Ne öpücük ne makas

0

Fransız aktris Catherine Deneuve, geçtiğimiz günlerde Hollywood’da tacizci erkekleri afişe eden MeeToo (BenDe) kampanyasının ‘cadı avına’ dönüştüğü, oysa erkeklerin ‘kadınlara asılma özgürlüğü’ olduğunu savunan açık bir mektup yayımladı.

Efsane aktris Catherine Deneuve önderliğinde 100 tanınmış kadın Le Monde gazetesinde tacizci erkekleri afişe eden BenDe kampanyasının ‘cadı avına’ dönüştüğünü savunan bir açık mektup yayımladı.

Bildiğiniz gibi Hollywood’un ünlü film yapımcısı Harvey Weinstein’in çalışmış olduğu kadınlara düzenli olarak uyguladığı cinsel saldırıları ve kurbanları susturma operasyonlarını ortaya çıkarmak için başlatılan kampanya daha pek çok ünlü erkeğin cinsel taciz saldırılarının da ortaya çıkmasını sağlamış, aralarında Angelina Joli ve Gwyneth Platrow’un da olduğu pek çok ünlü kadından destek almıştı.

Ancak Le Monde gazetesinde yayımlanan ve 100 kadının imzaladığı mektupla bu hareketin artık aşırılığa kaçtığı iddia edildi. ‘Kadınların bu konuda özgürce konuşmalarını sağlamak için başlayan hareket bugün tam tersine dönüşmüştür. İnsanları siyaseten doğrucu konuşmaları için taciz ediyoruz, hizaya girmeyenleri bağırıp susturuyoruz, yeni gerçekliklere aklı yatmayan kadınlara işbirlikçi ve hain muamelesi yapıyoruz’ denilerek şu itiraz dile getirildi.

‘Tecavüz bir suçtur ancak birini ısrarla ya da sakarlıkla baştan çıkarmaya çalışmak suç değildir. Güçlerini istismar eden bazı erkeklerin bu hareketine karşı kamuoyu önünde konuşmak meşru ve gerekli olsa da şikâyetler kontrolden çıkıyor. Tüm yaptıkları bir dize dokunmak ya da bir öpücük çalmaya çalışmak olsa da erkekler toplu halde cezalandırılıyor, işlerinden kovuluyor.’

BenDe kampanyasının cinsel özgürlük düşmanlarının ekmeğine yağ süren bir hâl aldığını, erkek ve cinsellik nefretini körükleyen bir duruma büründüğünü, kadınları gücün önünde eğilen bireyler statüsüne indirgediğini iddia eden Catherine Deneuve ve arkadaşlarının yaptığı açıklamalara kısmen katılıyorum.

Özgürlük savunuculuğuna soyunmuşken kurunun yanında yaşın yanması elbette üzüntü verici. Olayı cinsiyetçi bir faşizme büründürmek tabii ki doğru değil. Ancak; ne bir erkeğin bir başka kadına, ne de bir kadının bir erkeğe ısrarla, rahatsız edecek bir biçimde yaklaşamayacağının da altını çizmek istiyorum. Kimse karşı tarafın onayı olmadan kimsenin ne dizine dokunabilir ne küçük bir öpücük alabilir. Bu asla normal kabul edilemez.

Cinsel özgürlük denilen şey muhatap alınan kişinin kişisel alanına izinsiz olarak girildiği anda biter, bitmelidir.

BenDe kampanyası sayesinde kanıtlanmış bir gerçek var ki o da şudur. Karşımıza aşılmaz bir kaya gibi dayatılmış olan erkek egemen dünyada yaşadıkları taciz ve cinsel saldırıları şimdiye kadar sineye çeken, bir nedenle susan, korkan kadınların artık bu gidişata hayır demesine kimse dur diyemeyecektir.

