“Edep Ya Hû”

1

“Edep Ya Hû!” nidasını pek severim, bir dinginlik verir bana. Sözün bittiği yeri anlatır. Çaresizliğin ötesinde tevekkülü de içerir bu söz. Muhatabımızın da ele alınacak her türlü insani değerden yoksunluğunu vurgular.

“Hû”dan korkmayanlar, “edeb”i de terk etmiş görünüyorlar. Bunu yapanlar kendi mahallemizde mukimse, mahalleden taşınmayı bile düşüyorsun zaman zaman.

Siyaset, belden aşağı ve algılar üzerinde yürütülüyor ülkemizde. Ben bu sahtekâr çobanların güttüğü sürüde yer almak istemiyorum, diyerek tek başıma dağlara çıkıp oralarda insanca yaşama isteği duyuyorum. Bir siyasette bu kadar yalan, bu kadar ikiyüzlülük, bu kadar çıkar, halkı bu kadar aptal yerine koyma yüzsüzlüğü olur mu? Oluşturulan algıyla gerçek arasındaki derin çelişki insana “Edep Ya Hû!” dedirtiyor.

Bir siyasi lider. Adam hayatta ağzına içki almamış. Bir fotoğraf dolaşıyor sosyal medyada. Fotoğrafta, konu olan kişi elinde bir kadehle poz veriyor. Besbelli ki fotomontaj. Sosyal medya trolleri algı oluşturuyor. Yine aynı kişi için gazetede bir manşet haber: “Falan kişi oruç ve namazı küçümsedi.” Haberi okuyorum, adamın dediği şu: “Müslümanlık yalnız oruç tutmak, namaz kılmak değildir; vicdan sahibi ve adaletli, hakkaniyetli olmak daha önemlidir.” Bu cümlede bir küçümseme değil, karşılaştırma yöntemiyle bir gerçeği vurgulama var. Buna rağmen buradan bir küçümseme sonucu çıkarmak, anlayış kıtlığı değil, tam bir art niyetliliktir.

Kur’an direktiflerini hayat rehberi yaptığını iddia edenlerin, Maide 8’deki “Ey müminler! Allah için hakkı ayakta tutan hâkimler ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe götürmesin. Adâlet yapın ki, o takvaya en çok yakın olandır. Allah’tan korkun. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır” cümleleriyle yapılan uyarıdan sonra, samimiyetleri sorgulanmalı.

Yazımıza konu olabilecek, gerek iktidar gerek muhalefet cephesinden, pek çok örnek bulunabilir. Şunu görüyorum: Ülkemizde siyaset arenası hareketlendikçe bireysel ve sosyal ahlak dip yapıyor. “Edep Ya Hû!”

Algı oluşturmakla görevli troller, karşı tarafa iftira atmakla kalmıyor, aynı zamanda bizim gibi iyi niyetli, temiz insanları da aptal yerine koymuş oluyor. Aptal yerine konmak, doğrusu kimsenin hoşuna gitmez. Bu davranış, yapanlara da bir kazanç getirmez. Hatta burada yaşayanları bile mahalleden kaçırır. “Edep Ya Hû!”

Yanlışı söylemek lazım. Bazı insanlar, hatalarını söylemeyince kendisini kusursuz sanıyor. Bazı insanları da gerektiğinde kırmak gerekiyor, içinde ne olduğunu görmek için. Özellikle bu dönemde kapıyı göstermemiz gereken insanlara anlayış göstererek büyük hata yapıyoruz. Bizim hayattaki amacımız ne? “Kralın adamı olmak” mı, “adamın kralı” mı olmak? “Adamın kralı” olmayı tercih edenler, “Kral çıplak” demeli. Bu algı sahtekârlığı, sona erdirilmeli. Bundan, bu sahtekârlık yöntemiyle oy devşireceğini düşünenler, birinci derecede sorumludur.

Sorunun kendinde olduğunu anlamayan insanların, çözümü başkasının huzurunu bozmakta aramaları veya bulmaları, ne kadar bireysel bir psikopatlıksa bu tür iftiraları ve saygısızlıkları bütün toplumu ilgilendiren siyasette yapmaları da siyasi bir psikopatlıktır, ahlaksızlıktır. Temiz bir siyaset, temiz bir toplum için bu tiplere fırsat verilmemeli, meydan bunlara bırakılmamalıdır. Siyaset, kişileri temizlemez, temiz insanlar siyaseti temiz kılar.

Bir de şu tipler var: Adamın cemaziyülevveli belli. “Ben değiştim, farklıyım” diyor. İlim, irfan, hikmet yoksunluğunun verdiği cesaretten aldığı özgüvenle kendi söylediklerine bizim inanmamızı istiyor. Kişinin öncesi neyse sonrası da odur. Önden de okusan, arkadan da okusan kütük, “kütük”tür. Eylem de söyleyiş de değişmez. Siyasette giydiğin kıyafet değil, taşıdığın karakterdir asıl olan.

Kişilerin karakter derecesini öğrenmek için birlikte ya seyahat ya ticaret önerir kadim kültürümüz. Ben de siyaset ekliyorum buna. Uzaktan baktığında “Ne kadar kusursuz” dediğin insanlar için, siyasette yakından tanıyınca “Ne kadar lüzumsuz” diyorsun. Kendisine “Ben ne kadar doğru insanım?” sorusunu sorması gerekenler, küçük menfaatleri için içlerine sindiremeseler de sözde “doğru(!) insanların” borazanlığını yapıyorlar. Onlar masum, günahsız; sanırsın ki cehennemde sadece ben yanacağım.

Edebini takınmalı insan, edebini bilmeli. Edebini bilmek; haddini bilmektir, kendini bilmektir. Ticarette, seyahatte, siyasette, nerede olursa olsun, edeple insan-ı kâmil olur beşer. “Edepsize edep öğretmek, sadaka hükmündedir” der eskiler.

“Edep ve Hû” kelimeleri ne güzel söyleyiş ve anlam bütünlüğü oluşturmuş: “Edep Ya Hû”

Doğrudan iletişim için: kadir@kadirdurgun.com

1 YORUM

CEVAP VER