Ruhları İftar Ettirmek

0

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış,
Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde,
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

[Rind, dünya işlerine önem vermeyen kimse, kalender, gönül eri. Çoğulu rindân’dır. Bu yolda yazılmış şiirler de rindâne sözcüğüyle nitelenir. Rindlik “Divan şairlerinin hüviyyetidir.]

Ölümü asude bir bahar ülkesi gibi hissetmek için Rind olamasak da, dünyaya en azından bir Rindin gözünden bakabilmek gerek.

Bir arkadaşım Nuruosmaniye Külliye’sinde tertip edilen iftar yemeği için şu cümleyi kurmuştu: “İftar saatinde bedeni değil, ruhu doyurmak için bize böyle mekanlar lazım.”

Edebin ve yüksek sanatın timsali olan Nuruosmaniye bugün devasa binalarla gözümüze sokulan beton ve çakılın Cami halinden çok daha fazlasını ifade ediyor.

Bu pazar yazısını siyaset tezgahına sokmaya niyetim yok. Yarın siyaset yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim. Lakin taşın, kumun, çakılın bir tarafta şehre hançer gibi batan koca bir gökdelen, diğer tarafta ise duanın evsahipliği için camiye dönüşmesindeki tuhaflığı da ister istemez insana bir sıkıntı veriyor.

Bu hissiyata Çamlıca Camisi için oluşturulmuş beton santralinin yanına vardığımda da vasıl olmuş idim. Evet yapılan cami idi ama Çamlıca’yı griye boğan o beton santralinde üretilen maddenin camiye dönüşmesinin çok da anlamı var mı sizce?

Bir hikaye vardır:
Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa sürede yarılıyorlar. Aynı hızlı tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor:“Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?”

Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki:  “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…”

Simeon Kalfa’nın barok tarzda inşa ettiği Nuruosmaniye ruhunu bekleyen rindler için ideal bir mekandır. Burayı inşa eden (ne demekse) “gayrımüslim” usta halis bir inanan olarak ister Müselman ister İsevi olsun, insanın ihtiyaç duyduğu huzurun ancak estetikte olacağını iyi bilmekte idi.

Yahya Kemal dizelerinde ölümün karanlığını bülbülün şarkısı, gülün kızılı ve servinin yeşili ile cümbüşe çevirmiş idi. Bu cümbüşü ancak ve ancak Nuruosmaniye’nin sonsuza kadar ayakta kalacak bahçesinde hayal edebilirdi insan.

Ölümü şenliğe tahvil eden bir diğer kutup ise kuşkusuz Rumi’dir :
“Ölümümüz sonsuzlukla evliliğimizdir.
Peki sır nedir? “Tanrı tektir.”
Güneş ışığı kırılır evin pencerelerinden girerken.
Tıpkı üzüm salkımlarındaki çeşitlilik gibi,
Ama üzüm suyu gibi değil.
Çünkü Tanrı’nın ışığında yaşayanlar için,
Nefsin ölümü bir lütuftur.
O ölümü tadan nefs için ne iyi söyleyin ne de kötü,
Çünkü o artık iyiliğin ve kötülüğün ötesine geçmiştir.
Gözlerinizi Tanrı’ya çevirin ve onun gaybı hakkında konuşmayın.
Ve böylece o size çok farklı görünecek.
Tanrı’nın ışığı ebedidir.
Ebedi olmayan ışıksa fani bedenlerin vasfıdır.
Hakikati lütfeden Tanrı’dır.
Ve hakikatin kuşu, sana doğru uçmakta.
Arzunun kanatlarıyla.”

Ölümü bir lütuf, bir düğün (Şeb-i Arus), sonsuzlukla nikah olarak tanımlayan Rumi için Yahya Kemal’in dizeleri çok tanıdıktır kuşkusuz.

Bugün siyasetten uzakız onu ifade edeyim. Gündelik siyasette fütursuzca ifade olunan Nekrofilik dille uzaktan yakından ilişkisi olmayan bu ölüm güzellemesi elbette rindçe bir bakışa ihtiyaç duyar. Hele ki ölümü tadan nefs için ne iyi ne de kötü söylemek ise, belki de olgunluğun en üst düzeyine ulaşmak, onu da aşmaktır.

Ramazanda tutulan oruçlarla aç ve susuz kalmak, cinsellikten uzak durmak ve bir taraftan günlük yaşama aynı düzeyde devam etmek müthiş bir metafordur.

Düşünsenize; çalışıyor, çabalıyor, ama bunu bedensel bir ödülle mükafatlandırmıyorsunuz.

Ramazanı camilerde uyuyarak geçirir kimi bölge halkları. Tabii ki neticeyi Allah biliyor, lakin bu bana orucun ve inancın en zıddını tavsiye etmek gibi geliyor.

Oruç bedenin değil zihnin ıslahıdır bana göre… Oruç tutan aç kalmaktan değil, doyamamaktan endişe duymalıdır. Bu ise bedene değil ruha dair birşeydir.

CEVAP VER