Yeni başkan, Diyanet ve Dinde Reform korkusu…

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Mehmet Görmez’den boşalan koltuğun yeni sahibi Ali Erbaş oldu.

Ali Erbaş’ın DİB olarak atanmasıyla birlikte karanlıkta olan bazı ilişkiler ağı da tabii ki gün yüzüne çıktı. 15 Temmuz’dan önce olsaydı belki kimse bu durumdan rahatsız olmazdı, ama bugün durum farklı.

Çünkü ilginç, karanlık, karmaşık ilişki ağlarıyla dolu zor günlerden geçiyoruz. Bu durum ülkemiz, İslam coğrafyası ve bütün dünya için geçerli.

Eskiden de böyleydi ama bu kadar aleni ve açıkça yapılmıyordu.

İnternet ile bilgilenme arttıkça aslında bir bakıma küresel cahillik daha da arttı. Nasıl ki, iletişim araçları kolaylaştıkça iletişimsizlik arttı, aynı durum.

İnsanlık bilgi denizi içinde cahilleşmeye başladı ve bu durum büyük bir hızla devam ediyor. Artan teknolojik imkanlarla çok yönlü olduğunu düşünen insan, her geçen gün tek yönlü olmaya doğru hızla ilerliyor.

Dinden bahsederken aslında neyin din olduğunu bilmiyor.

İslam’ı savunmak adına İslam’da olmayan birçok şeyi savunuyor, Diyanet teşkilatı da bunlardan birisi.

Aslında Diyanet teşkilatının varlığı, dini gruplaşmaların mevcudiyeti, dini cemaat gerçekliği bile İslam’ın yanlış anlaşılmasının ve anlamın bozulmuş olduğunun birer kanıtı.

Yeni başkanın atanmasının üzerinden daha bir hafta bile geçmeden ilginç ilişki bağlantıları ortaya döküldü.

Hatta öyle ki, ta Adil Öksüz’e varan kirli ilişkiler.

Neden kirli ilişkiler diyorum.

Çünkü İslam’da olmayan cemaatleşmeler, gruplaşmalar kirli ilişki ağlarıyla ayakta kalır ve varlıklarını devam ettirirler.

Diyanet de böyledir.

En temel ve birinci nokta:

Hanefi mezhebinin temel direği ve kurucusu İmam-I Azam kadılık teklifini reddetmiş ve zindanda vefat etmiştir.

Siyasal iktidarın kadılık teklifini hukuka aykırı icraatleri meşrulaştırmamak adına geri çevirmiştir. Bu sebeple kırbaçlanmış, zindana atılmıştır.

Şimdi düşünelim, bugün Diyanet siyasal iktidarın düşündüğünün aksine tavır alabilir mi?

Siyasal iktidarın emri dışına çıkabilir mi?

Kesinlikle hayır. Yeltenme bile sezildiğinde doğrudan azledilir.

Şimdi soruyorum: Diyanet teşkilatı ne kadar doğru ve ne kadar İSLAMİ?

Dini cemaat ve gruplarda hep güç savaşları vardır. Diyanet’te de böyledir.

Ekoller ve yandaş adamlar vardır.

Siz çok mu çalışkansınız, çok mu iş yapıyorsunuz, eğer tepe noktadakilerin işine gelmiyorsa, sizi bir iftirayla yok ederler.

Mesela Avrupa’daki milli görüş. Çok İslamcıdırlar ya!

Mehmet Sabri Erbakan’ın görevden uzaklaştırılması da aynı kirli ilişkiler ve iftiralarla olmuştur.

Bütün cemaatler için aynı durum söz konusudur.

Diyanet ise, bilenler bilir, ayak oyunlarının-adam kayırmanın-adam harcamanın-menfaat ilişkilerinin-dini rant olarak görmenin yoğun olarak yaşandığı bir kurumdur.

Okumuş, eğitimli insanların olduğu kurum bu durumda olunca, cemaatleri-grupları-mistik yapılanmaları varın siz düşünün.

