Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (6)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

‘Bir hoş olmuştu….

Buket, köşedeki dönerciden aldığı dürümün kokusunu içine çeke çeke evine doğru yürüyordu. Haftasonu olduğu için sokaklar hınca hınç doluydu.

‘Biraz zaman geçsin de, ben de bir bakarım Köln’de gece hayatı nasıl oluyor’ diye geçirdi içinden.

Çoktan evin önüne gelmişti.

Kapıyı açmış, uzun koridordan ilerleyip, kısa ama dik merdivenlerden çıkarak odasına gelmişti.

‘Nihayet odamdayım’ dedi kendi kendine.

Ellerini yıkayıp, dolaptan aldığı ‘Radler’ birasıyla hemen masasında yerini aldı. (Radler: limonlu bira.)

Kurt gibi acıkmıştı. ‘İzmir’deki dönerin asla yerini tutamazdı ama gene de insan aç olunca, yeniyor’ diye mırıldandı.

Dürümünü yiyip, birasından yudumlarken, babasının hediye ettiği dizüstü bilgisayarından sevdiği dizinin yeni bölümünü açıp izlemeye başladı. Arada internet üzerinden mesajlaşma programıyla İzmir’deki arkadaşlarıyla da yazışıyordu. O an İzmir’i baya özleyip, burnunda tüttüğünü hissetti. Karşı duvara astığı fotoğraflara daldı gözleri.

Varyant, Göztepe, İnciraltı, Susuzdede, Saat kulesi, Çeşme…

Hatta kendilerini İzmir kabul etmeyen Karşıyaka bile onun için özlemdi artık.

Yemeğini bitirdikten sonra, mis gibi kokan bir Türk kahvesi içme arzusu kabarmıştı.

Duvara sabit küçük mutfak, odasının sağ tarafında, giriş kapısının hemen karşısındaydı.

Odanın sol duvarındaki çalışma masasına ve hemen onun yanında aynı duvara dik olarak duran yatağına ve küçük kitaplığına baktı.

Bu günler de geçecek diye hayıflandı.

Fransız tipi küçük balkona çıktığında sade Türk kahvesi ve yaktığı sigarası çok güzel kokmuştu. Hem sigarasından nefes çekip, hem de arada kahvesini yudumluyordu.

Dışarıda gençler, yetişkinler, kadınlar, erkekler, çiftler eğlenmeye gitmek için duraklarda, kaldırımlardaydılar…

Onu da çağırmıştı kantinde tanıştığı kızlar.

Ama yeni tanıştığı kişilerle alkol alıp, eğlenmeye gitme gibi bir alışkanlığı olmamıştı hiç.

Biraz sağlamcıydı. Yeni tanıştığı kızlarla eğlenmeye gitmeyi istememişti nedense.

‘Acaba gitse miydim’ diye düşündü, sigarasından bir nefes daha çekip, sokaktan yükselen ışık kümesine doğru üflerken.

İzmir’deyken baya giderdi eğlenceye, arkadaş grubuyla sahil kenarında gitar çalıp şarkılar söylemeye, ev partilerine…

Dalıp gitmişti bir an eski günlere…

Esen rüzgarla tüyleri diken diken olup irkildiğinde, telefonuna baktı hemen, saat 12’yi geçmişti.

Biraz üşüdüğünü hissetti, hemen içeri girdi.

Bilgisayarını alıp yatağına oturduğunda, yalnızlığını daha fazla hissetmişti içinde.

Yastığını yatağın baş tarafına dikleştirip, uzanır gibi oturdu.

Birşeyler izlemek istiyordu.

Ayaklarını birbiri üzerine koyup, bilgisayarını bacağına yerleştirmiş ve izlediği dizinin yeni bölümünü tekrar açmıştı.

Dizide, kızla erkeğin öpüşmesi sahnesi vardı, görünce canı sıkıldı, hemen kapattı.

Eskiden çekildiği fotoğraflarına bakmak geldi içinden.

2014 Çeşme dosyasını tıkladı.

İlki Çeşme Ayayorgi koyundaki fotoğraftı.

Yanlarda yeşil ağaçlar, ortada masmavi deniz büyüleyiciydi.

İzmir özlemi, kendisini fark etmesini engellemişti. Fotoğrafın sol tarafında kendisini görünce, bir anda sevindi, o ana gitmişti çünkü.

Islak dağınık saçları, turuncu-yeşil karışık renkli bikinili haline daha dikkatlice baktı.

‘Güzel kadınım yaaa’ diye mırıldandı kendi kendine.

Masaya doğru uzanıp, bira şişesini almak için yana doğru eğildiğinde, bilgisayarı da sola doğru kayıp düşecek gibi oldu. Bira şişesini alıp tekrar sırtını yastığa dayadığında, daha yakından bakmak için bilgisayarını kasıklarına doğru çekti.

Fotoğrafın çekildiği zamanı düşünüp durgunlaştığı anda, inceden duyulan kısık kısık inleme sesleri kulağında patladı.

Şaşırmıştı.

Sesler sırtını dayadığı duvardan geliyordu.

Kısık kısık inleme sesleri, derin derin nefes alışlar dikkatini çekmiş, tahrik olmuştu.

Daha önce hiç önem vermediği bu durum, nedense şimdi çok heyecanlı gelmişti.

Bacaklarının arasında karıncalanma hissetmeye başladı.

Bacağındaki bilgisayarın soğutması, kasıklarına vurdukça, hissettiği sıcaklık daha da tahrik etmişti.

Resimlere bakmayı bırakıp başını, sırtını dayadığı yastığa bıraktı.

Ritmik halde gelen inleme ve derin nefes alıp verme sesleri, yan binada zevkli anların yaşandığını gösteriyordu.

Bir hoş olmuştu.

(Gazetemizin umuma açık yayın yapması sebebiyle, +18 içerikli paragraf parçadan çıkarılmıştır. Anlayışınız için teşekkür ederim.)

 

Uykuya dalarken yüzünde hafif bir gülümseme ve rahatlamanın hazzı vardı.

Yeni bir ülke, yeni bir lisan, yeni insanlar derken altı ay koşturmacayla geçmişti. İzmir’de yaşadığı zamanlarda hiç altı ay boyunca yalnız kalmamıştı.

Birkaç hayal kırıklığıyla biten ilişkilerinden sonra, sevgiyi aramayı bırakmış; hayattan zevk almaya, hayatı yaşamaya başlamıştı.

Kadınlığını özgürce yaşamıştı her zaman.

Kadın duruşunu bastırmak, saklamak zorunda kalmamıştı.

İzmir’in kendine has kültüründe doğup, büyümüş bir İzmirliydi.

Bir elinde cımbız, ama efe ve kadın…

İnce çorap, tıkırtılı topuklu ayakkabılar…

Kitabında korku olmayan davetkarlık içinde…

Savaşta da, Aşkta da kadın duruşuyla…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

CEVAP VER