Yazarımız Hasan Mesut Önder Mehmet Eymür ile Kuzey Irak’ta yaşananları konuştu

0

Türkiye’nin en sorunlu döneminin ‘kara kutusu’ sayılabilir Mehmet Eymür. O dönemde Milli İstihbarat Teşkilatı‘nın (MİT) kritik makamlarında görev yapmış, yaşananları yakından gözlemleme imkanı bulmuştu.

Bir çok operasyonun da içinde yer almıştı Eymür.

Emekliliği sonrasında da hem geçmişte yaşananlara hem de o sırada meydana gelen gelişmelere ışık tutan görüşleriyle kamuoyu önünde tavır almayı bilmişti.

Mehmet Eymür epey bir süredir görüş açıklamıyordu.

OcakMedya‘dan Hasan Mesut Önder görevdeyken Irak’ın kuzeyiyle de ilgilenmiş Mehmet Eymür‘le bölgeyi ilgilendiren konular ve özellikle operasyona giderken kaçırılan MİT mensupları üzerine kapsamlı bir görüşme yaptı:

Hasan Mesut Önder.. Ocakmedya yazarı..

HMÖ- Süleymaniye’de Cemil Bayık’a suikast hazırlığı yaparken ikisi üst düzey olmak üzere 20 MİT görevlisinin kaçırıldığı iddiaları var… MİT görevlilerinin Cemil Bayık’ın yakın koruma ekibinden bir teröristi angaje ettiği ve Bayık’ın tedavi için sık sık Süleymaniye’ye gittiği bilgisi üzerine o bölgede hazırlık yaparken yakalandığı söylendi. Teknik açıdan bu olay tipik eleman ihaneti mi, yoksa hasım bir servis MİT unsurlarını PKK’ya yem mi yaptı? Neler söylemek istersiniz…

 

ME– Olayın detayı hakkında fazla bilgim yok; bildiklerim basına yansıyanlar. Anlaşıldığına göre olay Celal Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) merkezi olan Süleymaniye’de olmuş. Bildiğiniz gibi Kürt bölgesi iki bölüm. “Irak Kürt Bölgesel Yönetimi” (IKBY) Başkanı Mesud Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) merkezi ise Selahaddin’de. Eski bir Türk şehri olan Erbil ise iki partinin ortak bölgesi. 90’lı yıllardan beri açık olan KYB’nin Ankara ofisinin aniden kapatılması, görevlilerinin Türkiye’yi terk etmesinin istenmesi, MİT mensuplarının PKK tarafından yakalanmasında KYB’nin önemli menfi bir rol oynadığını gösteriyor. İnşallah MİT mensubu arkadaşlarım en kısa zamanda, salimen ülkelerine ve ailerine kavuşurlar.

Benim görevde olduğum yıllarda hem Barzani’nin Selahaddin’inde hem de Talabani’nin Süleymaniye’sinde görevli arkadaşlarımız vardı. Ben de 5-6 kez bölgeye gittim. Talabani bölgesinde herhangi olumsuz bir olay olmamıştı. Ancak Barzani’nin kontrolü ve teminatı altındaki bölgede iki ayrı saldırıda dört arkadaşımız şehit oldu. Barzani bunların PKK tarafından yapıldığını söyledi, ama failler hiçbir zaman yakalanmadı. Biz bu olayları bölgedeki hareket kabiliyetimizi kırmak, bizi kontrol altına tutmak için Barzani’nin yaptırdığını düşünüyorduk. PKK yayın organlarında benim Kürt bölgesine gidip geldiğimin yayınlanması da herhalde aynı amaçlıydı.

Diğer büyük bir olumsuzluğu ise Erbil’de yaşadık. Eski bir Türk şehri olan Erbil’in nüfusunun büyük yüzdesi Türkmen’di. Yöneticileri ile yakın irtibatta olduğumuz Türkmen Derneği’nin dağılmış, pasif vaziyette bir askeri gücü vardı. Çoğu lastik pabuçlu, hırpani kıyafetli, boş oturan disiplinsiz kişilerdi. Aldığımız talimat üzerine bu gücü düzene sokmaya başladık. Faaliyetin başına, Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye getiren, 15 Ocak 2015’de, 65 yaşında vefat edip sessiz sedasız toprağa verilen rahmetli Albay Abdullah Soyluoğlu’nu verdik. Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan MİT’e geçen Soyluoğlu, soyadı gibi soylu, ketum, fazla konuşmayan, üstün vasıflı bir görev adamıydı. Genelkurmay’dan Türkmenler için kıyafet ve teçhizat istedik, alamadık. Başka yerlere yapılan sevkiyatlardan ayırarak küçük Türkmen ordusunu donattık. 1995 senesinde Kürt bölgesinde güveneceğimiz bir askeri gücümüz olmuştu.

O tarihlerde Barzani ile Talabani’nin arası bozuktu. Erbil, silah zoru ile Talabani’nin kontrolündeydi. Talabani onu “Saddam’ın ajanı” olmakla suçluyordu. Diplomatik (kırmızı) Türk pasaportu taşıyan Barzani, Türk dostu gibi davransa da bölgedeki Türkmen’lerin güçlenmesinden son derece rahatsızdı. Barzani 22 Ağustos 1996 tarihinde Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e bir mektup gönderdi. Mektubunda; büyük bir planın yürütüldüğünü belirtip, “Bu hususta zat-ı alinizden Irak ordusuna emir verip, tehlike saçan, yabancı güçlerle işbirliğinde olan Celal Talabani’nin ihanetine son vererek, Irak ordusunun Erbil’e girmesini rica ederiz” diyordu.

