12 Eylül ile açılan sayfa kapanıyor mu?

0

Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu 12 Eylül 1980 gününden bugüne tam tamına 37 yıl geçti. O günden bugüne kadar bu askeri darbenin sebepleri ve sonuçları üzerinde çeşitli düşünceler, makaleler, kitaplar yazıldı. 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapan aktörler toplum tarafından biliniyor. Zaman geldi, toplum onları birer kurtarıcı olarak gördü, zaman geldi toplum onlardan kurtulmak istedi. İnsanların yargılandıkları günlerde, yargılandıkları günler de oldu.

Ancak, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin altında yatan gerçek sebepler üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi bütün suç ve kabahati, görünen aktörlere yükleme kolaycılığına kaçıyoruz. Elbette onlar suçsuz ve günahsız değiller, ama bu darbelerin arkasındaki aklı, senaryoyu yazanları, yapımcıları, yönetmenleri gözden hep kaçırıyoruz. Yatıp, kalkıp görünen oyuncular üzerinden koca bir darbeyi anlamaya çalışıyoruz. Onlar da her seferinde yeni oyuncular bularak tekrar tekrar karşımıza çıkıyorlar. Ne yazık ki her seferinde başarılı da oluyorlar.

12 Eylül 1980 askeri darbesini anlamadan, Türkiye’ye nasıl bir yörünge çizildiğini tespit etmeden, ekonomik ve siyasal sonuçlarına bakmadan 28 Şubat Post-Modern darbesini, 15 Temmuz hain darbe girişimini anlayamayız.

Kanaatimce 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle Türkiye’de açılan sayfa kapanmak üzere.

Yapılan darbenin en önemli gerekçesi olarak topluma “güvenlik” endişesi olduğu söylendi. Aslında “güvenlik endişesinin“ arkasında saklanan asıl neden ekonomik ve siyasal yeniden yapılanma olduğunu söyleyebiliriz. 12 Eylül askeri darbesi ile Süleyman Demirel’in başbakanı olduğu hükümet görevden alındı, TBMM lağvedildi. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı askeri dönem başladı. Ekonomide 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararların uygulanmasının önü ardına kadar açıldı. Bu kararların alt yapısını hazırlayan Turgut Özal, önce darbeden sonra kurulan Bülent Ulusu hükümetinin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atandı. Ardından 1983 yılında Anavatan (ANAP) partisini kurarak tek başına iktidara geldi.

ANAP’ın iktidara gelmesi ve 24 Ocak kararları ile gündeme gelen neo–liberal ekonomik model Türkiye’de tam anlamıyla uygulanmaya başlandı. Ekonomimiz, serbest ticaret ve finansal bütünleşme yoluyla dünya ekonomisiyle bütünleşmeye zorlandı. Bir nevi Türkiye finans sektörü eliyle kontrol altına alındı. Bu sistemin dışına çıkmak isteyen hükümetler 28 Şubat Post-Modern Darbesi, 15 Temmuz askeri darbe girişimi gibi müdahalelerle başarısız bırakılmaya çalışıldı. Ne yazık ki bu dış destekli müdahalelerin çoğu da başarılı oldu.

Diğer yandan İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan iki kutuplu dünyada, Sovyetler Birliğine karşı Orta Doğu ve Asya’da egemenliğini pekiştirmenin yollarını arayan Amerika Birleşik Devletleri, bu bölgelerde bir ‘Yeşil Kuşak’ projesi yürütüyordu. Afganistan’da Sovyet işgaline karşı savaşan mücahit gerillaları destekliyor; Pakistan ve İran’da dini rejimlerin yerleşmesini istiyordu. Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesinden sonra “Ilımlı İslam Projesi “ olarak da adlandırılan bazı cemaat ve tarikatlar destekleniyordu. Darbeden sonra kurulan sistemin en büyük paydaşları arasında bu yapılanmalar yerlerini aldı.

Ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türkiye’de kurulan küresel sermayenin egemenliğine dayalı sistem, dünyadaki gelişmelere paralel olarak tasfiye ediliyor. Bir anlamda 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle açılan sayfa kapatılıyor. Neo-liberal ekonomik sistem ve Ilımlı İslam Projesi rafa kaldırılıyor. Son tahlilde “Siyasal İslam’ı” da tasfiye etmek isteyeceklerdir. Yerine dünyadaki gelişmelere paralel olarak, ekonomide devletin ağırlığının hissedildiği, demokratik, laik ama dine saygılı bir yönetim anlayışı getirilmeye çalışılıyor.

Özet olarak, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türkiye’de ne yapılmak istendiyse ”üst akıl“olarak adlandırdığımız güçler tarafından bugün tam tersi proje uygulanmaya çalışılıyor.

CEVAP VER