Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (14)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

XIV

İzmir

Alkol yasağının bu şekilde gelmiş olması bize gösteriyor ki; süreç içinde, her birey için değişken sınırlamaları olan bir kısıtlamadır alkol yasağı. Bugün de alkol herkes için yasak değildir bence‘

Ahizenin öbür ucundaki ses Topraksu’ya aitti.

Selim: -‘ Topraksu , eveeet hatırladım.

Nereden buldun telefon numaramızı?

Ah, evet tabii internet çağındayız. Herşey kolaylıkla bulunuyor.

Bir biz alışamadık bu interenete’.

Topraksu: -‘Orada mısınız diye sormak istemiştim. Gün batımını ve lezzetli yemeklerinizi tekrar tatmak istiyorum da.

Ama bunu dememe fırsat bırakmadan sizi çağırdılar telefona. Sizi de rahatsız etmiş oldum’.

Selim: -‘Rahatsızlık ne demek. Biz memnun oluruz. İstersen geçen geldiğinde oturduğun masayı bekleteyim senin için?’

Topraksu: -‘ aaa, evet. Çok teşekkür ederim.

Görüşmek üzere. Tschüsss’.

Selim, tekrar terasa döndüğünde, onu, elleri cebinde kıyı taşının önünde, güneşin denizi kızıllaştırışını izlerken buldu.

Rahatsız etmeden, manzarayla ilgili söze girdi:

-‘Çok güzel bir manzara değil mi?

Güneşin kızıllığının mavi denize değmesine ramak kaldığı anı izlemek. Sanki birleştiklerinde lila renk oluşacak gibi sanıyor insan ama tabi ki deniz mavi değil’.

Ahmet: -‘ Evet, kaç yıl aradan sonra bu manzarayı ilk defa izliyorum. Çok özlediğim zamanlarda internetten resimlere bakardım. Ama şimdi esen meltemi, denizin kokusunu duya duya izlemek muhteşem’.

Ben bu şehirde doğup büyümedim, buraya üniversite eğitimi için geldim ve bu şehre öyle alışmıştım ki, gidince anladım buranın değerini, güzelliğini.

Bu şehirde doğup, büyüyen insanların hissettikleri tabii ki çok daha derin ve kuvvetlidir.

Bu şehri hissedip, yaşayıp da, başka ülkelere giden insanlar ne kadar zorluk çekiyordur.

Yılın üç yüz günü güneşli olan, doğunun en batısı, batının en doğusu olan bir şehir’.

Selim: -‘ Evet kesinlikle haklısın. Buradan ayrılıp, başka yere gitmeyi düşünemiyorum bile.

Çaylarımızı şu köşedeki masada içsek olur mu ?

Buraya gelip, yemek yiyen bir misafirimiz vardı, yeni tanışmıştık. Arayan oymuş, bu masada yemek yiyerek, manzarayı izlemek istiyor tekrar’.

Ahmet: -‘Tabii ki, ne demek. Benim için önemli olan sizinle yaptığımız sohbet.

Önemli biri galiba bu kişi?’

Selim: -‘ Daha yeni tanıştık.

O da sizin gibi Almanya’dan İzmir’e gezmeye gelmiş. Bir sömester burada okumak istiyormuş. Burayı, üniversiteyi, fakülteyi görmek istemiş, sanıyorum ona göre karar verecek’.

Köşedeki masaya sandalyeleri çekip oturduklarında, Ahmet soru sormak isteyen çocukların heyecanı içindeydi tekrar. Yeni tanıştığı bu sıradışı kişinin fikirlerini, hayatında yaşadıklarını daha fazla öğrenmek istiyordu.

Hayatla ilgili, zihinlerde oluşan soruları cevaplamış bir bilgeyi, dini ve felsefi konulardaki derin fikirleriyle bir ermişi, biliminsanını; kendi tarzında yaptığı yemeklerle çok usta bir aşçıyı sergileyen bu kişi kimdi?.

Fikirleriyle, düşünce tarzını ve hacmini genişletiyor, tarzıyla da ona dinginliğin huzurunu yaşatıyordu.

Askerliğini İzmir’e gelip tekrar erteletme sorunu da olduğu için, aklına ilk gelen bu olmuştu.

Acaba Selim Usta da ertelemeyi en sonuna kadar mı kullanmıştı diye düşündü.

-‘ Askerlik erteleme sorunum var, o işimi de halletmem gerekiyor.

Siz askerliğinizi yapmışsınızdır tabii. Bilmiyorum belki size saçma gelecek, insanlar neden bu konuda mecbur bırakılır ki?’