Peki bu gerçekleri konuşabiliyor muyuz?

Hayır.

Çünkü cepheleşme var. Bunlar ortaya çıkarsa karşı cephenin eli güçlenecek.

Bunları görenler, bilenler de dine önem veren insanlar olduğundan hiçbir şekilde bunları söylemezler.

Neden söylesinler ki.

Solcular, ateistler, chpliler hemen horozlanırlar.

Bunu bilen dindar insanlar da, bu kokuşmuşluğu sürekli gizlerler.

Şimdi soruyorum: Hakikati örten kişiye ne der Kuran.

Kafir der.

Kafir, Mutlak yaratıcının yüceliğini örten, gizleyen kişidir.

Peki, ya bu kokuşmuşluğu örtenler?

Dinde Reform ele alınınca ayaklanıyor müslümanlar nedense.

Şimdi zihnimde deli sorular başlıyor:

Ya siz zaten İslam’ı bozup, başkalaştırmışsınız, neyin derdindesiniz?

Bireysel ibadetleri göklere çıkarıp, İslam’ın topluma yönelik düsturlarını toprağın altına gömmüşsünüz, sonra bir de çok dindar gibi, çok müslüman gibi çıkıp ahkam kesiyorsunuz.

Namaz, oruç, hac, zekat….

Kredi kartlarını sıralarken İslam ne der diye düşünüyor musunuz?
Giyim-kuşam alırken çocuk işçiliği olmuş mu, işçilerin ücretleri hakkıyla ödenmiş mi (Fair Trade), acaba İslam’a uygun mu diyor musunuz?

Doğayı her geçen gün kirletip, yok ederken acaba İslami olan nasıldır diye düşünüyor musunuz?

Şehirleri beton yığınına çeviren inşaat sektörü ve aşırı dinci müslüman müteahhitler, bu acaba İslam’a uygun mu, İslam’ın öngördüğü-tavsiye ettiği şehircilik nasıldır düşünüyorlar mı?

4×4 Jiplere binen müslümanlar, çevreyi ne kadar kirlettiklerini ve bunun İslami olup-olmadığını acaba düşünüyorlar mı?

Türkiye gibi tarım ve hayvancılığa en uygun olan bir ülkede neden tarım ve hayvancılık bu kadar geri bırakılıyor ve bu duruma İslami açıdan nasıl bakılmalıdır diye acaba düşünülüyor mu?

Şort giyen insanlara saldırılırken zina cezası için DÖRT kişinin aynı anda duhul-hurucu görmeleri gerektiği ve öylece zina cezası olabileceği bilinip, üzerine düşünülüp tefekkür ediliyor mu?

Kısacası; her yönüyle dinamik olan, bireysel ibadetlerden ziyade sistemi önde tutan, hukuku temel alan İslam’ı durağanlaştıran, sadece namaz-hac-oruç-zekat’a indirgeyen, hukuk yerine menkıbeleri temel alan bir din halinde gören günümüz müslümanlarının yaptığı, İslam’da reform olmalı diyenlerden kat be kat daha zararlıdır.

Hiç değilse reform kelimesine İCTİHAT adı verilir ve hata yapılırsa bir sevap alınır.

Peki ya günümüz müslümanlarının yaptığı.

Onlar, alenen Mutlak Yaratıcı’nın hukukuna tecavüz edip DİNİ bozuyorlar….

Sevgi ve Bilgiyle kalın… 

2 YORUMLAR

  1. İslamda reform kampanyasına katılanlara cevabım; dinde reform değil öze dönüşe ihtiyaç var, din kul yapısı bir şey değil ki modifiye edesin. Kuran, en son ve ekmel din islamdır demiyormu, reform veya yeniden yorumlama sürecinin sonucu bu günkünden çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır. Temel ve insani değerlere sahip bir müslüman olabilsek mesele %90 hallolacak.

CEVAP VER