Devrimci Sanatçı

0

Leonard Koren; “sanatın neyi içine alacağından çok neyi dışarıda bırakacağını daha iyi bildiğini” söylüyordu. Bu durum sanatçının kendisi için de geçerlidir. Yaşamında neye yer vermeli, neyi dışarıda tutmalıdır?

Eğer ünlü bir sanatçıysanız; gündemdeki çok mühim bir konu hakkında görüş belirtmeniz beklenebilir. Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık tezahürü gerçekleşeceğinden görüş beyan etmek her türlü reaksiyonu beraberinde getirecektir. Sanatçının görüşünü olumlayan da, olumsuzlayan da olacaktır.

Geçen hafta Hülya Koçyiğit, dün de Ajda Pekkan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan özelinde olumlu cümleler sarf etmesi, Erdoğan muhiplerini sevindirdiği kadar, sevmeyenlerin de taşlamasına neden oldu. Peki olması gereken nedir, bu tür yorumlamalar ne derece basında yer bulmalıdır?

Öncelikle Hülya Koçyiğit’in; “Bu ülkede baskı yok, aksine herkes fazla özgür” sözleriyle ilgili söyleyeceğim iki cümle var. Damat Düzyatan Trt’den yeni bir dizi teklifi mi aldı diye düşünmeden edemiyor insan. Kastı ile herhalde torununun özgürlüğünden dem vuruyor zannımca. Zira bu cümlelerin aynısını bir zamanlar Nazlı Ilıcak da dillendirmişti.

Sanat, dinleyen ve görende estetik bir zevk ve heyecan yaratır. Aynı zamanda gerçekliği sembolik, uylaşımlı ve karşılıksız bir şekilde taklit ve ifade eden eserlerdir. Sanatçı da bu durumları icra edendir. Dolayısıyla sanatçı zaten sanatını icra ederken, görüşünü beyan etmiş oluyor, muvafık ya da muhalif olarak…

Sanatçı; ancak içinde yaşadığı ortamdan aldığı izlenimlerin bir aynası, bir odağıdır.

Sanatçı; yalnız kendi ruhundan değil, bir dönemin bir ulusun toplumsal hayat ve zevklerinden ilham alır ve eserlerini bir toplumsal hali olduğu kadar da doğal çevreyi yansıtır.

Toplumun hislerine tercüman olma hakları da vardır, kendi yüreklerinde hissettikleri beyanı da dile getirmelerinde bir beis yoktur. Bu Mehmet Ali Alabora için de aynıdır, Meltem Cumbul için de, Canan Erçetin için de, Hülya Koçyiğit Ajda Pekkan ve Yavuz Bingöl için de…

Sanatçıların çoğu, yaşadıkları zaman ve toplumda anlaşılamamış ve kendi dönemlerinin genel zevkiyle savaşmak zorunda kalmışlardır.

Kant, Schiller, Schopenhauer, Wagner, Nietzsche şu tezi savunurlar: “Sanatçılar; gelenekleri ve zevkleri değiştirme güç ve imanına sahip olan kimselerdir. Yaşadıkları dönemde uğradıkları tepkiler de, onların toplumlarına ve yaşadıkları döneme aykırı oluşlarındandır.”

Sanatçı da bir dönemin ve belirli bir ulusun insanıdır. Ancak büyük dehalar yani Schopenhauer’in dediği gibi, “Gelecek kuşaklara ve genel olarak insanlığa mal olacak olanlar, çağdaşlarına yabancı kalırlar.”

Özdemir Asaf, “Yuvarlağın Köşeleri” adlı kitabında şöyle der: “Sanatçılar iki bölüktür. Doğasıya’lar… Ölesiye’ler..”

Dönemine uzak sanatçımız henüz yok! Doğasıya “Devrimci bir sanatçı” beklentim var hala…

CEVAP VER