Bu soru, Selim’in gülümsemesine sebep oldu.

Selim: -‘ Bu yaşda askerliği ertelemiyorlar.

Senin için öyle belki ama Türkiye’de birçok genç askere gidince olgunlaşıyor. Eğer gitmeyip olgunlaşmazlarsa da, kırk elli yaşına gelmiş çocuk gibi hayatlarını devam ettiriyorlar. Böyle örnekleri hem burada hem başka ülkelerde görürsün.

Ben üniversite eğitimini bitirdikten sonra gittim askere.

Üç aylık komando eğitiminden sonra doğuya gittim. Terörün başlayıp, hızlandığı bir dönemdi.

Kürt ve Türk vatandaşların kardeşliğinin bozulduğu, kardeşin kardeşi öldürdüğü zamanlardı.

Ben o zaman, kökenimin Mardin olduğunu bilmiyordum ve bazı yanlışları da yaptığım bir dönemdi.

Zor günlerdi…

Açlık, susuzluk ve sürekli tehlike stresi altında geçen günler…

Uykusuzluk, yorgunluk, açlık, susuzluk ve günde yirmi kilometreye yakın yürüyüş…

Her an ölümle burun buruna kalmak…

Ölüm korkusu değildi tedirgin eden, geride kalacak olan anne, abla…

Yanında vurulup, elini ayağını kaybeden ve sana baka baka ölen arkadaşlar…

Temizliği unutmak, yürümek yürümek ve sonunda ayaklarını hissedememek…

Açlığı en uçda yaşayıp, burnunu kapatarak yemek zorunda olunan canlılar…

Botunu çıkardığında insanın kendisinin bile midesini bulandıran kokmuş balık kokusu…

Normal insanın her gün yaşadığı hayatı, senin lüks hayat olarak hayalini kurman…’

Ahmet pişman olmuştu bu sorunun aklına gelmesine. Ama bilemezdi.

Üniversite eğitimi alan birisinin askerliğinin de rahat olacağını düşündüğü için rahattı.

Selim Usta’nın komando olarak askerlik yaptığını bilemezdi. Yaşananların izleri cümlelere, kelimelere yansımıştı.

Ahmet de bunu hissettiği için rahatsız olmuştu. Ne diyeceğini bilemedi.

Rahatsızlık veren sessizlik; ince, hoş, tatlı ses tonuyla birleşen iki kelimeyle bozuldu.

-‘ İyi akşamlaaaarrrrr…’

Topraksu’nun selamı bütün havayı değiştirmişti.

Sadece kendisi olumlu enerji vermiyor, ses tonu da aynı enerjiyi yayıyordu.

Yüzündeki gülümsemeyle ses tonu bütünleşmişti.

-‘Siz aslında en güzel masaya oturmuşsunuz. Ben de sandım ki geçen geldiğim masa en güzeliydi. Ben bu açıdan bakmamıştım.

Hani ilk geldiğiniz ortamda sadece oturduğunuz masayı algılarsınız ya, öyle yani’ dedi gülerek.

Selim: ‘Evet, zaten bakış açısı hayatın her alanında olan ve insanı yanıltan bir gerçekliktir’.

Köşedeki masa, restoranın iki cephesini de görüyordu. Denize dik olan alçak duvarın öbür tarafındaki zeytinağaçları, denizin maviliğini daha da ortaya çıkarıyordu.

Selim: -‘ Sen de bize katılmak istersen, memnun oluruz. Biz senin masanı boş bırakmak için bu masaya geçmiştik.

Ahmet’le yeteri kadar tatsız konuları konuştuk, senin gelmen bize de neşe getirdi. Kendi adıma teşekkür ederim.

Topraksu: -‘Eğer rahatsız etmezsem, tabii ki seve seve. Ben zaten sizinle yaptığımız sohbeti özlemiştim.

Bilmiyorum böldüm mü konuşmanızı?’

Selim: -‘Yok, biz de zaten sona gelmiştik.

Tanıştırayım.

Ahmet.

Senin gibi Almanya’dan gelmiş, Frankfurt Üniversitesinde İlahiyat alanında doktora yapıyor.

Biz de, seninle olduğu gibi daha yeni tanıştık.

Bir arkadaşı daha vardı ama o bugün gelmedi’.

Topraksu, sempatik kişiliğiyle memnuniyetini belirtip hemen söze girdi:

-‘Topraksu ben.

Almanya’da yaşıyorum, sanırım Selim Usta söylemiştir.

-‘Ahmet Özcan, memnun oldum’.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

CEVAP VER