Aynı gemide miyiz?

0
Adelina Sfishta
1987 yılında Kosova-Podujeva'da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV'de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.

Reza Zarrap’ın Amerika’daki mahkemesinin seyrine bağlı olarak, Türkiye toplumunda “gemi” meselesi tartışılmaya başlandı. “Aynı gemideyiz” – “ayrı gemilerdeyiz” diye iki ayrı görüş var.

Baktığınız noktaya bağlı olarak iki görüş de doğru esasen. Ama bu kavramları kullananların “sabıkalarına” ve “siyasi yaklaşımlarına” baktığımızda, bu iki kavramın da taraflarca “algı yönetimi” için kullanıldığını hemence görebiliyorsunuz. Yani “niyetler hileli”.

“Aynı gemideyiz” diyenler; sıkışan, hatta bunalan bir iktidarın “feryat-yakarış-dayılanma” arası, esasen “iktidarı çözülmekten” korumayı amaçlayan, propaganda kokan söylemleri dillendiriyorlar. Bu grup ne zaman başı sıkışsa, bütün milleti “aynı gemiye” davet diyor.

“Ayrı gemilerdeyiz” diyenler ise; bir türlü iktidar olamayan, hükümeti ciddi şekilde silkeleyemeyen toplumsal katmanlar ve siyasi partiler. Ayrıca “ciddi projeler ve siyasetler üretememe”nin sıkıntısını “dar alanlarda” yaptıkları çalışmalarla atmaya çalışıyorlar. Bu grup iddialarının sonuna kadar gidememesi ve organize olamaması ile tanınıyor. Biraz da tembeller diyebiliriz.

Türkiye’nin yönetim kaosunun içine düştüğü bu ortamda, gerek iktidar gerekse muhalefet, 5 dakika sonrasını ve 5 metre ötesini görebilecek durumda değil. Görebilselerdi, hata üzerine hata yapmazlar, başarısızlıklar üzerine başarısızlıklara imza atmazlardı.

Düşünsenize; Zarrap 15 gün önce kahraman şimdi hain, Trump iki telefon arası “dostum”, HDP yoldaş, yok yok MHP yoldaş savrulması olur muydu? Çok kısa zamanlar içinde 180 derece farklı söylemleri topluma sunmak zorunda kalan iktidar, gerçekten ciddi bir yönetim problemi yaşıyor demektir. Diğer yandan muhalefetin; “yarı hamile” söylemlerle, “adım atayım mı, atmayayım mı?” ikilemindeki duruşu, ne anlama geldiği kestirilemeyen siyaseti, iktidara nasıl geleceğini bulamayan öngörüsüzlükleri, sürdürülemeyen taktikleri, iktidarın “algı yönetimi” anaforuna kapılmış halleri olur muydu?

Gemi hikayesi de böyle bir atmosferde anlamsız şekilde sürüyor. Ortadan bölünmüş hatta yarılmış toplum, diğerini duymuyor, anlamıyor, umursamıyor.

Türkiye’nin durumu gerçekten felaket. Halkın enflasyonu varmış %30’lara, işsizlik zirvelerde, gırtlağa kadar borç, özel sektör bataklarda, uluslararası ilişkiler yerlerde sürünüyor, dünyada ve İslam aleminde yapayalnız kalmışız. Balkanları, Kafkasları, Orta Doğuyu, Mısırı kaybetmişiz, ülke hapishaneye dönmüş, ABD ve AB adam yerine koymuyor, küresel hiç bir planın içinde, figüran olarak bile, değiliz, 23 yaşında bir İranlı Azerinin peşine takılarak BM ve ABD ambargolarını delme pervasızlığını göze almışız, uluslararası işbirliği yerine anlamsız bir kavgayı seçmişiz, gemi su almış çoktan, hatta batmak üzere, gemiyi kayalara doğru süren kaptan, “bana katılın hepsini mahvedelim” diye herkesi geminin üst güvertesinde toplanmaya çağırıyor. Halbuki bir müddet sonra üst güverte de sulara gömülecek.

Doğru “hepimiz aynı gemideyiz”, ama “batmak üzere olan bir gemideyiz”.

Sadece Türkiye’de yaşayanlar “aynı gemide” değil. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Uygur diyarı, Rusya’daki Müslümanlar ve Türkler, bütün İslam Alemi “aynı gemideyiz”. Ama gemi battı batacak. İçiniz sızlamıyor mu? Balkanlar’ın, Kafkaslar’ın, Orta Asya’nın, İslam Alemi’nin, Rusya ve Çin’de esaret altındaki müslümanların, Arakan’ın, Filistin’in batmamak için birer birer gemiden atılışını seyretmeye hala doyamadınız mı? Gemi mi kurtarılmaya çalışılıyor millet mi?

Elimizde sadece Anadolu kaldı, o da battı batacak, kaptan herkesi üst güverteye çağırıyor. İnmeyin, başka gemiye binmeyin, size “vatan haini” derim diyor. Traji-komik vaziyete bakın.

Bırakın bu milletin “insanlık alemi” için yapmak zorunda olduklarını, sadece bu mazlumlar için Türkiye’nin birşeyler yapma imkanı kaldı mı? Ne gemisi Allahınız aşkına, ortada bir tane Karadeniz yapımı “taka” kalmış. Kaç kişi alabilir ki zaten. Hadi diyelim herkes binmek istesin aynı gemiye, alacaklar mı?

Ayrıca daha önce de gemiye davet ettin ve bu millet gemiye bindi. Oyun bozanlığı kim etti, ihtiyaç kalmayınca milleti birer birer gemiden kim attı?

Davet edildiğimiz gemide kimler var mesela? Başka görüşte olanlar var mı bu gemide? Davet ne zamana kadar geçerli, iş bitince yine atılacak mıyız, atılmayacak mıyız? Gül var mı?, Davutoğlu var mı?, başka atılanlar var mı bu gemide?

Davet edildiğimiz bu gemi; Balkanlar’ı, Kafkaslar’ı, İslam Alemi’ni, Filistin’i, Rusya ve Çin’de esaret altındaki mazlumları, Arakan’ı, İnsanlığı alabilecek mi? Taşıyabilecek mi?

Derdimiz sadece “takan” değil ki. Mazlumların ümidi güzel millet nerede?

Keşke işler dediğin kadar kolay olsaydı be kaptan, tereddütsüz atlardık gemiye.             Hem vallahi, hem billahi.

“Ayrı gemiye” binmek mi? Bunu teklif edenlerden hiç ümidimiz yok ki!

Velhasıl çaresiziz. İki gemiye de binmesek, bir çare düşünsek, bir ümit bulabilsek, rahmetlileri mi kaldırsak mezardan? Erbakan Hoca gibi, Türkeş bey gibi dağ gibi sağlamları imdada mı çağırsak?

Ne yapsak?

CEVAP VER