Deniz Yücel Olayının Penceresinden Gelişmelere Bakış

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Pencereler ve kapılar, farklı ortamlara farklı manzaralara açılırlar. Farklı pencerelerden baktığımızda manzarayı daha farklı görürüz. Baktığımız pencerenin nasıl olduğu da önemlidir. Bazı pencereler iki kanatlıdır ve ikinci kanat da açılınca, manzara daha net ortaya çıkar.

Deniz Yücel olayının da iki kanatlı bir pencere olduğu ortaya çıktı.

Deniz Yücel özgürlüğüne kavuştu.

Basında yer alan haber ve yorumları sizlere aktarmama gerek kalmadı. Ülkemizde konuyu ele alan birçok meslektaşımız ayrıntılı şekilde aktardılar.

En özet şekliyle konu şöyle sonuçlandı: ‘Almanya’nın bu konudaki çalışmaları, Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik başarısı ve Merkel’in bu konudaki ısrarı’.

Burada iki nokta var:

Bir; Deniz Yücel’in tutukluluk sürecinde yaşananlar. (Yoğunluktan dolayı hazırlanamayan iddianamenin büyük bir hızla hazırlanması ve hemen sonuca ulaşılması)

İki; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak davasında çıkan sonuç

Almanya’da önemli olan basın özgürlüğü ve farklı görüşlerin ifade edilmesi özgürlüğü.

Bugüne kadar yazılan, söylenen ve iddia edilen düşünceler çok net ortaya çıkmış oldu.

Bu durum Türkiye için iyi mi, kötü mü oldu derseniz.

Pek iç açıcı olmadı denebilir. Çünkü iyi ya da kötü yargısı, baktığınız pencereye göre değişir.

Hukuk denen gerçekliğin kaygan bir zeminde olduğu ve keyfileştiği fikri çok daha netleşmiş oldu ve işte bu, hiç açıcı değil.

Deniz Yücel olayının penceresinden görünen manzara netleştikten sonra, akıllara şöyle bir soru gelebilir:

‘Hukuk yerle bir oldu diyorsunuz ama biz hala Afrin’i bombalıyoruz, Menbiç pazarlığı yapıyoruz ve hatta Fırat’ın doğusu konusu da bizden soruluyor. ABD’ye bile kafa tutuyoruz. Almanya ile pazarlık yapılması söz konusu bile değil. Bu kadar güçlüyken, nasıl oluyor da Almanya için Deniz Yücel’e özgürlük verilsin?’

Bunun cevabı kısaca: Curling.

Curling, buz üzerinde oynanan bir oyun. Takım olarak buz üzerinde oynanan satranç da diyebiliriz.

Türkiye, Afrin’e girene kadar dünya kamuoyu tarafından hedefe konulan bir ülkeydi. Ne oldu da, bir anda herşey değişti. Çünkü hedef Türkiye’yi Suriye’ye çekmekti ve hedefe ulaşıldı.

Suriye, Curling oyunun oynandığı buz zemin. Kaygan ve tehlikeli.

Türkiye’nin Suriye buzuna çekilmesi ile ilk aşama tamamlanmış oldu. Bundan sonra neler olacak?

Spekülasyon, ama işimiz zaten bir zihin çalıştırma ameliyesi…

Curling oynarken önemli olan stratejidir. Eğer karşınızdaki agresif oynuyorsa, planınızı ona göre yaparsınız. Yok eğer sakin ve hedefe odaklı oynuyorsa da, planınızı ona göre yapar ve hedeften uzaklaştırmaya çalışırsınız.

Suriye buzluğunda takımlar belli. Bu takımlarda değişiklik olur mu, evet olur ve olacak da.

Türkiye’nin bu alana çekilmesi aslında çok kolay oldu. Darbe teşebbüsü ile zarar gören ordunun kendini göstermesi gerekiyordu. Suriye buzluğuna girmek, bu açıdan çok önemli bir fırsat oldu.

Türkiye’nin yönetimindeki kanat değişikliği ülkenin yöneticilerini daha agresif ve milliyetçi haline getirmişti. Bundan rahatsız olan yok. Akp’ye oy veren milli görüşçüleri ve dindarları rahatsız etmemesi de normal. Çünkü onların da güç gösterme zaafları var. Bunların tatmin olması, onları da mutlu etmekte.

Bir bakıma şunu diyebiliriz; Türkiye’yi Suriye’ye çekme planı için yönetimde olan kişi ve kişiler çok uygundu ve hala uygun.

Yönetimde olan kişi ya da kişiler daha farklı yapıda olsalardı, bu hedefe ulaşmak mümkün olmazdı. Bu yüzden şimdiki kişi ve kişiler aslında istenen ve tercih edilenler.

Spekülasyona devam ediyoruz:

Bundan dolayı da, Akp ve ülkeyi yönetenler, plana uydukları için, güç savaşı verenler için gerekli. İş böyle olunca iktidarda kalmaları da işlerine geliyor ve gelecek de.

Asıl hedef Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirmek. İkisi de güçlü ve eski devlet. Bu planla ikisi de saf dışı bırakılmış olacak. Ama İran’daki özgürlük arayışları bazı şeyleri engellemekte.

Türkiye’de de benzer bir durum var. Nedir bu durum. Hukuksuzluktan bahsedenler sadece aleviler ya da sadece sünniler değil. Toplumun her kesiminden insanların rahatsızlıkları var.

Bu olmazsa, ikinci plan faaliyete sokulacak. Bu da sünni ve şiileri karşı karşıya getirmek. Suriye, Irak ve çevresinde ortaya çıkacak şii-sünni çatışması daha da büyüyebilir ve ileride Suudi Arabistan-İran çatışmasına da dönüşebilir.

Bir diğer tehlikeli nokta da; Türk-Kürt çatışması. İşte bu daha mümkün ve gerçekleştirilebilir.

Ülkeyi yönetenlerin milliyetçilik kanadının etkisinde olmalarından dolayı ortam müsait. Ülke içinde mahkum edilen Kürt politikacılar hepimizin malumu. Ülke dışında da mücadele alanımızda onlar var.

Peki ülkeyi yönetenler neden milliyetçi kanadın boyunduruğu içine girdiler? Esas önemli soru da, işte bu.

Bu durum hiç sunulduğu gibi seçim ittifakı değil aslında. Bunun gerisinde derin çalışmalar olduğu için boyunduruk altına girme kelimesini kullandım.

Bunu anlamak için dört soruyu yöneltmek gerekiyor:

  1. Ülkeyi yöneten kişi ve kişiler bu boyunduruğun altına girmemiş olsaydı, Suriye’ye operasyon olur muydu?
  2. Ülkeyi yöneten kişi ve kişiler bu boyunduruğun altına girmemiş olsaydı, Çözüm Süreci sona erer miydi?
  3. Üçüncü soru, ayrı bir makale konusu olduğu için ele almıyorum.
  4. Ülkede bu boyunduruk olmasaydı, sağ-sol olayları artıp, darbe ortamı oluşur muydu? (1971 ve 1980)

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

CEVAP VER