Mustafa Solmaz yazdı: Türkiye’deki dini yapıların özellikleri

2

Daha önceki iki yazımda siz değerli okurlarımla ‘Türkiye’de Dini Grupların Zemini’ ve ‘Cemaat Nasıl FETÖ oldu: FETÖ’nün Ayırıcı Özellikleri’ konularındaki görüşlerimi paylaşmıştım. Bu yazımda ise sizlere Türkiye’de varlığını devam ettiren dini grupların genel özellik ve karakteristiklerinden bahsetmeye çalışacağım. Bu yazılarımı okuduğunuzda göreceksiniz ki, dini gruplar Türk Sosyo-Politik zeminini çok iyi okuyarak kendi varlıklarını bu zemin üzerine bina etmekte ve varlıklarını koruyabilmektedir. Nitekim FETÖ’nün yıllardır kendini meşru gösterebilmesi hemen hemen bu özelliklere bağlıdır.

1. KARİZMATİK LİDER ETRAFINDA ŞEKİLLENME

Karizmatik lidere sahip olmak en başta gelen özelliktir. Zira kendini dinletebilen ve etrafında toplanılan bir lider bir de olağanüstü hikâyelerle kendini anlatırsa artık grup o lidere koşulsuz bağlanır. Grup üyeleri de liderini yüceltme ve onu hatasız kabul etmeye başlar. Grubu ayakta tutmak için karizmatik liderin talimatıyla kurumsallaşma, şirketleşme başlatılır. Karizmatik lidere çeşitli unvanlar (seyyid, kutup, kanaat önderi, hocaefendi vs.) verilmeye başlanır. Ancak lider kendini tevazulu göstermek için sanki buna karşı çıkıyormuş gibi davranır. Oysa etrafında kendine böyle hitap edenlere hiç kızmaz. Teorik planda grup üyelerinin hepsi eşit kabul edilir. Oysa aslında öyle değildir. Hatta lidere yakın olanlar daha da eşit kabul edilir! Öyle ki onlara yaklaşmak dahi bir çeşit üstünlüktür.

2. EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT’E BAĞLILIK VURGUSU

Söylem daima bu yöndendir. Hatta grup sadece kendini ehl-i sünnet’e bağlı görmeye ve diğerlerini Şia, Şia’ya yakın, Vehhabi vs. diye ötekileştirmeye başlar. Ehl-i Sünnet tekelciliği başlar. Hatasız kul olmaz ilkesinin lider için esnetilmesi. Meşrulaştırma; Hocanın, Efendinin Kuran ve Sünnet Dışında hareketinin olmadığı. Pratikte batıni bir konumlandırma biçimi. Ehl-i Sünnet vurgusu konjonktürel, siyasi şartlara göre esnetilebiliyor.

Diyalog söylemi; çıkış yolu

ÖRNEK: Gülenizm:  1. aşama: Oluşum/Kuluçka Dönemi: Risalelerle Bâtıni-Tasavvufi Söylem

2. aşama: Ulusal Ölçek: Ehli Sünnet söylemi

3. aşama: Dış ittifak arayışları: Diyalog söylemi

3. DEVLETLE ÇATIŞMAMA

Bazı yapılanmaların söylemi iktidar ya da devleti kötüleme veya mevcut yönetim şeklinin İslam’a aykırı olduğunu söyleme şeklindedir. Bazıları –ki özellikle- ayakta kalmak ve varlığı sürdürmek isteyen yapıların genelde devleti ve mevcut iktidarı kutsadığı ve her fiiline onay verdiği görülür. Kendi içlerindeki farklılıkları devlete karşı yansıtmazlar. Devleti yüceltip överler ve makam sahiplerine yakınlık gösterirler. Toplumsal tepkiden de çekindikleri zaman kısmi bir sorgulamayla işi geçiştirmeye çalışırlar. İktidarlar değişse dahi bu yapılar sırf varlığını sürdürmek için iktidara yakın söylem geliştirir ve ona göre kendilerine rol belirlerler. Tek amaçları ayakta kalabilmektir. İktidarla aralarında pragmatist ilişki yani çıkara dayalı ilişkiler kurmayı amaçlarlar.

