İsimler Ve Medya İle mi Geldiler!

0

Eral Akşener, İYİ Parti

2019 seçimleri yaklaştıkça, yerel yönetimlerdeki aday isimlerinde bir hareketlilik şimdiden başladı.

Aslında şimdi de değil. Metal yorgunluğu gerekçesiyle görevlerinden alınan, istifa ettirilen, başta AK Parti’li metal yorgunları olmak üzere değişikliklere başlandığında, yerel seçim süreci de fiilen başlatılmış oldu…

Bu aynı zamanda bir algı operasyonunun da startıydı.

Neden algı operasyonu mu?

Çünkü AK Parti kuruluşundan itibaren kurucu kadrolarının dışında hangi isimlerle seçimlere katıldılar da, o isimler seçimleri aldılar.

Toplumumuzun çoğunluğu “lidere oy verenler”, “lider için oy verenler” ve “lidere rağmen oy verenler” olarak sıralanmaktadır. Ve bu tercihler, seçim sonuçlarının ekseriyetini kaplamaktadır.

Sandıklarda tulum çıkaran seçim bölgelerinde, her seçimde isimler değişse de o tulumun hep çıkıyor olması, aday olarak isimlerin önemli olmadığını, ancak siyasi partisinin öyle ya da böyle uygun gördüğü aday olduğu için ve kerhen oy verilmektedir.

Kimse kusura bakmasın. Nalıncı keseri olmaya da gerek yok. Eğer “yok; ben partime seçmen katıyorum. Benim sayemde partim seçimi kazanıyor” diyen bir isim var ise, çıksınlar bağımsız aday olsunlar, ya da karşı bir partiden aday olsunlar da görelim.

İstisnalar kaideyi bozmaz elbette..

Adam çıkmış “Esenyurt’u kaybedersek Kudüs’ü, İslam’ı, Mekke’yi kaybederiz” diyor..!

Bu ne özgüven patlaması öyle!

İstanbul’a Binali Yıldırım ismi gündeme getirildi şimdi de.

Sanki Kadir Topbaş’ı üç dönem Belediye Başkanı seçen kendileri değilmiş gibi.., İstanbul yerel siyaseti ile sanki hiç ilgilenmemişler de, sorumlulukları yokmuş gibi..

Toplumda bir algı yaratarak, isim değişiklikleri ile politikalarının değişmiş olduğunu, siyasi söylemleri ve eylemlerini kuruluşlarındakilerden çok farklı bir noktaya evirdiklerini gizleme algısı değil mi bu?

Sanki en baştaki seçmen tercihi yereldeki isimler üzerindeymiş gibi!

Örneğin 2004’de, 2009’da ve 2014’de, Kadir Topbaş’ı AK Parti’li değil de, İstanbul’un Kadir abisi olduğu için seçmişler gibi!

Örneğin 2004’de, 2009’da ve 2014’de, Melih Gökçek’i AK Parti’li değil de, Ankara’nın değişmez ve değişmesi dahi cesaret edilemez abisi olduğu için seçmişler gibi!

Şimdi isim değişiklikleri üzerinden bir gündeme boğma ile, seçmenlerin, vatandaşların bu tercihlerinin sonuçlarının nelere mal olduğunu, hangi sonuçlar doğurduğunu, nereye ne kadar “ihanet edildiğini” gizlemek istenmekte gibi sanki..!

Ama seçmen zannedildiği gibi bir körlük içinde değil diye düşünüyorum.

Öyle olsaydı eğer; neredeyse tüm ulusal medya kuruluşlarının karşısında olmasına rağmen, “muhtar bile olamaz” denilen sayın Erdoğan ve liderliğindeki zamanın isimsiz AK Parti’lileri, 2002 Genel Seçimleri ve 2004 Yerel Seçimlerinde başarıyı yakalayamazlardı.

O günlerin unutulduğuna şahit olduğumuz bir siyaset ve medya ilişkisi dönemindeyiz son birkaç yıldır.

Öyle olmasaydı eğer, nasıl geldiklerini hatırlarlar ve yıllar yılı “göbeğini kaşıyan, bidon kafalı, dağdaki çoban” diyerek küçümsenen seçmen çoğunluğa aynı muamele etmeyi düşünmezlerdi…

Mesela sayın Meral Akşener ve yakın arkadaşlarının MHP kongresi için verdikleri mücadelede, engellemelerle ve yargı(!) kararlarıyla parti içindeki değişime nasıl engel olunduğu illaki not edilmedi değil..!

İYİ Parti kuruluşu da ortada. Buldukları ve giderek çoğalan destekleri de ortada…

Ve, 1 Nisan kongresinde medyamızın ne kadar ilgisiz, çekingen ve kongreyi korku duvarları arkasından dışarıdan izleme(me)si de…

Tesadüf ki metronun arızalanması, ulaşımın engellenmesi. Ama ona rağmen hınca hınç dolan bir kongre salonu, dışarıda salonun neredeyse iki katı kadar bir insan seli…

Baskı oldukça, engel konuldukça, insan psikolojisinin değiştiğini ve toplumsal duyarlılığın arttığını bilen, iktidar partisi olan AK Parti görmeliydi, görmeli de…

CEVAP VER