Kendini Kurtaran Adam – Kendini Kurtaran Adamın Oğlu

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

1982 tarihli bilim kurgu bir filmimiz vardı: Dünyayı Kurtaran Adam. Başrolünde Cüneyt Arkın oynamıştı. İlk Türk uzay pilotunun uzaydaki hikayesini anlatır. Bilinmeyen bir gezegenden dünyaya saldırma planını öğrenirler ve bunu engellerler.

Bu filmin yapımından yirmi dört yıl sonra, yani 2006 yılında, filmin tekrarı olarak ikinci bir film çekildi: Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu.

Bu iki filmde de dünyayı kurtarmanın önemi vurgulanıyordu. Dünyayı kurtarmayla kahramanlaşan karakterler.

Belki o zamanlar hayat çok sıradandı, olağan seyrinde ilerliyordu ve sıradışı olanın uzaydan gelebilecek tehlike olduğu düşünüldüğü için bu oluğanüstülüğün üzerine gidildi. Uzaydan gelecek tehlikeyi önlemek insanları etkiliyordu çünkü.

Tehlike artık uzaydan beklenmiyor.

Tehlike artık dünyada ve insanların arasında.

Kavram kargaşası yaşanan bir dünyada yaşıyoruz. Teknolojideki hızlı değişimler, sosyal bilimlerdeki eskimişlik, hukuktaki yavaşlık ve çaresizlik, insanların adeta robot haline gelmeleri ile eskiden beri varolan şeyler artık devasa sorunlar oldu.

Her ülkede popülizmin arttığından bahsediliyor. Popülist politikalar eskiden beri zaten vardı. Popülizm de eskiden beri yöneticilerin kullandığı bir yönetim stratejisiydi.

Şiddet eskiden de vardı, bugün de var.

Kadınların ve çocukların toplumda haksızlığa, şiddete maruz kalmaları eskiden de vardı, şimdi de var.

Belki bu kadar fazla haberdar olmuyorduk.

Ama bugün yaşadığımız; yanlışların doğruların şekil değiştirmesi. İnsanları kandırmanın da algı yönetimi haline gelmesi.

Buna ilaveten de Akl-ı selim’in, doğru düşünmenin azalması ve değerler sorunu probleminin artması.

Eskiden dinlerin gücü ile toplum şekillenir ve değerler yaşanırdı.

Bugün geldiğimiz noktada, ortada ne din var ne de dinin pozitif etkisi. İşin en kötüsü de dinlerin içi boşaltıldı ve dinlerden bile kaçar oldu insanlık.

Oluşan bu boşluk teknolojinin hızıyla dolarken, insanın sosyal yönü sıfırlandı. Toplumları yönetmenin olmazsa olmazı HUKUK, yanlışlıkların doğrulatıldığı oyuncak haline geldi.

İslam’da bir hüküm vardır: Kısasa kısas.

Kısasa kısas; bir suçlunun yaptığı işe karşılık o kişiye aynı cinsten cezalandırma verme diye özetleyebiliriz.

Bir şahıs birini öldürmüşse, o kişinin öldürülmesi ya da kan parası diyeti yaptırımı.

Kısasa kısası uygulayan da Devlet’tir.

Toplumda keyfi uygulamalar olmasın diye bu hükmün uygulanması devlet dediğimiz büyük yapıya ait kılınmıştır. %99’u müslüman olan bir ülkedeki insanlar da bu hükmü böyle bilirler. Aksi takdirde toplumda keyfilik, şahsi cezalandırmalar, infial ve terör başlar.

Ama ne ilginçtir ki; iki gündür ülkemizde tartışılan konu ise KHK ile ortaya çıkan cezai sorumluluğun ortadan kalkması.

‘Kızım Fatıma hısızlık yapsa, onun elinin kesilmesini hükmederdim’ diyen bir Peygamber’e inandığını söyleyen insanlar, bugün cezaların ortadan kaldırılmasından bahsediyorlar ve bununla ilgili hukuk maddesi oluşturuyorlar.

Gerçekten dinleyip, okuyor muyuz acaba?

Dinleyip okuduklarımızı akıl süzgecinden geçiriyor muyuz acaba?

Kırmızı ışıkta telefonuyla meşgul olurken ışığın yeşil olduğunu farketmeyen sürücüler yığınıyla beraber aynı toplumda yaşıyoruz.

Diğer odada oturan eşinden birşey istemek için sosyal medyayı kullanan insanlarla beraber aynı toplumda yaşıyoruz.

Güçlü olduğu için haklı olduğunu zanneden ABD derken, aynı uygulamayı yapmaya kalkışan politikacılarla aynı toplumda yaşıyoruz.

Doğal yaşama derdinde olan insanların horlandığı ve dışlandığı bir toplumda yaşıyoruz.

Sürekli eleştirdikleri insanların yaptıklarının aynısını yapan ve bunu da dindarlık adına yapan bir yığınla beraber ve dindar biri kalarak aynı toplumda yaşamaya çalışıyoruz.

İnsanın delirmemesi işten bile değil. Bir çıkış olmalı. Belki de eskiden olduğu gibi, filmlerle insanları aydınlatmak….

Ben buradan film yapımcılarına ve sinema sektörüne sesleniyorum.

Seslenişimi de ‘eyyy’ diyerek değil, kendi tarzımda yapıyorum:

Film sektörünün SAYIN YAPIMCILARI, SENARYO YAZARLARI…

Sizleri, ‘Kendini Kurtaran Adam’ isimli film yapmaya davet ediyorum.

Doğru düşünebilen, normal akli melekelerini kullanabilen, anormal toplumda normal yaşamaya çalışan, kısaca insanca yaşamaya çaba sarfeden ve böylece kendini kurtaran bir kişinin filmini yapın. Ve nesilden nesile nasıl aktarıldığını da anlatmak için bir süre sonra da  ‘Kendini Kurtaran Adamın Kendini Kurtaran Oğlu’nun…

İnanın bu iki filme çok ihtiyacımız var.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

CEVAP VER