Planlı-Plandışı Çocuklar ve Dünyanın Durumu

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Uzun süredir gözlemliyorum ve düşünüyorum. Eldeki verileri değerlendirerek sonuçlamaya vardım. Bu tespitimi okurlarımızla paylaşma konusunda tereddüt içindeydim. Nedeni de şu: İnsanlara belki de absürd gelmesi ihtimali. Ama bizleri en iyi tanıyanlar da okurlarımız.

Bir kişiyi tanımak demek; onun fikirlerini, hayata bakışını ve düşünce yapısını bilmek demektir. Okurlarımız da bizleri en iyi tanıyan kişiler olduğu için de paylaşmayı uygun gördüm.

Planlı çocuklar ve plandışı çocuklar

Planlı çocuklar:

Evlenen çiftler bir süre sonra çocuk sahibi olmak isterler. Bu, en temel dürtüdür. Yeni evlenen çift bu isteği geciktirirse, onların ebeveynleri ve çevre hemen sormaya başlarlar. ‘Bir rahatsızlık mı var, neden çocuk yapmıyorsunuz’ gibi.

Yeni evlenen çift de bu döngüye katılmak ister, büyük bir arzu ve istekle çocuk yapmak isterler. Bu istek ve arzu onların vücutlarına da etki eder. Bu pozitif enerji çocuğun oluşmasındaki yumurta hücresine döllenmesine bile etki etmiş olur. Anne karnında olan bebekle iletişime geçmek, o heyecanı yaşamak çok doğal hale gelir. Bebek doğduktan sonraki ilgi, sevgi, şefkat hep en üst seviyededir. Bu bebeğin gelişimi itinayla izlenir. Okula başlama heyecanı, büyümesi, onun için yapılan alışverişler… Kısaca; gelişme evresi hep ilgi, sevgi ve şefkat ile geçer.

18 yaşına kadar bu sevgi, şefkat ve ilgi ile gelen çocuklar da hayata bu artılarla başlarlar. Planlı şekilde yapılan ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci çocuklar da sevgi ve ilgiyi yaşarlar.

Plandışı çocuklar:

Plandışı çocuklar konusu biraz daha karışık. Bunun için illa evli olma gerekliliği olmaz. Hele batı kültüründe olanlar için ise durum daha da farklılaşır. Bir gecelik heyecan, alkollü ve alkolsüz olma gibi etkenler de işin içine girer.

Çalışan kesim açısından gececi-gündüzcü çalışmanın etkisi, son zamanlarda aşırı yaygınlaşan doğum kontrolü haplarının arada unutulması gibi etkenler de yaygındır.

Çevrenin ikinci-üçüncü çocuk merakı ve bunu ifade etmeleri, yakın çevredeki fazla çocuk sahibi olanların görünmeyen sosyopsikolojik baskıları, Avrupa ülkelerindeki çocuk parası gerçeği vb.

Dinin etkisi de bunlara eklenince, plandışı çocukların varlığı iyice artmaktadır.

Dindeki etkiler nedir?

‘Ümmetimin çokluğu ile övünürüm’ hadisi, kürtaj yaptırmanın haram olması, Dinin erkek egemenliğinde olması ve cinselliğin de erkek açısından ele alınması ve anlaşılması gibi.

Kültürün ve sosyal çevrenin de erkekler tarafında olduğunu görünce de, kadınların çocuk üretme makinası gibi algılandığını hemen kavrarız.

Aradaki fark:

Plandışı olan çocukların oluşmasında, planlı çocukların oluşmasındaki pozitif enerji yoktur. Döllenen yumurta hücresi bu enerjiden mahrumdur. Anne karnında yetişen bebek de, planlı çocukta olduğu gibi ilgi ve alaka ile gelişmez. Dünyaya gelen bebek, planlı yapılan çocukta olduğu gibi sevgi, şefkat ve ilgiden mahrum olarak büyür ve gelişir.

Çıkarım:

Synaps (sinir kavşağı) kurulması, 3 yaşına kadar en ileri safhadadır.

3-5 yaş arasında çocuklar beyin konrolünü yapmaya ve zihnini kullanmaya başlar.

4 yaşından itibaren çocuk beynin iki tarafı arasında iletişim kurmaya başlar. Bu kadar önemli olan yaşlarda planlı çocuk ile plandışı çocuklar çok farklı şekilde eğitilirler.

Planlı çocukların ağzının içine bakılıp, birşeyler üretmesi beklenirken; plandışı çocuklar kötü şartlar altında günlerini geçirirler.

Yaş ilerledikçe kişilik oluşumu ve sosyalleşme başlar.

Planlı çocuklar sevgi ve ilgi ile yetiştirildikleri için DEĞERLİ olduklarının farkındadırlar. Plandışı çocuklar ise sevgi ve ilgiyi başka yerlerde aramanın derdine düşerler. İlgi çekmek için yaramazlık, anormallik ve aşırılık yapmaya başlarlar. Bu sıradışı negatif aktivitelerle muhatap alındığını gören çocuk, varlık olmasının illetini de bu sıradışı negatif aktivitelere bağlar ve bu özellik gelişme gösterir.

Davranışların kaynağının büyük bölümünün çocukluk dönemiyle ilişkili olduğu bilimsel araştırmalarla sabittir.

Hayatımızda muhatap olduğumuz insanlara, çevremize, tarihe ve dünyaya baktığımızda da, doğal olarak insanların nasıl çocukluk geçirdiklerini düşünmeye başlarız.

Planlı yapılan bir çocuk mu?

Plandışı olan bir çocuk mu?

Düşünüyorum;

TV Dizilerini kutsayıp, hayatını ona endeksleyenler,

Ünlüleri ilahlaştırıp, sanki onların wc ihtiyaçlarının olmadığını sananlar,

Kendi hayatlarına önem vermeyip de, dizilerdeki para karşılığı rol yapan karakterlerin tavırlarını-duruşlarını taklit edenler,

Para hırsıyla her türlü yolu mübah görenler,

Kadına şiddet uygulayıp, döven ve hatta canlarına kıyanlar,

Tarihteki olumsuz olaylara imza atmış insanlar (Dünya savaşlarında etkin olanlar, Atom bombasının kullanılmasına karar veren ABD başkanı Truman, milyonlarca insanı katleden Hitler vb.),

Sokak kavgalarını çıkartan mahalle kabadayıları,

Rajon kesen mafya elemanları,

Aşırı dindar gözüküp insanları kandıran cahiller,

Beyinlerini kullanmayıp izmlerin ardında gidenler,

İşyerlerinde çalışanlara her türlü eziyet ve zulmü yapan patronlar-yöneticiler,

Çocukları döven öğretmenler ve ebeveynler,

Tüketim çılgınlığıyla haz tatmini yaşayanlar,

Kurallara ve hukuka uymayanlar,

İnsanlık dışı işlere imza atıp, açıkça haksızlık yapanlar,

Planlı olarak dünyaya gelen mutlu çocuklar mı, yoksa plandışı dünyaya gelip mutsuz olan çocuklar mı…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

CEVAP VER