Kim Bu İçimizdeki “Düşmanlar”…!

0

Abdurahman Dilipak, dünkü Yeni Akit Gazetesindeki yazısında, iktidar partisini oldukça ağır bir şekilde eleştirdi ve uyardı…

Okuyalım:

“AK Parti şemsiyesi altında zenginleşen ve rüşvetle semirenlerin başına Suudi Arabistan’daki muhaliflerin başına gelen gelir. Bırakın mallarını kurtarmayı, canlarını bile zor kurtarırlar… Bu paralar geldiği gibi gider. Zaten bu kafa ile giderlerse en büyük ihaneti kendileri yapmış olurlar…

 Zaten Allah bunların belasını vermiş. Kiminin eline kan bulaşmış, kimi uyuşturucu kullanıyor, kimi kumara sarmış. Aile birkaç milyonu koymuş cebine bir sapa adam olsun  diye göndermiş ama, haytaların iş yapacağı yok.. Bunların çocukları başlarına bela olacak bu gidişle.

 Haram para ile saadet olmaz!

Ahiretleri gitti de bunların, dünyaları da gidecek.

Yeryüzünde bir cennet ve ölmeyecekmiş gibi bir hayat hayal ederken, cehennemin yalazı yalar bunların suratlarını…  

Bazı yerlerde durum gerçekten vahim.

İş ‘Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar’ noktasında.  

İçimizdeki ‘düşman’ dışımızdakinden daha tehlikeli. Dünya ahvali böyle iken, bölgemiz kan gölüne dönmüşken, içeride bir de bu geri zekâlı, ahmak, hain, alçak hainlerle uğraşmak ağır geliyor insana.

Allah’ım bizi  cahil, zalim, fasıl, kafir ve münafıkların şerrinden koru. ” 

* *

Malum olduğu üzere bir süredir belediye başkanlarının istifaları gündemimizdeydi. Metal yorgunluğu ifadeleriyle başlayan istifa furyası, bugün amacına(!) ulaşmış görünüyor.

Ama hedeflere ulaşacak mı? Onu da zaman gösterecek sanırım…

Nedenleri, niçinleri bir yana, sandıktan çıkan ve demokratik seçimlerle seçilmişlerin, iradeleri dışında görevlerinden ayrılmak durumunda bırakılmaları ayrı bir yana!

“Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok, fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, tehdide varan müdahaleler…” ayrı bir yana…

Ve bazı görüşlere göre de bu istifaların yasal olmadığı konuşuluyor. Hatta geçersiz ve hükümsüzlükleri de tartışılıyor..!

Peki. İstifaların çıkış noktası ve cümlesi “metalin yorgunluğu” üzerinden olur da, insanın yorgunluğu olmaz mı?

Elbette ki olur. Bundan doğal insani bir özellik var mıdır..?

Ama mevzu başka bir yorgunluktan kaynaklanmakta…

Gerçekler dillendirilemese de bu yani..

Sadece “yorgun” demek de pek doğru değil.

Kanımca buradaki tarif başka hataları, yanlışları, kayırmaları örtüyor.

Bence “metal yorgunluğu”ndan ziyade, “yorgunluğun yaygınlaşması” daha da önemli.

Dilipak da kendi üslubuyla bu yaygınlaşmayı anlatmış zaten yazısında…

* *

Eskiden ayıplanan, yadırganan, yasaklanan(!) akraba kayırmacılığının artık günümüz siyasetinde, siyasi ve bürokratik kadrolarda ön plana çıkması, bu yaygınlaşmanın en belirgin özellikleri..

Yerel yönetimlerde gözler önünde ve rahatça yapılan bu “akrabalaşma girişimi”, “kayırmacılık”, toplumsal değil “ailesel” görev bilinci(!) maalesef ki giderek yaygınlaşmaktadır.