31 Ağustos 1996’da Saddam’ın ordusu Erbil’e girdi. Türkmen ordusu dağıldı, Abdullah Albay ve bölgedeki diğer görevliler son dakikalarda bölgeyi terk ettiler. Türkmenler büyük bir katliama maruz kaldılar. Erbil’de bulunan Türkmenlerin önde gelenleri, Barzani’nin peşmergeleri ve Kürt kıyafeti giyimli Irak muhaberatı (Irak istihbaratı) tarafından, sığındıkları büro ve evlerden alınarak Bağdat’a götürülüp vahşice katledildiler. Türkmen kurum ve kuruluşları, Türkmeneli gazetesi büroları, ayrıca 22 Türkmen okulu yağmalanarak tahrip edildi. Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, 31 Ağustos 1996 tarihinde yaptığı açıklamada Mesut Barzani’nin mektubunu ifşa etti.

HMÖ- Bir televizyon programında; Şam’da Öcalan’a yönelik düzenlemiş olduğunuz operasyonda MİT içinden bir üst yetkilinin; Öcalan’a yönelik operasyonunuza karşı çıktığını, “öldürüp kahraman mı yapacaksınız” şeklinde itirazlarının olduğunu söylemiştiniz. Bu hadisede kurum içi farklı düşünce ve pozisyonun etkisi olabilir mi? Yani açılımcılar ve mücadeleciler arasındaki bir kapışma şeklinde…

ME– MİT merkezi bir teşkilattır. Görevi, yetkileri, çalışma şekli bellidir. Bahsi geçen asker-sivil binlerce görevliyi şehit etmiş, çoluk-çocuğu katletmiş bir terör örgütünün başıdır. Planlanan operasyonlar sadece öldürmeye yönelik değil, canlı yakalamak dahil, bir şekilde tesirsiz hale getirmek amaçlıdır. Tabii ki değişik metotlar, taktikler tartışılabilir. Ancak üst makamlarca onaylanmış bir operasyona şahsi düşüncelerle destek vermemek, engellemek, yetkilerini keyfi kullanmak suçtur. Bahsi geçen kişi, Oslo görüşmelerinde Sabri Ok’a “Kentlere bomba depoladığınızı biliyoruz; o durumlarınızı bile tolere ediyoruz” diyen kişidir.

Hasan Mesut Önder.. Ocakmedya yazarı..

HMÖ- Sosyal yaşamın içinde olan bir hedef devşirilirken mimleme, araştırma ve angaje süreci işliyor; daha sonra elemanla bir güven ilişkisi tesis edilerek faaliyete başlanıyor. Ancak dağda izole halde yaşayan bir hedef devşirilirken, hedefin mimlenmesi, araştırılması ve angaje edilmesi çok zor bir süreç değil mi? Yani hedef görünürde çalışmaya ikna edilse dahi güvenilirliğini test etme, sağladığı bilgilerin doğruluğundan emin olmak için hangi prosedürler işliyor? Başka kanallarla güvenilirliği test edilemeyen bir kaynak üzerinden bir operasyon yapmak, kumar oynamaya benzemiyor mu?

ME– İstihbarat faaliyeti, zekâ ile ilgili bir akıl oyunudur.

Genellikle bir kaynaktan alınan bilgiler, başka kaynaklarca da doğrulanmalıdır. Tecrübeli bir istihbaratçı, birkaç soru ile kaynağın doğruluğunu test edebilir. Tabiatıyla yeni ve güvenirliği meçhul kaynaklardan alınan bilgiler, vakit olmayan durumlar hariç, ihtiyatla ele alınmalıdır. Kaynağın güvenirliğini test etmek için, bulunduğu yer bilgisi (konum), takip ve gözetleme, dinlenme gibi yöntemler de kullanılabilir.

HMÖ- İnsan kaynağını kusursuz bir biçimde yönetmek istihbarat servislerinin en zorlandığı konulardan biridir. Para, baskı, ideolojik husumet gibi motivasyonlarla kaynağı kazandıktan sonra, iyi bir kaynak yöneticisi elemanla ilişkilerini nasıl kurgulamalı ki, ihanete maruz kalmadan doğru bilgi akışını sağlasın. Siz kontrolü zor birçok önemli ismi, kaynak olarak yönettiniz, bu konuda neler söylersiniz?

ME– Kaynağı sevk ve idare kolay bir iş değildir. Sizin kaynağa güvenmeniz kadar, kaynağın da size güvenmesi lazımdır. Kaynak sizi sevmeli, güvenmeli, aynı zamanda saygı duyup çekinmelidir. Kaynağın samimiyetinden kuvvetli şüphe duyulduğunda, kaynak yöneten kişi dışındaki uzman kişilerce sorguya alınmalıdır. Benim meslek hayatımda Yeşil kod Mahmut Yıldırım dahil, birkaç eleman için bu yöntem uygulanmıştır.

HMÖ- MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın kaçırılan personellerin kurtarılması için Kuzey Irak bölgesel yönetim yetkilileri ve İranlı görevlilerle temas kurduğu yazıldı. Bu tarz bir olayla karşılaşan istihbarat servisi, elemanlarını kurtarmak için neler yapmalıdır, ayrıca servis bu durum karşısında nasıl cevap vermelidir?

ME– KYB ve KDP üzerinde baskı kurarak bir netice elde etmek mümkün olabilir. Herhalde halihazırda yapılan uygulanma da bu şekildedir. Umarım MİT mensubu arkadaşlar kurtulurlar.

CEVAP VER