Yüreğinde sevgiye, şefkate, saygıya, merhamete yer verenlere iç içe üç öykü

0

Lübb’ül Lübb 3 Öykü, Amma!

Tamamı birkaç dakikada okunabilecek bir metin olduğu için bölünmeyeceğinden emin olduğunuz bir zaman dilimi ayarlayın. Hazırsanız ve bölmeden okuyacak vaktiniz varsa; haydi buyrun okuyun…

Bir gün ermişlerden birine sorarlar; “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” diye. “Bakın göstereyim” der.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlar. Hepsi otururlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelir ve arkasından da ‘derviş kaşıkları’ denilen bir metre boyunda kaşıklar getirilir.
Ermiş; “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koyar. “Peki” derler ve içmeye çalışırlar. Fakat kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü çorbalar içilemez, dökülmeden ağıza götüremezler. En sonunda beceremeyeceklerini anlayıp, öylece aç kalkarlar sofradan.

Aynı gün ünlü bir sporcu önemli bir turnuvayı kazanır. Ödülünü alıp kameralara poz verir ve kulüp binasına gidip, oradan ayrılmak üzere hazırlanır.
Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaşır. Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlatır. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdır.
Kadının anlattığı öykü sporcuyu çok etkiler. Hemen cebinden bir kalem çıkartır ve turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazar çek defterine. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona; “Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın” der.

Diğer yandan bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul eden Uzakdoğu’da bir tapınak vardır. Burada geçerli olan maharet ya da incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmektir.
Bir gün bu tapınağın kapısına bir yabancı gelir. Kapıda öylece durup ve bekler. Burada sezgisel buluşmaya inanıldığı için kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktur. Bir süre sonra kapı açılır. İçerideki rahip, kapıda duran yabancıya bakar. Selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başlar.

O sırada tekkedeki derviş; “şimdi sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe” der. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelip oturur sofraya bu defa. “Buyurun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içerler çorbaları. Böylece her biri diğerini doyurur ve şükrederek kalkar sofradan.
“İşte, kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman” der Derviş.

Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, profesyonel sporcu derneğinin bir görevlisi yanına gelerek; “otoparktaki görevli çocuklar geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunuzu söylediler bana” der. Sporcu, “evet” diye cevap verir.
Görevli, “Size bir haberim var. o kadın bir sahtekârdır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok. Sizi fena halde kandırmış arkadaşım” der.
“Soyulduğu halde gülen adam hırsızdan bir şey çalmış demektir, boş yere üzülen ise kendi kendini soyar.” Bu Shakespeare’in müthiş sözüdür. Sporcu bunu doğrulatacak güzellikte cevap verir görevliye ve; “yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?” diye sorar. “Hayır yok” diye cevap alınca da “İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber” der.

O sırada uzaklardaki tapınağa gelen yabancı, içeri girmek ve burada kalmak ister. Rahip bir süre kaybolur. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döner ve bu kabı yabancıya uzatır. Bu, “Yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz” demektir.
Yabancı, tapınağın bahçesine bakınır ve bahçeden bir gül yaprağı koparır, döner. Yaprağı kabın içindeki suyun üstüne bırakır. Gül yaprağı suyun üstünde yüzer ve su taşmaz. İçerideki rahip saygıyla eğilir ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye alır. Zira; “Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardır.”

Bu 3 anonim öykü ile kastım bugününüzü hafif bir makale ile desteklemekti; yüreğinde sevgiye, şefkate, saygıya, merhamete, teavüne, yer vere(bile)n herkese; huzurlu ve mutlu pazarlar dilerim…

CEVAP VER