Abdurahman Dilipak gibi isimlerin bile tahammülleri tükenmiş ve alenen ağzına geleni de kamuoyu ile paylaşmışlarsa eğer, söylenenlerin değil söylenmeyenlerin, gündeme gelenlerin değil henüz getirilmeyenlerin de hatırlatılmasında fayda var…

Siyaseten atanarak seçilmişlerin, kamusal atanmışlar üzerindeki hakimiyetleri(!)..

Siyaseten atanarak seçilmişlerin eşlerinin, kamusal makamlara getirilmesi..

Siyaseten atanarak seçilmişlerin, damatlarının, kamusal makamlara yerleştirilmesi, kimilerinin de ticari fırsatlarla(!) olağanüstü başarılarla zenginleşmesi..

Siyaseten atanarak seçilmişlerin, eniştelerinin, kayınçolarının, siyasi partilerin il ve ilçe başkanı yapılması..

Siyaseten atanarak seçilmişlerin, belediye meclislerine, dünürlerin yerleştirilmesi..

Babadan oğluna ya da kızına geçen “üstün milletvekilliği” yetenekleri…

Ağabey, abla ve kardeş milletvekilliği ile ödüllendirilme, farklı bir vefa(!)…

Sonuç!

Mümkün olduğunca az sülale ve ailelerle (zümreler de dahil) kamusal hizmetlerin(!) yürütülmesi..

Onun için de sanırım sadece yorgunluk demek, gerçeğe haksızlık!

Asıl sorun, yorgunlukların bulaşıcı bir hastalık gibi yaygınlaşması…

Ya da devlet idaresinde “yeni bir düzen”…!

Mesela ben şahsen merak ediyorum!

Milli iradenin temsilcisi sıfatıyla, TBMM imkanlarından, kaç aile ve sülale yararlandırılmaktadır…?

Mesela sayın Merve Kavakçı (RP) ile kardeşi sayın Ravza Kavakçı (AK Parti).

Sayın Şevki Yılmaz (RP) ile damatları Ahmet Hamdi Çamlı (AK Parti) ve oğlu Mehmet Akif Yılmaz (AK Parti).

Mustafa Zeydan (AK Parti) ile kardeşi Abdullah Zeydan (HDP) gibi…

Murat Başeskioğlu’nun, 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24. dönem milletvekillikleri ile..

Salih Kapusuz’un, 19., 20., 22., 23., 24., dönem milletvekillikleri ile..

Cemil Çiçek’in, 18., 20., 21., 22., 23., 24., 26. dönem milletvekillikleri ile..

Deniz Baykal’ın, 15., 16., 18., 19., 20., 22., 23., 24., 25., 26. dönem milletvekillikleri ile..

Değişmez milletvekillikleri gibi…

Kısaca, 26. dönem dahil bu zamana kadar, TBMM’nda görev almış tüm seçilmiş(!) temsilcileri hesapladığımızda, örneğin; (mevcut milletvekili sayısı dikkate alınarak) 550 x 26= 14.300 kişi, aslında;

Kaç kişi?

Kaç aile?

Kaç sülale?

* *

Bir de bundan sonra; AK Parti Milletvekili Mehmet Metiner’in, ‘bakan ve vekil yakınlarının torpille devlet kadrolarına atandığı’ yolundaki iddialar üzerine, “Cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ‘akrabalarını koru kolla‘ ayeti okunur” diyerek ve

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl Suresi 90. Ayet),

buyuran ayeti kaynak göstererek, kendisini savunmasındaki gibi, sadece ayetlere uygun şekilde ve öğütlere göre görevlendirmelerin yapıldığını mı düşünmek gerek…!

“Allahım, içimizdeki “düşman” dışımızdakinden daha tehlikeli. Dünya ahvali böyle iken, bölgemiz kan gölüne dönmüşken, içeride bir de bu geri zekalı, ahmak, hain, alçak hainlerden.., bizi  cahil, zalim, fasık, kafir ve münafıkların şerrinden koru. ”(A.Dilipak)

Amin…

CEVAP VER