4. MERKEZ SAĞ İKTİDARLARI DESTEKLEME

Dini grup yapılanmalarının çoğu Türkiye’nin dini-sosyal zeminini iyi okuduklarından genelde dini söylemi yoğun olan partileri daha çok destekleme eğilimi gösterirler. Çünkü bilirler ki dini söylem her zaman artı bir avantaj sağlamaktadır. Ancak sağ iktidarı desteklemeleri bazen gerçekçi olduğu gibi bazen de yine çıkar ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede elbette sağ söylem ve onu desteklemek toplumsal olarak karşılığı olan bir olgudur. Özellikle dini eğitim veren okullara, Kuran kurslarına ve dini kurumlara yönelme ve bu sayede hem kendine eleman kazanma hem de mevcut birikimleri koruma amacı gütmektedirler. Sağ iktidarlar bu tür yapılardan çoğu zaman oy beklentisi içinde oldukları için kurumsallaşmalarına ses çıkarmamaktadır. Karşılıklı çıkar ilişkisi kurmak ise bir zaman sonra devlet ve millet için telafisi zor sonuçlar doğurabilir.

5. MİLLİ GÖRÜŞ’E DESTEK VERMEME

Az önce bahsettiğim sağ iktidarları destekleme ile Milli Görüş’ü desteklememe çelişki gibi görünebilir. Oysa bu noktada cemaat-tarikat arasındaki farklılık göze çarpar. Milli Görüş hareketinin temelinde rahmetli Erbakan’ın Nakşibendi olmasından kaynaklı bir tarikat kökeni vardır. Bu sebeple tarikattan cemaate evrilen yapılar genelde bu hareketi ya desteklemezler ya da susarlar. Nitekim Milli Görüş de genelde tarikat kökenli yapılarla toplumsal bir dönüşüme önem vermektedir. Tarikatlarla kısmi ilişki kurulmaktadır. Zaman zaman ittifak yapma, koşulsuz destek verme ve ilkeli tutumlar da görülmektedir.

6. TEDRİCİ YÖNTEM

Dini gruplar toplumu hemen değil zamanla dönüştürmeyi hedefler. Onların temelinde devrimci değil tedrici bir yöntemle dönüşüm yapma amacı vardır. Halk kitlesini eğiterek zamanla daha üst kesime ulaşmayı hedeflerler. Bu sırada çeşitli organizasyon, tören, kutlama vs. yaparak tüm toplumun dikkatini üzerlerine çekmeyi ve kendilerinde ilgi uyandırmayı hedeflerler.

7. HEDEFLERİNİ EĞİTİMLE GERÇEKLEŞTİRME

Hemen her grup ya da yapı için genç ve eğitimsiz kesim ilgi alanıdır. Onlar hedeflerini bu kesimi kendi ideolojilerince eğitip öğretilerini yaymakta ve diğer kesimlere daha rahat ulaşmayı sağlamaktadır. Kendilerinin verdikleri eğitimi daha kaliteli ve doğru görmektedirler. Haftalık sohbet ya da konferanslar vererek kendilerini anlatma imkânı bulmaktadırlar. Eğitimci camiasından çok sayıda mensupları bulunmaktadır. Bu mensuplar öğrencilerle yakın ilişki kurarak kendileri üzerinden cemaat ya da gruplarıyla öğrencileri hem dem etmektedirler.

8. BİRBİRLERİYLE İLETİŞİMDE OLMAMA

Toplumsal grupların çoğu diğer cemaat ya da gruplarla iletişimde olmamayı, daha çok karşı tarafı eleştirerek kendilerine meşruiyet kazandırmayı amaçlarlar. Birbirlerine eleştirel tarzda yaklaşırlar, ancak genelde bu olumsuz eleştiri şeklindedir. Sonradan Müslüman olan birinin söylediği şu söz gerçekten içler acısı olmakla birlikte aslında toplumsal bir gerçeği de yansıtmaktadır; ‘Bana herkes kendi Müslümanlığını anlattı.’

