması konusu çok daha önemli.

Bir tarafta dine önem veren bir siyasi iktidar, iktidara yaranmaya çalışan çakma dindarlar. Diğer tarafta gelişen dünya ile nasıl birleştirileceği çözüme götürülemeyen Din.

Hayreddin Hoca belki de bu çakma dindarları dile getirmiştir, bilemiyoruz.

Çakma dindarlar da olsa, gerçek dindarlar da olsa sorun değişmiyor.

Uzun yıllar her kesimden insana değen bir dini yapılanma ve sonrasında gelişen olaylar, dine ve dinin hayatın içinde yaşanması konusuna oluşan bakışaçılarını alt üst etti,

Sonrasında gelişen toplumdaki çoklu kamplaşmalar,

Son olarak Diyanet’teki görev değişikliği,

Ve sürekli devam eden İHL habitusu davranışlar, inanç-din gibi konularda farklı düşünen ve hissedenlere karşı gösterilen gayri-İslami tutumlar,

Sürekli dindarlaşan, camilerin sayısı ile övünen bir toplum, ama bir o oranda da artan ahlaki çöküntü…

Müslümanların, İslam dünyasının sorunu daha büyük. Hristiyanlıkta gerçekleştirilen reformlarla sorunları çözüp bir sonuca varmak kolay ve mümkün.

Peki reforma müsaade etmeyen İslam’a inanan müslümanların durumu nasıl çözülecek?

Bunun çözülmesinin tek yolu: Bilimsel İslam, kollektif bilince götürecek kollektif düşünce yapısının oluşturulması ve korumacı müslümanlıktan araştırıcı müslümanlığa geçilmesi.

Bilimsel İslam dediğimiz aslında açıkça İslam hukuku ve müslümanlardaki hukuk mantığı.

Bugün bu var mı?

Hayır yok.

Olsaydı zaten, ilahiyat profesörü olan Hayreddin Hoca, helallik istemek için tekrar bir yazı kaleme almazdı.

Bu kişilerin verdikleri kendi kararlarıdır, bu onların kişisel haklarıdır denir ve hukuka girmek olarak karar verilir, böyle bir konu açılmazdı bile.

Kollektif bilinç dediğimiz tek bir İslam algısı değil.

İslamı farklı farklı anlarsınız, delillerinizi ortaya koyar ve hayatınızı yaşarsınız.

Kollektif bilinç, kişilik haklarının kutsallığı, kadın haklarının toplumda en aşağı seviyede olması.

2017 yılının ağustos ayında, insansı bir varlık yol ortasında bir kadını yumrukluyorsa, kadını saçından sürüyüp arabaya zorla bindiriyorsa ve hatta bunlar dine önem veren bir siyasi iktidarın yönetimde olduğu bir ülkede yaşanıyorsa, hangi kolektif İslami bilinçten bahsedilebilir ki!

Toplumda kolektif dini bilinç olsaydı, bu insansı varlık alenen bu alçaklığı yapamazdı.

Korumacı müslümanlık; İslam’ı bilmeden, sözde dini duygularının kuvvetliliği sebebiyle dindar görünmek adına İslam’ı savunmaya kalkma cür’etini göstermedir.

Araştırıcı müslümanlık ise, Kuran’ı sürekli okuyan, ayetler üzerine düşünen, hızla akıp giden hayatı da takip eden ve ikisini bütünleştirmeye çalışan müslümanlık anlayışıdır.

Araştırıcı müslümanlık olduğunda da, kişiler İslam’ı gönderenin onu koruyacağının bilincinde olurlar ve korumacı müslümanlığın aslında Yaratıcı’ya saygısızlık olduğunu iliklerinde hissederler.

Ayrıca kendi hayatlarını düşünmekten, başörtüsüyle sigara içenleri düşünüp, onlara eleştiri yapmaya zamanları kalmaz. Onları eleştirmenin kul hakkına girme olduğunun da bilincine varırlar.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, yaşanan dönem bir süreç.

Bu süreçte herkes imtihan oluyor.

Devleti yönetenler, yöneticilere yalakalık yapanlar, ‚oku‘ emrine riayet etmeyen müslüman toplum.

Toplumdaki her birey imtihan oluyor.

Bu imtihan sadece dinsel bir imtihan değil, cennet-cehennem sonuçlu bir imtihan değil.

Dünyevi açıdan da bir imtihan.

Çünkü yaşanan hayat değildir asıl olan, asıl olan sondur, yani akıbettir.

 

Sevgi ve bilgiyle kalın….

 

CEVAP VER