Radikal empati zamanı

0

Baskın Oral geçenlerde yazdığı bir yazısında AKP’nin iktidara gelmiş olmasından çok memnun olduğunu yazdı.

“Çünkü iktidara gelmeseydi çok sayıda insan durmadan diyecekti ki, ‘Ah, mütedeyyinler iktidara bi gelse. Bi gelse. Asr-ı saadet geri gelecek. Laiklerin bozduğu her şey düzelecek.’Şunu kesinlikle biliniz ki AKP iktidara gelmeseydi bu özlem ilelebet sürecek ve sürdükçe güçlenecekti.”

Evet ama biz 28 Şubat döneminin solcu/sağcı iktidarında da aynı filmi seyretmiştik. Deprem yardım paraları ile ilgili yolsuzluklar bir iki müteahhide ihale edilip bırakıldı. Ekonomi çöktü, fakirlik artarken birileri kısa zamanda zenginleşti. Sözen zamanında ise biz öğrencilik yıllarımızı mahalledeki su kuyruklarında geçirmiştik.

O zamanlarda da birileri hapislere atılıyor, işlerinden çıkarılıyor, konuşmak korku ile bastırılıyor, üniversiteler özgürlükleri kısıtlamanın jandarmalığını yapıyorlar, medya ise baskıları gönülden alkışlıyordu.

Bu dönemlerde de rüşvetler, adam kayırmalar, birkaç ev fiyatına hediye edilen saatler, lüks arabalar, kısa yoldan köşeyi dönmeler, milletin cebinden çıkan israflar vs. vs. vs. hiç bitmedi.

Ve 28 Şubat’ın acısını millet 15 yıl AKP’ye iktidarı vererek çıkarttı.

Bir çok kimsede, yine bu sol iktidara gelse 28 Şubat dönemlerine geri döneriz korkusu iktidarı belirleyen önemli bir handikap.

Şimdi sizinkiler, bizimkiler kavgasını artık aşalım diye düşünüyorum. Bu ülke en çok sizinkiler, bizimkiler kavgasından çekti.

Hatırlarsanız 28 Şubat uygulamalarını dürüst solcular, Kemalistler, Liberaller bile eleştirmişlerdi. Hatta 28 Şubat’ın yıkılmasında, askeri vesayetin bitmesinde en büyük etki Liberal yazar ve düşünürlerin olmuştu.

Şimdi de dindar bazı yazarların, düşünürlerin yazdıkları yerlerden olma pahasına haksızlıkları, mağduriyetleri, yanlışlıkları eleştirdiklerine şahit oluyoruz.

Artık sağcısı, solcusu, İslamcısı, milliyetçisi, Kemalisti, Türk’ü, Kürt’ü ile dürüst, bu ülkenin insanlarının derdini çeken herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesi, bir çıkar yol araması, belki zaman zaman bir araya gelmesi gerekiyor.

Yoksa bu kamplaşmalarla, sen/ben kavgalarıyla biz ölürüz, bu sefer çocuklarımız çekmeye başlar.

Şimdi her kesimden insanların, yazan, düşünen beyinlerin bir araya gelerek konuşma, beraber bir konsensüs oluşturma vakitleri gelmiş de geçiyor.

Mesele sadece siyaset, iktidar, koltuk konusu değil.

Beraber, barış, hür ve demokratik bir şekilde yaşayıp yaşayamayacağımız meselesidir.

Yoksa şimdikiler gider, gelenler muhaliflerini zindanlara tıkar, işlerinden atar, her türlü zulümleri yaparlar. Sonra yine şunlar gelir, muhaliflerini ezerler ve bu kaos döngüsü yüzyıllarca daha sürüp gider.

Geçmişin mağdurlarını, oynadıkları iktidar oyununda bekleyen en büyük tehlike, giderek bir zamanlar kendilerine düşman saydıklarına benzemeleridir.

Hepimizin bir karar vermemiz lazım.

Kavgaya, savaşa, hile-hurdaya, hırsızlıklara, ağır, hantal, müsrif, Orwell’ci devlete, milleti fakirleştirmeye devam mı?

Yoksa dindar, dinsiz, Kemalist, İslamcı, Alevi, Türk, Kürt vs. taassuplarımızı kırıp ortak insani değerlerde buluşan, özgür yeni bir Türkiye’ye var mıyız?

Bundan sonrası bütün kuvvetimizle birbirimizin gırtlağına yapışmaktır.

Hepimiz bir cinnetin eşiğindeyiz.

Tek çıkar yolumuz radikal bir empati ile toplumsal bir konsensüs oluşturmak.

Hepimiz, her düşünceden, her yaşayış şeklinden insan için adalet, hak, hukuk, barış, özgürlük, refah istemek.

Kulaklarımızı, aklımızı, kalbimizi, ocağımızı ötekine de açmak.

CEVAP VER