Hollywood camiasının dolayısıyla tüm dünya erkeklerinin artık eskisi gibi ellerine geçirmiş oldukları güçle kadınlara baş eğdiremeyeceklerini öğrenmiş olmalarını o kadar çok isterim ki. Amerikalı kadınların birleşerek meydana getirdikleri bu güçlü duruşun ülkemiz kadınlarına da sirayet etmesini dilerim. Kendi rızası ve arzusu olmadan tek bir kadından dahi ne bir öpücük ne de yanağından makas alınmaması tek ümidimdir. Özgürlükse özgürlük budur.

Catherine Deneuve ve arkadaşları kopan kıyameti kadınların acılarını bunca yıl içlerinde gizli saklı yaşamasına versin. Ve biraz olsun hemcinslerini mazur görsün. Bu derece empati beni kasıyor. ‘Anne ben feminist oldum!’ Diye slogan atma hissi uyandırıyor.

ArifV216

Ben de bu hafta sonu yönetmenliğini Kıvanç Baruönü’ nün yaptığı senaryosunu Cem Yılmaz’ ın senarist Yiğit Güralp’ ten yardım alarak yazdığı merakla beklenen Arif V216 filmini izledim. Hınca hınç dolu olan salonda büyük bir heyecan ve beklenti içinde yerimi aldım.

Başladığı andan itibaren sıcacık bir Yeşilçam filmi izler gibi hissettiğim film boyunca eski filmlerdeki o samimiyet ve naturellik havayı bir bulut gibi sarıyordu. Oyuncuların performanslarına söylenecek söz yok, özellikle Farah Zeynep Abdullah’ın süper starımız Ajda Pekkan’a hayat verirken seslendirdiği parçalara, sesinin rengine ve Zeki Müren’i canlandıran Çağlar Çorumlu’ya bayıldım diyebilirim. Tam yeri gelmişken kostüm sorumlusu Baran Uğurlu’yu da muhteşem bir iş çıkardığı için tebrik etmeden geçmek istemiyorum.

Görsel efektlerden hikâyesine oradan kurgusuna epey bir emek harcandığı gözlerden kaçmayan filmin içerisine pek çok da mesaj saklanmıştı. Ancak kahkahalarla gülünecek bir komedi filmi bekliyorsanız üzülerek söylemem gerekirse büyük bir hayâl kırıklığı yaşayabilirsiniz. En azından ben öyle oldum. Sanırım salonu dolduran kalabalıkta aynı durumdaydı. Gülümseyebilirsiniz, yüreğinizin bam teline dokunan yanları olabilir ama o kadar.

Cem Yılmaz bu filmi yaparken genç bir izleyici kitlesi olduğunu göz ardı ederek büyükçe de bir risk almış görünüyor. Çünkü genç jenerasyon filmde canlandırılan karakterlerin çoğuna tam olarak vakıf değil bu da istenilen büyüyü yakalamakta güçlük yaşatabilir diye düşündürüyor. Ancak ilk üç gün gişesinin 1 milyon 300 bini aşmış olmasına bakılırsa izleyicisi Cem’i her şekilde destekliyor gibi görünüyor.

Filmin final sahnesinde Arif’in izleyiciye birebir hitap ettiği kısım bana aşırı didaktik gibi gelse de, diğer filmlerinde olduğu gibi dillere pelesenk olacak espriler cımbızla aranıp bulunamasa da filmi genel havası itibariyle beğendim. Benim için ‘Hokkabaz’ ve ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ tan sonra en sevdiğim Cem Yılmaz filmi oldu diyebilirim.

Ancak dün sosyal medyada filmi beğenmediği yönünde açıklama yapan pop müzik sanatçısı Ayça Tekindor’a ‘Ibanını gönder paranı geri göndereyim’ diye sert bir yanıt veren filmin oyuncu kadrosunda yer alan Zafer Algöz’e ise çok şaşırdım. Sonuçta herkes düşüncesini özgürce açıklamakta serbesttir. Yılların tiyatro sanatçısına eleştiriye gösterdiği bu tahâmmülsüz tavır hiç yakışmamış.

Bırakınız işler yapılsın, aramızda konuşalım, eleştirelim, övelim, yerelim. Bu ülke böyle böyle ileriye gidecek. Lütfen azıcık nezâket.

 

 

 

CEVAP VER