9. ÖZELEŞTİRİ YAPMAMALARI

Şu bir gerçektir ki hiçbir cemaat, yapı, grup vs. kendisini asla eleştirmemekte ve kendisini en doğru kabul etmektedir. Toplumsal hayatta bu hemen hemen herkesin karşısına çıkmıştır. Oysa grup üyelerine sorulsa kendi içlerinde eleştirdiklerini söylemektedir. Yani eleştiri sadece teoride var. Zaten hiçbir yoğurt satıcısı da ‘yoğurdum ekşi’ demez.

10. MENSUPLARINA ZİHİNSEL SINIRLAMA GETİRME EĞİLİMİ

Tüm yapı ve grupların kendilerine ait yazılı, görsel metin ya da medyası vardır. Mensuplarına bunların takip edilmesini şiddetle tavsiye etmekle birlikte diğer yayınları ‘sakıncalı’ olarak kabul etmektedirler. Bazı kitapları okuma/okumama eğilimi her yapı içerisinde hissedilmektedir. Sadece kendi yayınlarının takip edilmesi onlar için büyük bir övünç kaynağıdır.

11. GİZLİ GRUP DAYANIŞMASI

Kendi içlerinde kendilerine mensup olanları kayırma eğilimi vardır. Bu kayırma sadece grup içerisinde yer alan bir tüccarın marketinden alışveriş yapma şeklinde olabileceği gibi üst düzey yöneticilerin iş vb. hususlarda sadece kendi üyelerine referans olma noktasına kadar varabilmektedir.

12. KURUMSAL YAPILARA YÖNELME

Her grup kalıcı olmak için kurumsal yapılara ihtiyaç duymaktadır. Bunlar; gıda alanından medya alanına kadar birçok sektörde olabilmektedir. Ancak kalıcı olmak için genelde ticari amaç güdülmekte ve gelir kaynağı sağlama ihtiyacı hissedilmektedir.

13. SİYASETE SÖYLEM OLARAK MESAFELİ DURMA

Hangi gruba sorarsanız sorun hepsi siyasete mesafeli durduklarını ve esas amaçlarının insanlara doğruyu anlatmak olduğunu savunur. Elbette bu sadece bir söylem olarak kalmaktadır. Oysa seçim zamanı geldiğinde gruplar birbiri ardınca uzun metinlerle neden ve hangi amaçla falan partiyi desteklediklerini kamuoyuna ilan etmektedir. Söylemde siyasete mesafeliler, ama iş karşılıklı menfaate gelince ‘ama, fakat, lakin, oysa’ ile başlayan cümleler yoğun şekilde bir şeyleri topluma kendince anlatabilmek, grup üyelerini yatıştırabilmek için kullanılmaktadır. Söyleme rağmen her grup siyasetten beslenme eğilimindedir.

14. SEKÜLERLEŞME SÜRECİNE GİRME

Dini yapılar sosyal hayatın parçası oldukları için bu kaçınılmazdır. Zira her gün gelişen ve değişen bir toplumda bir yapının ilk günkü olduğu gibi ayakta kalması zordur. Kendini ayakta tutabilmek için söylem değişikliği, zorunlu tavizler mutlaka olmaktadır. Hiçbir yapı bilerek kendini yok etmez. Mevcut şartlara ayak uydurmak için elinden gelen gayreti olduğunca sarf ederler. Bunun sonucunda büyük ihtimalle toplumdan artı bir bakış açısı kazanırlar.

NOT: Dini gruplarla ilgili Mehmet Ali Büyükkara’nın ‘Çağdaş İslami Akımlar’ kitabı ayrıntılı bilgi kaynağıdır. Bu yazımı yazma sürecinde kendi birikimlerinden faydalandığım değerli hocam Yrd. Doç. Dr. Abdullah İnce’ye teşekkür ederim.

2 YORUMLAR

  1. Türkiyede halkın dindar müslüman olarak kalmasını sağlayan, bunun için uğraş veren gruplardan uzaylı gizli örgütlerden bahsettiğim eder gibi yazı yazmak neye hizmettir? Toplumun dini dayanışma mekanizmalarını zaafa uğratmak içn çalışan kalem erbabı hangi maksada hizmet eder?

CEVAP VER