Ne olursan ol, yine gel!

0

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, gençlerde deizm ve ateizmin yaygınlaştığına yönelik yapılan araştırmalarla ilgili konuştu. Erbaş, Türkiye’deki insanların deist ve ateist olamayacağını söylerken bu inanç felsefelerinin sapıklık olduğunu iddia etti.
Açıkçası Müslüman ve aldığı her nefesi bile Allah aşkıyla alıp veren biri olarak Ali Erbaş’ın yaptığı bu açıklamaları işittiğimde kulağıma hiç hoş gelmedi. Çünkü bizim dinimiz kişiyi özgür bırakır ve insanların kendi içlerinde ve dünyada olup biteni sorgulaması için zemin hazırlar. Ayrıca inanç özeldir, kul ile Yaratıcı arasındadır. Ve kimin inanıp inanmadığını, inancının büyüklüğüne bir tek yüce Allah vakıftır ve sorgulayabilir.
Ateizm ve deizm bir sonuçtur. Şimdi sormak istiyorum Sn. Ali Erbaş’ın bu tür bir bakış açısına sahip kişilere ‘sapık’ diyerek hakaret ve aşağılayıcı bir tavır sergilemesi Müslüman bir ülkenin din işlerinin başında olan bir kişi için hiç yakışık alıyor mu? Kaldı ki Müslümanlığın bir hoşgörü dini olduğunu ve tüm insanlığı kucaklayan bir felsefe ağıyla örülü oluşunu kendisi benden daha iyi bilir.
Ayrıca kendisinin ve onunla aynı fikri paylaşan ve kendini Müslüman olarak niteleyenlerin bu uzak, soğuk, olumsuz ve incitici söylemlerde bulunmak yerine ‘Biz nerede hata yaptık diyerek bir iç hesaplaşma yapması gerekmez mi?
Aslına bakarsanız son günlerde insanların dinden uzaklaşmasını ve hâttâ Tanrı ile arasına mesafe koymasını sağlayan unsurların en başında kimse kusura bakmasın dini kendine bir kalkan olarak kullanan kişiler gelmektedir.
Sayın Ali Erbaş sonuca odaklanmak yerine bir yanda Allah ve Peygamber deyip, öte tarafta başkalarının kul hakkına girmeyi kendilerine reva görenleri eleştirmelidir.
Bu tablodan sınav kâğıtlarını çalanlardan, kendi cemaatleri içinde olduğu için iş başvurusunda öne alınanlara, önce Bismillah diyerek yola koyulup, tepenin sonunda üzerimize bomba salacak kadar akıl tutulması yaşayanlara kadar herkes sorumludur.
İnsanı dinden imandan çıkaranlar arasında; bir eğitim kurumunda onlarca çocuk tecavüze uğradığında üzerinde dini bir sembol taşıyıp ‘Bir kereden bi’şey olmaz’ diyenden, ona buna bik bik edip böyle yürekler acısı bir durumda gıkını bile çıkarmayan ama her Cuma camilere koşan sözde Müslümanlar da vardır.
Asıl ‘sapıklar’ sakalını sıvazlayıp tespihini çekerken yaptığı her açıklamayla ateşe üfleyen hokkabazlar gibi davrananlardır. Ketçap yersen şehvetinin artacağını söyleyip, tenine değen battaniyeye bile hallenip, asansörde dahi bir kadınla yan yana olmaktan hicap duyan din bezirganlarıdır. Kim bilir kaçıncı kez hacca – umreye gidip gelip kendi yaşına başına bakmadan, ağarmış sakalından utanmadan memeleri daha yeni çıkmış 14 yaşındaki bir kız çocuğuna uçkurunu çözenlerdir.
Ona buna hoş görünüp, selam çakacağım diye sosyal medyada iki tane ayet, üç tane Hadis-i Şerif sallayıp telefonda bunun geyiğini yapanlar, lacileri çekip yurdum insanının sırtına basa basa yukarıya çıkanlar, işçi kardeşim aybaşında kirayı nasıl öderim diye düşüne düşüne karnının gurultusundan gözüne uyku girmezken 700 bin liralık saat takan Müslümanlar! sayesinde deizmin ekmeğine yağ sürülmüştür.
Sorup sorgulamasın diye ‘Okuma oranı arttıkça kendisini hafakanlar bastığını’ hiç utanmadan açık açık dile getiren üniversite rektörlerinin olduğu bir ülkede bırakınız bazı kişiler bazı şeyleri yargılayıp irdelesin.
Aslında beyni yakan bunca acayiplik içinde kimilerimizin hâlâ inatla bazı konuları muhakeme etmeye çalışması gerçekten alkışlanması gereken bir özelliktir. Bu da demek oluyor ki hâlâ yaşıyoruz ve işleyen bir beynimiz var. Kişi kendi doğrusunu elbette bir biçimde bulacak ve kendi ışığına doğru yol almaya devam edecektir.
Bugünkü yazımın sonuna yaklaşırken çoğunluğumuzun Hz. Mevlana’ya ait olduğunu düşündüğümüz, ancak; Orta Asyalı sufi bir şair olan Ebul Hayr’ın olduğu da söylenen güzel bir sözü hatırlamak istiyorum.
‘Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.’

Gel kardeşim! İster saçı açık, başı kapalı, mini etekli, aklı yarım, gözü şaşı, cep delik cepken delik, kulağı küpeli, basma şalvarlı, kaytan bıyıklı, ağzı dualı, akşamdan kalma, donsuz dolaşan, heybetiyle yeri göğü çınlatan, kendi gölgesinden bile korkan, çamura batmış, amuda kalkmış, dinden sapmış, Yaradan’a savaş açmış bile olsan, yine gel kardeşim.
Yeter ki iyilik için yola çık, bu bana yeter. Namussuza, ahlaksıza, kötüye savaş açan bir kalbi olduktan sonra herkesin başımızın üstünde yeri var. Çok şükür ki bu ülkede tüm ayrıştırmalara inat ben ve benim gibi düşünenlerin hâlâ hepimize yetecek kadar geniş bir yüreği var. Elbet sana da gönül köşkümüze kurulacak bir yer çıkar.

CEVAP VER