Gerçek, Bütün Yalanları Yenecek Güçtedir

1

Hiç kimsenin yanlışını savunmak zorunda değiliz. Yok efendim şöyle demek istedi, yok efendim bu minvalde söylemedi. Abesle iştigaldir bu.

Kibrin ve enaniyetin zirvesinde insanlar vardır. Gerçekleşen hatalarını kabul etmeye bir türlü yanaşmazlar. Ya başkasına suç isnad eder suçlarlar ya da olmadık sebep ve bahaneler üreterek yapılan yanlıştan sıyrılmaya çalışırlar. Alengirli iş çevirenler, suçüstü yakalanınca takla atarlar.

Suç işlemek, günaha bulanmak kötüdür, çirkindir. Fakat suçuna ve günahına mazeret üretip kendini aklamaya çalışmak daha yanlıştır ve daha ayıptır.

Kabahati ya da hatayı kabullenmek meziyettir. Yapılan yanlış önce kabulü gerektirir. Sonra da cezaya tabi olmayı. Bu istikamet hak istikametidir. Cürüm işleyip yanlış yapmayan yoktur. Ancak “yenildim ve ben de yanlış yaptım” deme kuvveti, zararın neresinden en hızlı şekilde dönülse kârdır, mantığıdır.

Devran yandaş medyayı âkil, bizi de “mâkul hâin ya da bizden değil onlardan” şeklinde resmediyor… Kendi adıma hiç dert edinmiyorum. Doğru bildiklerimi dillendirmekten imtina etmiyorum.

Ve bu kavga benim dindaşım ile aramızda cereyan ediyor. Hep sorguluyoruz ya; ülkemiz ya da İslâm coğrafyası neden bu halde diye? Dünyanın buna cevabı, “dininizi anlayamadığınız ve doğru yaşayamadığınızdan dolayı bu haldesiniz” oluyor.

Sormuşlar ya İsrail Başbakanı’na; “Kur’an’da Müslümanların İsrail’i yıkacakları yazılı” diye. Başbakan da; “Kur’an’da tarif edilen Müslümanlar geldiğinde düşünürüz onu” diye cevaplamış özetle.

Dünya bizim dinimizden dolayı bu halde olduğumuzu düşünüyor, biz ise dinimize aykırı ne varsa onu yapıyoruz. Ahirette önce bizden İslâm şikâyetçi olacak!

Adalet nasıl tesis edilir? Hükümler; yakinim ya sevdiklerimizden yana değil; doğru ve yerinde uygulandığında tesis edilir. O zaman da Hakkın hatırı âli olur. Doğru olur. Bu durumda da kimsenin hatırı kalmaz, parmak kesilse de hukuk kestiğinden dolayı rıza gösterilir.  Adalet bunu gerektirir.

Kuran Maide 8’de şöyle buyurulmaktadır: “Ey mü’minler! Allah için hakkı ayakta tutan hâkimler ve adaletle şâhidlik eden kimseler olun.”

“Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Kitap’a uyacağız” der rahmetli Aliya İzzetbegoviç.

Milletin, gözünün içine baktığı bir siyasetçi, bir sanatçı, bir öğretmen, bir komutan, bir imam, bir müezzin, bir müftü, bir diyanet işleri başkanı, bir amir, bir müdür veya bir devlet başkanının vebali hükmettiği ya da tesir ettiği alan genişliğindedir.

Sâdi, Gülistan isimli eserinde; “bildiğiyle amel edene âlim denir” yazmıştır. Bildikleriyle amel etmeyenler, din-diyanet adına pratiğe döküp realize etmiyorsa, doğruyu yaşayıp güzel örnek olamıyorsa, yine Sâdî’nin beyanıyla cahildir. Bunun için “Alimler peygamberlerin varisleridir!” denilmiştir.

Kişi ya da kul; yaratılış gayesine uygun yaşamalıdır ve öyle davranmalıdır. Gerçeğin er yada geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Gerçek; bütün yalanları ayaklar altına alacak kadar güçlüdür…

1 YORUM

CEVAP VER