Hayat Siz Program Yaparken Başınıza Gelenlerdir – 2

0

Dünkü makaleme çok olumlu tepkiler aldım, kimi okurlar da başlarından geçen gerçek olayları bana yollayarak yazıma destek oldular. Gelen hikayeleri de yazıma ekleyerek, yeni bir makale yazma ihtiyacı hissettim.

Bir ilimizde, Çevre İl Müdürlüğü’nde çalışan, hayatını maaş dışında rüşvet alarak geçiren birini tanıyordum. Beni her gördüğünde, “karar verdiğini, emekli oluncaya kadar tasarruf yapacağını, emekli olduktan sonra kazandıklarını harcayacağını” söylüyordu. Anlaşılan aldığı rüşvet paralarını emeklilik sonrası harcamaya bırakıyordu. İlin sınırlarında çalışırken, ağustos ayında on beş dakika süren bir yağmur yağar. Ağustos sıcağında ortalığı sel götürür. O selde bir kişi boğulur. Boğulan o kişiydi. Gazeteler şöyle manşet atmıştı.
“Emekliliğin birinci gününde, maaşını dahi alamadan sele kapıldı”

Adam Ağustos sıcağında on beş dakika yağmur, sel sonucu, iki milyon nüfuslu şehirde bir ölü. Hem de emekliligin birinci günü. Hikmet-i âlâ…

Yazacağım bu kısa “gerçek hikaye”nin senaryosu şahsıma patentlidir. Makaleme denk geldiği için paylaşmakta bir beis görmüyorum.

Mühendistir, evlidir ve iki çocuk sahibidir. Evlerinde hizmetçi de vardır. Mühendisin karısı büyük çocuklarını okula götürmek için yola çıkar; ancak bir şeyi unuttuğunu yolda fark eder ve eve döner. Eşini hizmetçiyle sevişirken yakalar. Bu öfkeyle ve moral çöküntüsüyle evden çıkan kadın, beraberinde oğlu ile otomobille hızla denize uçar ve ölürler. Mühendis bey senelerce psikolojik tedavi görür. İlk eşinden küçük bir çocuğu daha vardır. Çocuğuna bakmakta zorlanır. Kendinden yaşça küçük biriyle evlenir. Genç kadın çocuk sahibi olmak ister. Ama mühendis bey buna izin vermez. “Servetimi bölmene izin vermem, tüm servetim küçük çocuğuma kalacak” diye ikinci hanımından çocuk yapmaz. Kendince ilk eş ve çocuğun acısını böylece hafifletmek ister. İkinci çocuk yirmili yaşlarda amansız bir hastalığa yakalanır ve ölür. Mühendis bey de ilerleyen senelerde eşinden önce vefat eder. Programladığı hiç bir netice hasıl olmaz. Tüm servet ikinci eşe kalır…

Hayatınızı programladığınızı zannedip, herkesi kendinize güldürmeyin.

Kaynağı şehvet olan her masiyetin affedilmesi ümit edilir. Ancak kaynağı kibir olan masiyetler affedilmez. Çünkü İblisin işlediği masiyet kibrinden dolayıydı ve ebedî cehenneme layık oldu. Hz. Adem’in hatası ise şehvetinden dolayı idi. Allah onu affetti.

Fazla tevazu da kibirdendir. Modern çağda, eskisinin zıddı şeklinde, kamuflaj niyetine bir samimiyet taklidi, bir anlayışlı sempatik tavır sergilemekte pek samimi gelmiyor.

Yalan söyleyen insanlardan bile, bu kibir sahiplerinden iğrendiğim oranda iğrenmiyorum.

Kibirli insan meyvesiz ağaç gibidir. Mevlana Mesnevi’de “Meyveli ağacın dalları yerdedir. Meyvesiz ağacın ise başı daima diktir” der.

Allah’ın insana verdiği bir his, bir gen nedense insana Tanrı olma hevesi zerk ediyor.

Bilinen bir hikayedir. Dünyada “selden insan kurtaran adam” namlı biri varmış. Nerede bir sel varsa oraya gider, insanları kurtarırmış. Çok meşhur olur adam. Tv, gazete, dergi, internet her yerde ondan söz edilir. Her yerde konferanslar vermeye başlar. Bu mecralarda sürekli selden nasıl adam kurtardığını anlatır. Bu zat bir gün ölür ve cennete gider.
Ama cennette canı çok sıkılır. Kendisi yine dünyadaki gibi selden nasıl adam kurtardığını anlatmak istiyormuş diğer insanlara. Meleği çağırmış sıkıntısını anlatmış. Melek “Size bir konferans tertip edelim, selden nasıl adam kurtardığınızı anlatın” demiş.
“Olur” demiş adam mutlu bir şekilde. Dünya kadar büyük bir meydanda insanlar toplanmış, en ön sıraya da Hz. Adem’den Efendimiz’e kadar peygamberler oturmuş. Atmosfer müthiş, yaratılıştan kıyamete kadar gelmiş geçmiş bütün insanlar orada. Melek selden adam kurtaran adamı takdim etmiş. Adam müthiş bir edayla insanlığın huzuruna çıkmış. O sırada kendisini takdim eden melek eğilmiş ve adamın kulağına şöyle demiş:
“Sıkılmayasın diye sana böyle bir konferans tertip ettik, bak herkesi de topladık. Tavır ve konuşmalarında biraz mütevazı ol ve haddi aşma olur mu? Çünkü ön sırada Hz. Nuh oturuyor.”

Frederich Nietzsche ile bitirelim: “Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damlalarını kaplayan deri, nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa ruhun çalkantıları ve ihtirası da kibirle kaplanmıştır.”

Velhasılı kelam: Kibir, kocaman bir ülkeyi rehin alabilir. Uçuruma sürükleyebilir.

CEVAP VER