Nar Kıssası

0

Hükümdar, hükümet üyeleri ve vezirleri ile, çok sıcak bir yaz gününde seyahate çıkmıştır. Geçtikleri bölgede rengarenk çiçekleri, yeşillikleri ile göz dolduran, gönülleri ferahlandıran bir bahçe ile karşılaşırlar. Bahçede de yazın sıcağını unutturacak serinlikte, içinin kırmızılığı ve lezzeti dışına vurmuş narlara aş erer gibi, imrenirler. 

“Bahçede biraz dinlenebilsek, birer nar yesek, öylece yola devam etsek” diye düşünürlerken; istekleri bahçe sahibine ayan olmuş gibi, o, “Aziz misafirler, bahçemize lütfetseniz, bir dinlenseniz de yolunuza öyle devam etseniz” der. 

Hükümdar ve beraberindeki heyet bahçeye girerler. Bahçenin güzelliği, bahçe sahibinin tabiatına da tesir etmişti. Pek nazik ve pek ince davranıyordu. Kimin yüzüne baksa, ne istediğini hissediyor ve ona göre ikram ve ihsanda bulunuyordu.

Her konuğun önüne temiz bir tabakta nar, bıçak ve mendil sundu. Misafirler narları yemeye başladılar. Narlar o derece lezzetliydi ki; yutmak istemiyorlardı. Yaz sıcağı, yeşil bir bahçe, serinlik veren nar taneleri yudumlandığı sırada; Hükümdar’ın içine kendisine yakışmayacak bir his düşer. 

“Bu bahçe Hükümdara yakışacak bir bahçe. Yazları iki ayımı burada geçirirsem tam dinlenmiş olurum. Bahçe sahibini de filan yerdeki evleri tahsis eder, onu buradan uzaklaştırırım” diye düşünür. 

Kalbi duyguları melekeleri de görüşü gibi büyük bir incelik kazanmış olan bahçe sahibi, Hükümdarın içinden geçenleri okuyormuş gibi duyar ve üzülür. Çünkü; “Kurulan planlar bir zulüm planıdır. Zulme düşen bir Hükümdar payidar olamazdı.”

Ev sahibi buna üzülmüştü. Hükümdar ise bahçe sahibinin kendisini tanıdığının farkında bile değildi. 

İkinci defa nar ikram edilir; Hükümdar taneleri ağzına koyunca, birden bire yüzünü ekşitti, boğulacakmış gibi yutkundu, daraldı ve fena halde sıkıldı. Vücudunun her tarafında zehir yutmuş gibi bir rahatsızlık hissetti. Bahçe sahibine dönerek; “Aynı ağacın meyvesi değil mi bunlar, niye böyle bozulmuş?” diye sordu. Ev sahibi:

“Hayır efendim, bizim narlarda bir bozukluk yoktur. Her halde bozulan sizin kalbinizdir. Hep kendi menfaatlerini düşünen, kendi keyfi ve rahatı için başkalarının zarara uğramasını göze alan kimselerin kalbi bozulur. Kalbi bozulmuş kimseler de, dünyanın en kıymetli nimetlerinden lezzet alamazlar. Yedikleri içtikleri fitil fitil burunlarından gelir. Halbuki hep iyi şeyler düşünen, mes’ud insanlar, her yediklerinden ayrı bir lezzet alır ve ölünceye kadar bahtiyar olurlar” der. 

Mısır’da İsrailoğulları ile yanyana yaşayan kıptilerin başına Firavun taraftarlarının azgınlıkları sebebiyle bir takım felaketler gelmişti. Tufan olmuş, evler sularla dolmuş, çekirge orduları gönderilmiş, bit istilasına maruz kalınmış ve yurtlarına kurbağa akını olmuştu.

Felaketlerin ve dünyevi azapların arka arkaya gelmesindeki hikmet şudur: Felaketler bertaraf olana kadar herkes nizama uygun yaşıyor. Daha sonra ise çok süre geçmeden azgın hallerine dönüyorlardı. Dolayısıyla nankörlük söz konusu oluyordu. “Nankör insan, herkesin istifade etmeye layık olduğu nimetlerden istifadeye layık değildir.”

Bu merhaleden çıkış yolu; Ra’d 11’de kendini gösterir: “Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez.” 

Kıssadan hissemiz; “Ya biz değişeceğiz ya da böyle yaşama devam edeceğiz.”

CEVAP VER